<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521</id><updated>2012-01-22T19:28:57.862+02:00</updated><category term='başörtüsü'/><category term='türkiye&apos;de bürokrasi'/><category term='ermeni sorunu'/><category term='cumhurbaşkanlığı'/><category term='Türkiye'/><category term='martin luther'/><category term='devlet'/><category term='leyla ipekçi'/><category term='amerika'/><category term='teziç'/><category term='özel durum'/><category term='Babalar günü'/><category term='bilgisayar'/><category term='tarih yüksek lisansı'/><category term='YSK'/><category term='seçim'/><category term='muhtıra'/><category term='tehlikeli denemeler'/><category term='iktidar'/><category term='entelektüel bakış'/><category term='Liberalizm'/><category term='gariplikler pusulası'/><category term='chp'/><category term='eğitim'/><category term='demokrasi'/><category term='tarih master'/><category term='liberalizm konferansı 2008'/><category term='ahmet ay'/><category term='yenilik'/><category term='kitap tahlil'/><category term='kritik döneme'/><category term='buğday'/><category term='tanım'/><category term='irtica haberleri'/><category term='erdoğan'/><category term='muhalefet'/><category term='iftar'/><category term='değerlendirme'/><category term='Darbe'/><category term='altı ok'/><category term='maya'/><category term='ihl'/><category term='Kemalizm'/><category term='ekonomi'/><category term='kuzey ırak'/><category term='bizans'/><category term='AB'/><title type='text'>Okuduklarım ve Yazdıklarım</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>57</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-4370156196946484932</id><published>2011-09-27T15:17:00.000+03:00</published><updated>2011-09-27T15:19:58.862+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye&apos;de bürokrasi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YSK'/><title type='text'>Türkiye’de Bürokrasi ve YSK</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: Arial, Tahoma, Helvetica, FreeSans, sans-serif; font-size: 15px; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;12 HAZİRAN’DA yapılacak genel seçim yaklaştıkça siyasî hava fark edilir biçimde gerginleşmeye başladı. Ağır aksak da olsa bir asrı aşan seçim tecrübesine rağmen bugün hâlâ seçimler yaklaşırken demokrasiye dışarıdan müdahaleler gerçekleşiyor.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 0.25in; "&gt;Yüksek Seçim Kurulu’nun yaptığı müdahaleyi de bu çerçevede değerlendirmek mümkün. Hatırlayacak olursak YSK önce BDP’nin desteklediği bağımsız yedi adayın milletvekili adaylıklarını engellemiş daha sonra aldığı kararda ise bu sayı bire düşmüştü.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 0.25in; "&gt;YSK’nın bu müdahalesini sadece kuralları uygulama ya da bir anlık müdahale olarak değerlendirebilir miyiz yoksa bunun tarihsel arka planı var mı?&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 0.25in; "&gt;Osmanlı Devleti’nin son döneminde III. Selim ve köklü olarak da II. Mahmud döneminde başlayan merkezîleşme ve modernleşme ile birlikte önem kazanan bürokrasi–İkinci Abdülhamid’in Yıldız bürokrasisini bir kenara koyarsak–büyük ölçüde Türkiye’ye devrolmuştur. İttihat Terakki Cemiyeti ile zirveye ulaşan askeri-sivil bürokrasi 1913 Bab-ı Ali baskını ile kurumsallaştırılmış, Osmanlı Devleti’nin yıkılması ile Cumhuriyet Halk Fırkası (Partisi) tarafından büyük oranda devralınmıştır. İTC-CHF arasındaki bu felsefî ve organik bağ İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası konjonktürün baskısı ile demokratik yaşam başlayana kadar toplum üzerinde kendisini hissettirmiştir. Bu bağlamda, cumhuriyetin ilk yıllarında hem milletvekili hem bürokrat hem de iş adamı olmak mümkün iken İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından çok partili hayata geçişle birlikte yerleşik bürokratik düzen sarsılmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 0.25in; "&gt;Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte Türk politikasını anlamamıza yol açan askeri-sivil bürokrasi (merkez) ile halk yığınlarının politik partileri (çevre) arasındaki gerilim belirginleşmiştir. DP’nin halka yaslanıp kökleşmiş bürokrasinin etki alanlarına nüfuz etmeye başladıkça bu seçkin zümreyi rahatsız etmekle kalmamış aynı zamanda kazanımlarını da tehdit etmeye başlamıştır. Bu kazanımlarını kaybetmek istemeyen bürokratik oligarşi (üniversite hocaları, yüksek bürokrasiyi ve askeriye) darbe yoluyla demokrasiye ‘balans’ ayarı çekmiştir. Bir daha çevrenin seçim yoluyla baskılarına maruz kalmak istemeyen bu grup 1960 darbesinden sonra işlevi azaltılmış bir meclis, seçilmişlerin ancak senatonun onayı ve yeni kurulmuş Anayasa Mahkemesi’nin reddi olmaması durumunda kanun çıkarabilecekleri bir ortam meydana getirmiştir. Millî Güvenlik Kurulu’nun da temellerinin atıldığı bu dönem daha sonra 12 Eylül rejiminin perçinlediği vesayet düzeni seçilmişlerin kontrol dışına çıkmasını engellemek için Cumhurbaşkanına önemli yetkiler vermişti.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 0.25in; "&gt;367 kararını veren, 411 milletvekilinin onayladığı maddeyi iptal eden zümrenin Türkiye’ye küçük çaplı bir şok yaşatan kararı alması aslında şaşırılmaması gereken bir durumdur, nitekim yapılan balanslar tarihsel bir refleksi yansıtmaktadır. Diğer yandan bugünlerde artan askerî operasyonlar diğer yandan YSK’nın kararı ile acaba Türkiye’nin Kürt meselesini çözmesinin önü yine mi kesilmek isteniyor sorusu akıllara gelmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 0.25in; "&gt;Ne de olsa bu ülkeye komünizm gelecek onu da biz getiririz diyerek kendini deşifre eden bu zihniyet bugün hâlâ–gücü azalsa da–kendini devam ettirmektedir. 12 Haziran seçimlerini kritik bir seçim haline getirecek bu gelişmeler Türkiye’yi yeniden bir şiddet sarmalının ortasında bırakabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta Türkiye’deki her kesimin ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı politikalara bir son vermesi ve başka canlar feda edilmeden olayların bir son bulmasıdır. Unutulmamalıdır ki ümitlerin bu kadar arttığı bir noktadan geriye dönüş tam anlamıyla facia getirecektir, bunun için çevrenin iktidarı sorunların çözümünde inisiyatif geliştirmeli ve meseleleri bürokratik yapıya kaptırmadan çözüm yolunda kararlı bir şekilde yürümelidir. 1990’lı yıllara geri dönmeye artık Türkiye’nin mecali yoktur; sorun demokrasi dışı müdahalelere fırsat verilmeden çözüme kavuşturulmalıdır.&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 0.25in; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 0.25in; "&gt;Nuri Salık&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 0.25in; "&gt;Mehmet Akif Memmi&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-4370156196946484932?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/4370156196946484932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=4370156196946484932' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4370156196946484932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4370156196946484932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2011/09/turkiyede-burokrasi-ve-ysk.html' title='Türkiye’de Bürokrasi ve YSK'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-7702587315813823258</id><published>2011-09-20T14:31:00.001+03:00</published><updated>2011-09-20T14:32:57.185+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gariplikler pusulası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='leyla ipekçi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='maya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='entelektüel bakış'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahmet ay'/><title type='text'>Gariplikler Pusulası ve Maya</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: Arial, Tahoma, Helvetica, FreeSans, sans-serif; font-size: 15px; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;UZUN ZAMANDIR roman okumaya fırsatım olmamıştı. Hem editörlüğün zorunlu kıldığı sürekli okuma hali hem de derslerin zorunlu okumaları ayaklarımı uzatıp tashih ve düşük cümle aramadan okumaya müsaade etmemişti. Kelimelerin sonunu görmeden onları tamamlamak ve kitabın arasına parmağını koyup hayaller kurmak ne büyük saadet.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Sözü fazla uzatmadan uzun bir aradan sonra okuduğum iki romandan bahsetmek istiyorum. Biri Timaş Yayınları tarafından tekrar basılan Leyla İpekçi’nin ilk romanı &lt;i&gt;Maya&lt;/i&gt;. Diğeri ise Ahmet Ay’ın yazdığı Esen Kitap’ın yayınladığı &lt;i&gt;Gariplikler Pusulası&lt;/i&gt;.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Önce &lt;i&gt;Gariplikler Pusulası&lt;/i&gt;’ndan başlayalım. Bu kitap Ahmet Ay’ın ilk romanı. Bu yüzden biraz da yazarından bahsetmek gerekir. Aslında Ahmet Ay anlı-şanlı çok satan yazarların kitaplarının düşük cümlelerini düzelten, fazlalıklarını atan, mantık örgüsüne aykırı şeyleri derleyen (editör olduğunu anladınız değil mi?) ve şimdiye kadar çok fazla göz önüne çıkmamış bir isim. Ama her kötü yazar editörü yazarlığa teşvik edermiş düsturunca artık kendisi de kitaplarıyla boy göstermeye başlıyor. Sanıyorum ki yakında birkaç eserini daha kitapçılarda göreceğiz.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;Gariplikler Pusulası&lt;/i&gt;’na gelince, kitabın kapağının hakkını vermek gerek. Hakikaten etkileyici bir tasarımı var. Muhtevaya gelince &lt;i&gt;Maya&lt;/i&gt; ile aynı hızda okuduğumu söyleyemeyeceğim. Ancak özellikle ilk kırk sayfadan sonra insanda merak duygusu oluşturduğu kesin. Bazen romanlar böyledir. Hemen alışamazsınız birbirinize biraz zaman gerekir. Kitabın ortalarına geldiğinizde ise sayfalar adeta nehir olup akıyor. Aslında bu roman bir romanın seks, cinayet, entrika içermeden de sürükleyici olabileceğinin en güzel göstergesi. Kitabın sonunda ise okuyucularını büyük bir sürpriz bekliyor.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;Maya&lt;/i&gt;’nın ödüllü bir çalışma olduğunu en başta belirtmek gerek. Aslında kitabı okuma sebebim en başta bahsettiğim meslek ve eğitim dışı bir okuma değildi. Leyla Hanım ile görüşecektik ve hakkında bilgi sahibi olmam gerekiyordu. Bu noktada yapılacak en iyi iş muhatabınızın yazdıklarını okumaktır. Ben de öyle yaptım ve &lt;i&gt;Maya&lt;/i&gt;’ya başladım. Bir akşam vakti biraz gönülsüz başlayan süreç ertesi sabah biraz erken kalkıp kitabı bitirmemle sona erdi. Kitabın akıcılığı ve sürükleyiciliği konusunda sanırım bu dediklerim yeterli. Bu kitabın tekrar Timaş tarafından basılması yerinde olmuş. İlk olarak &lt;i&gt;Zaman&lt;/i&gt; gazetesindeki yazılarıyla tanıdığım Leyla İpekçi sanıyorum kısa süre içerisinde bunaltıcı siyasetten kendini kurtararak okuyucunun ruhuna dokunan yazılarıyla devam edecek.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu iki kitabı okumanızın yanında bir de Metin Karabaşoğlu ile birlikte yaptığımız ve Leyla İpekçi’nin konuk olduğu radyo programını (Entelektüel Bakış) dinlemenizi öneririm. İnsana huzur veren ve zaman zaman hatırlamakta güçlük çektiğimiz fıtri güzellikleri ortaya çıkaran bir programdı. Keşke reklam aralarını da dinleyebilseydiniz.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://www.moralfm.com.tr/arsiv/entelektuel-bakis/"&gt;http://www.moralfm.com.tr/arsiv/entelektuel-bakis/&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-7702587315813823258?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/7702587315813823258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=7702587315813823258' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7702587315813823258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7702587315813823258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2011/09/gariplikler-pusulas-ve-maya.html' title='Gariplikler Pusulası ve Maya'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-2085382900033488892</id><published>2011-09-06T11:10:00.000+03:00</published><updated>2011-09-06T11:11:21.411+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tehlikeli denemeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap tahlil'/><title type='text'>Bir Kitap: Tehlikeli Denemeler</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: Arial, Tahoma, Helvetica, FreeSans, sans-serif; font-size: 15px; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Metin Karabaşoğlu’nun 2004 yılında ilk kez basılmış olan Tehlikeli Denemeler adlı kitabı birbirinden bağımsız makalelerden oluşan bir kitap. Makalelerin konularının birbirinden farklı olması ya da birbirinin devamının olmaması sizi yanıltmasın aslında bütün makaleler Risale-i Nur perspektifinden yazılmış ve onun bakış açısından zihnimizi meşgul eden bazı kavramlara açıklamalar ya da analizler getiriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Kitabı benim açından ilgi çekici yapan ise sürekli olarak meşgul olduğumuz, arkadaşlarımızla tartıştığımız İslam ve bilimin ilişkisi, milliyetçilik ve devletçiliğin Müslümanlar üzerine etkisi ve cihat nedir, Günümüzde nasıl olmalıdır gibi dün tartışılan, bugün tartışılmakta olan ve muhtemelen yarın da tartışılacak olan meselelerle ilgilenmesi. Tabii asıl önemli olan bu konuları gündeme getirmesi değil bu konuları İslam âleminin son yüzyılda yetiştirdiği en büyük âlimlerden biri olan Bediüzzaman Said Nursi’nin yazmış olduğu Risale-i Nur’ları referans alarak analiz etmesi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Kitabın “bilime nasıl bakmalı?” adlı bölümünde Karabaşoğlu şuana kadar Risale-i Nur’ların pozitivizmin ötesine geçemediği ya da Şerif Mardin’in değerlendirdiği gibi deism-doğal din yaklaşımı atfetmesini bir hata ya da yanlış anlama olduğunu belirtiyor. Daha sonra da Risale-i Nur’lardan yaptığı pek çok alıntılarla Risale-i Nur’un İslam ile bilimi uzlaştırmaya çalışmadığını, bilim ile İslam arasında ancak peder-çocuk ya da köle-efendi ilişkisinin olduğunu gösterdiğini tespit ediyor. Hatta bunu Risale-i Nur’un bakış açısıyla “bilginin yeniden imanileştirilmesi” olarak adlandırıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;“Müspet milliyetçilik var mı?”&lt;/i&gt; başlıklı bölümde Risale-i Nur’ların nasıl yanlış anlaşıldığının vahim bir örneği aslında. Risale-i Nur’larda geçen milliyet kelimesinin diğer bölümlerde geçen kısımlarla değerlendirildiğinde ve aynı zamanda yazıldığı dönemler göz önüne alındığında (cumhuriyet öncesi) müsbet milliyetin İslam milliyetine atıf yaptığını ve milliyetçiliğin aslında bir iman zaafına işaret ettiğini nefsanî bir zevk, uğursuz bir kuvvet gibi müsbet olmadığını “&lt;i&gt;Yirmialtıncı Mektub&lt;/i&gt;”dan alıntı yaparak söylüyor. Diğer bir yandan müsbet milliyetçilik diye bir kavramın Risale-i Nur’larda geçmediğini, milliyetçilik kavramının pek az yerde ve “menfi milliyetçilik” ya da “menfi milliyetçiler” şeklinde geçtiği tespitini yapıyor. En sonunda da “İslamiyet cahiliye asabiyetini kesip atar” hadisini hatırlatarak meseleyi kapatıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Devletin sonradan oluşturulan bir tüzel kişilik olduğunu vurgulayan yazar, “&lt;i&gt;devletçilik: bir zihniyet anatomisi” &lt;/i&gt;adlı bölümde tabiatçıların her şeyi tabiattan ya da nedenlerden ibaret gören yaklaşımına benzer biçimde devleti kutsayan zihniyetin de devlet gibi sonradan meydana gelmiş bir sosyal sözleşmeyi sanki ezelden beri var olmuş ve olacak gibi düşünüldüğünü söylemekte. Bu konuda İslam tarihinden ve Osmanlı tecrübesinden de örnekler veren Karabaşoğlu, devleti bireyden üstün tutan anlayışın ve bireyi devlet karşısında üstün tutan anlayışın İslam tarihi boyunca mücadele halinde olduğunu belirtiyor. Bunun yanında Bediüzzaman Said Nursi’nin hem Abdülhamit istibdadına hem M. Kemal’in baskı rejimine hem de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasına destek vermediğini belirterek bu üç anlayışın ortak noktasının devleti önceleyen bireyi geri plana iten anlayışlar olduğunu söylüyor. Aslında bu çarpıcı ve pek yapılmayan benzetme başlı başına bir kitap konusu olabilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Cihadı maddi ve manevi olarak ikiye ayıran yazar manevi cihadın hiçbir zaman bitmeyeceğini çünkü nefisle mücadelenin bu cihadı oluşturduğunu, maddi cihadın ise yine İslam tarihinden örneklerle ancak bir ülkenin İslam’ın anlatılmasına engel olduğu zaman savaş açılabileceğini belirtiyor. Bundan sonra ise bu savaşın mutlaka adaletli olması gerektiğini yani tehdit oluşturuyor veyahut da içinde düşman barınabilir diye köylerin boşaltılamayacağını, yaşlı ya da çocuklara zarar verilemeyeceğini, kitle imha silahlarının kullanılamayacağını kısaca topyekûn bir savaşın cihat anlayışına uymayacağını söylüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Sonuç olarak bahsetmediğim bölümleriyle birlikte bu kitaptan herkesin değindiği konularla ilgili İslami bakış açısının nasıl olması ile ilgili yeni pek çok şey duyacağını düşünüyorum. Risale-i Nur okuyan ya da merak edenlerin için ise kesinlikle okunması gereken bir eser. Diğer yandan haddim olmayarak bu kitabın yeni bir isimle, dipnotları düzenlenerek yeniden basılmasının hem satış, hem de imaj açısından daha güzel olacağı kanaatindeyim. Dilerim ki Metin Karabaşoğlu gibi entelektüellerin sayıları artar ve bu tarz akademik, içi dolu kitaplar ile daha çok karşılaşırız.&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Mehmet Akif Memmi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-2085382900033488892?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/2085382900033488892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=2085382900033488892' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2085382900033488892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2085382900033488892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2011/09/bir-kitap-tehlikeli-denemeler.html' title='Bir Kitap: Tehlikeli Denemeler'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-4899182169867578652</id><published>2010-10-18T10:28:00.002+03:00</published><updated>2011-09-06T14:48:06.577+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih master'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih yüksek lisansı'/><title type='text'>Tarih Yüksek Lisansı</title><content type='html'>Türkiye'de tarih yüksek lisansı ile ilgili önemli bilgiler var;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.tarihvebugun.org/2010/10/tarih-yuksek-lisans-master-rehberi.html"&gt;http://www.tarihvebugun.org/2010/10/tarih-yuksek-lisans-master-rehberi.html&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-4899182169867578652?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/4899182169867578652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=4899182169867578652' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4899182169867578652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4899182169867578652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2010/10/tarih-yuksek-lisans.html' title='Tarih Yüksek Lisansı'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-3407212792886744739</id><published>2009-09-19T14:42:00.003+03:00</published><updated>2009-09-19T14:47:55.250+03:00</updated><title type='text'>Yaşadığım bir fıkra</title><content type='html'>Dün eski okulumdan arkadaşlarla iftar yaptık. Sevdiğim iki tane Trabzonlu arkadaşımın arasına oturdum. Güneydoğudan bir şehir ismini bir tanesi hatırlayamadı. Biz sayıyoruz diğer Trabzonlu ile diyarbakır, mardin falan.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Hatırlayamayan laz  "Ha" ile başlıyor dedi. Ben hemen Hakkari dedim. Soran arkadaş yok dedi. Diğer arkadaş da hemen Batman dedi. Soran Laz arkadaşım da evet Batman dedi. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biz tabii gülmekten yerlere yatıyoruz. İki laz ancak böyle anlaşabilir birbiriyle herhalde. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-3407212792886744739?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/3407212792886744739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=3407212792886744739' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/3407212792886744739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/3407212792886744739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2009/09/yasadgm-bir-fkra.html' title='Yaşadığım bir fıkra'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-1381459473908194831</id><published>2009-03-16T21:54:00.001+02:00</published><updated>2009-03-16T21:54:36.660+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>Sarı Gelin</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-size: 13px; line-height: 20px; "&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;Geçen hafta okullara Sarı Gelin adlı bir filmin öğrencilere izletilmek üzere Genelkurmay tarafından gönderildiğini öğrendik. Filmde aslında Ermenilerin Türklere saldırdığı gibi şeyler anlatılıyormuş. Bu filmden okullarda izletilmesine rağmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın haberi olmadığını da unutmamak gerek. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;Bu filmin izletilmesine Taraf gazetesi başta olmak üzere liberal çevreler büyük tepki gösterdi. Öğrencilerin daha küçük yaşta başkalarına karşı düşmanca yetiştirilmemeli diye. Nasıl biz bir zamanlar iç ve dış mihraklar ya da düşmanlar sloganları ile büyüdüysek şimdi de geleceğin gençleri böyle büyüyorlar. Hala dört bir yanımız düşmanlarla çevrili diye de söylüyorlardır belki. Muhtemelen geleceğin gençleri de ciddi yabancı muhtelif kaynaklarda dönemle ilgili olayları okurken üniversite yıllarında nasıl da kendimiz söylemeyince (ermeni olayları, 1915 olayları, sözde…) başkalarının da söylemeyeceği düşüncesinin aptalca olduğunu görecekler. (Aynı zihniyetin bazı siteleri de yasakladığını sandığı unutulmamalı)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;Bence bu filme karşı verilen tepki çok anlamlı değil. Zaten bize bir sürü yalan yanlış bilgi eğitim sürecinde verilmiyor mu? Aslında tepkinin sürekli ve daha sesli olması gerekir. M.E.B kitaplarında bulunan insan hakları ihlallerini tespit etmek için bir projede çalışan arkadaşlarımız yığınla düşmanlık, ayrımcılık içeren hatalara rastladılar kitaplarda. Asıl kötü olan bu çalışma 5 sene önce yine yapılmıştı ve kitaplar değişmesine rağmen hatalar şekil değiştirerek devam ediyor. Muhtemelen 5 sene sonraki projede hatalar şekil değiştirerek devam edecek. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;Aynı şekilde eğitim hayatımız boyunca beynimize neler yüklendiği hakkında biraz düşününce hangi konuda eğitildiğimizi yeniden düşünmemiz gerekiyor gibi. Beden dersinde askeri yürüyüşler öğrenmemizin amacı askerlikte zorluk çekmemiz ya da yukarıdan gelen bir emre itaat kolaylığı, Milli Güvenlik dersi askeri üniformalar ve rütbelere aşinalık kazanma, tek tip kıyafet, saç tek tip kafa yapısı oluşturma gibi eğitimler içeriyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;Resmin tersinden bakarsak böyle bir eğitim sürecinden gelmiş öğrencilerin başarılı olanlarının girdiği üniversitelerin dünya çapında başarı oranı da çok şaşırtıcı olmuyor. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;Hâsıl-ı kelam eğitim sistemimizin ciddi bir biçimde eğitime ihtiyacı var. Yine de ümitsiz olmamak gerekiyor. Bugün 10.000’in üzerinde üniversite öğrencisi yazları ABD’ye gidiyor. Yine binlerce öğrenci Erasmus programı ile Avrupa’ya gidiyor dönemlik. Elbette döndükleri zaman daha esnek ve hoşgörülü oluyorlar örnek verecek olursak ABD’de 4 Temmuz kutlaması gören bir öğrencinin bir daha bizdeki resmi törenleri savunmasının imkânı yok. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;Eğitimimiz konusunda daha kapsamlı ve profesyonel bir şeyler okumak isterseniz Serdar Kaya’nın Derinsular projesinden endoktrinasyon başlıklı &lt;a href="http://www.derinsular.com/ansiklopedi/arsiv.php" style="color: rgb(153, 153, 153); text-decoration: none; "&gt;yazılarını&lt;/a&gt; okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;M. Akif&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-1381459473908194831?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/1381459473908194831/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=1381459473908194831' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1381459473908194831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1381459473908194831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2009/03/sar-gelin.html' title='Sarı Gelin'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-7702731900169038510</id><published>2009-03-16T21:53:00.001+02:00</published><updated>2009-03-16T21:53:45.318+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekonomi'/><title type='text'>Ekonomik Kriz</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-size: 13px; line-height: 20px; "&gt;İçinde olduğumuz ekonomik kriz şiddetini arttırarak devam ediyor. Her geçen gün yeni negatif rakamlarla karşı karşıyayız. Geçen hafta Denizli’ye gittim bir vesile ile İzmir’e geçme imkânım oldu. İzmir’de büyük firmaların Ege bölge bayileri ile görüşmeler yaptık dayım vasıtasıyla. Ayrıca hafta sonu İstanbul’a döndüğümde sağ olsun Talha’nın davetiyle Genç Müsiad’ın bir organizasyonuna katıldık. Orada iktisat üzerine bir akademisyeni, Merkez Bankası Başkan Yardımcısını ve Albarakatürk Bankası Baş ekonomistini dinleme imkânı buldum. Yani anlayacağınız krizi hem piyasada hem de finans çevrelerinde görmüş oldum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir’de büyük toptancıların bazılarında saatlerce durmamıza rağmen telefon trafiği çok azdı. Yani işler durgundu. Alışveriş azalmış durumda. İlginç bir nokta yalnız dikkatimi çekti gittiğimiz esnaflar parasızlıktan yakınsala da aslında çokta parasız değiller sadece paralarını harcamak istemiyorlar bunu nereden biliyorsun derseniz bir yandan işler yok derken diğer yandan spot mallardan bahsedip kaçırdıkları işlerden mevzu bahis ediyorlar ya da uygun fiyatlı bir şey duydukları zaman hemen tavırları değişiyor. Sonuç olarak insanlar paralarını harcamıyorlar saklıyorlar bu tabi ki ekonomiyi zor duruma sokuyor. Kimisi daha ucuzunu bulurum ümidi ile kimisi yarın ya işimi kaybedersem korkusu ile para harcamıyor. Piyasada güvensizlik mevcut. Bu cümlenin benzerini MB Başkan Yardımcısı da kurdu. Herkes piyasaya para enjekte edilmesinden bahsediyor ama bu para kime nasıl verilecek? Önemli olan bu paranın harcanması dedi ve bu yüzden güven ortamını artıracak şeyler yapmalıyız dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 senesinin zor geçeceği bir gerçek ve 2009 senesini ayakta geçirebilen şirketler yüksek hızla büyüyecekler. Gittiğim şirketlerin bunun bilincinde olduğunu ve özellikle tasarruf ve daha ucuza mal etme konusuna önem verdiklerini gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şey aslında ülkemiz için de geçerli bu seneyi çok fazla yara almadan atlatırsak gelecek seneler çok daha hızlı ivmeyle büyüyebiliriz. Dr. İbrahim Öztürk’ün bu konuda söylediği içinde bulunduğumuz senede direnişe geçen enflasyon problemi olmayacak cari açık problemi bitti; ithalat ihracattan hızlı düştü, enerji fiyatları azaldı aynı zamanda Cumhurbaşkanı engeli ortadan kalktı bildiğiniz üzere bazı yasalar eski Cumhurbaşkanı tarafından engelleniyordu 2B yasası gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer krize küresel çapta bakarsak yine öğrendiğim bazı şeyleri paylaşmak istiyorum. ABD’de başlayan ekonomik kriz bildiğimiz üzere Mortgage kredilerinden ortaya çıktı. Bu sektörün ABD devleti tarafından en fazla müdahale edilen sektör olduğunu akılda tutmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca krizin küresel ve önceki krizlere benzemediğini unutmamalıyız. Bu sene dünyada ekonomik büyüme oranı %0,5 bekleniyor daha aşağı çekilme ihtimali var. Bu demektir ki işsiz sayısı çok daha fazla artacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat çeken bir diğer nokta eğer kurtarma operasyonlarında korumacılık öne çıkarsa bu sebepten dolayı savaş bile çıkabileceği belirtildi. Bu ilk başta çok uzak bir ihtimal gibi gelse de Bastiat’ın “sınırları ürünler geçmezse askerler geçecektir” sözü belki gerçekleşebilir. Yine son günlerde haberlerde çıkan ekonomik krizin başta anti-semitizm olmak üzere yabancılara düşmanlığı arttırdığını söyleyen haberlerden ilerisi için öngörü yapmak zor olmasa gerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta ekonomi konusunda çeşitli bilgiler edindim. Yukarıda paylaştıklarım bunların bazılarıydı. En kısa zamanda bu krizin bitmesini istemekten başka bir şey düşmüyor bize bir de krizlerin klasik lafı vardır. Çince olacak herhalde krizin yazılışı fırsat ile aynı yazılıyormuş. Büyük mesafelerin ancak anormal durumlarda kat edilebileceğini unutmamalıyız. Krizi fırsata çevirenlerden olmamız duası ile…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.Akif&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-7702731900169038510?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/7702731900169038510/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=7702731900169038510' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7702731900169038510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7702731900169038510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2009/03/ekonomik-kriz.html' title='Ekonomik Kriz'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-4349543140006084596</id><published>2009-03-16T21:52:00.001+02:00</published><updated>2009-03-16T21:52:44.850+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='değerlendirme'/><title type='text'>Takvimlerimizi Değiştirirken -2008-</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-size: 13px; line-height: 20px; "&gt;Geçen sene yaptığımız gibi bu sene de geçmiş yılın muhasebesini yapmamız gerek. Ne de olsa ömrümüzden bir sene daha geçti ve bir takvim daha eskittik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu senenin geçen seneye göre daha huzurlu geçmesini bekliyordum çünkü herhangi bir seçim kalmamış ve suni gündemlerden kurtulmuştuk. Maalesef boşuna ümitlenmişim bu seneyi de hukuk üzerinden çalkantılarla geçirdik yani bir senemiz daha çoğunlukla gereksiz bize ve ülkemize faydası olmayan tartışmalarla geçti. İlk önce daha yeni seçimden büyük farkla çıkmış iktidar partisine büyük çoğunluğu gazete kupürlerinden oluşan delillerle kapatma davası açıldı. Davanın sonucu Ak Parti’yi tabiri caizse kapatmaktan beter etti. Kapatmadım ama her an kapatabilirim sonucuydu bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu davadan önce önemli bir olay oldu. Ak Parti tabiri caizse MHP’nin gazına gelerek üniversitelerde başörtü yasağını kaldıran (aslında yasağı kaldırmıyordu üniversitelere kılık kıyafet özgürlüğü getiriyordu) bir yasa tasarısı hazırladı. Bu yasa her ne kadar CHP dışında ki bütün partiler tarafından kabul edilse de CHP ile uzlaşılmadığı için yine aynı parti tarafından Anayasa Mahkemesine götürüldü. Bu yasa Ak Parti’ye kapatılma davası açılırken baş delil olurken diğer bu yasaya evet diyen hatta ortaya çıkaran partiler hakkında her hangi bir işlem yapılmadı. Bu yasanın Anayasa Mahkemesi’nden dönüşü en az birinci kadar hasar verdi. Anayasa Mahkemesi artık bütün olaylara müdahil olabileceğinin sinyalini veriyordu. Tabi bu yüzden yeni anayasa çalışmasının rafa kalktığını unutmamak gerek. Ayrıca bu yasaya itiraz eden CHP’nin yılın sonlarına doğru çarşaflı bir bayanı partisine üye yapması herkesi deyim yerindeyse ofsayta düşürdü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine yargı yoluyla bu sefer çok önemli ve güzel sonuçlar doğurabilecek bir gelişme oldu 2008 yılında. Bu hepimizin yakından takip ettiği gibi Ergenekon davasıydı. Kendilerini Türkiye’nin sahibi gören bazı kesimler tarafından dokunulmaz ilan edilenler bir gece ansızın içeri alındılar. Henüz dava sonuçlanmadı inşallah olumlu sonuçlarını Allah ömür verirse gelecek seneki değerlendirmede yazarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 yılındaki uluslar arası olaylara bakacak olursak. Gürcistan’ın Güney Osetya’ya yaptığı çıkartma ve ardından Rusya’nın Gürcistan’a verdiği sert cevabı önemli olaylardan sayabiliriz. Bu gelecek günlerde Kafkasya bölgesinde yeni olaylar çıkacağının sinyali olabilir. Diğer bir önemli olay Amerika’da seçimlerde Cumhuriyetçiler yerine Demokratların seçilmesidir ancak bunun değişikliğin sonuçlarını gelecek sene görebileceğiz belki de bir değişiklik olmayacak. Aslında şuan bizi en çok ilgilendiren uluslar arası olay İsrail’in Gazze’ye hala süren saldırısı. &lt;br /&gt;Gazze’nin acıları, sıkıntıları 2009’da da devam edeceğe benziyor. Dua etmeyi bırakmamak lazım elimizden gelen o…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz sene medyada da önemli gelişmeler oldu. Özellikle pkk’nın Aktütün ve Dağlıca baskınlarından sonra (bu baskınları da önemli olaylardan sayabiliriz geçtiğimiz yıla ait) cesur gazeteciliğiyle ön plana çıkan Taraf gazetesi medyada şüphesiz önemli bir eksikliği doldurdu. Bakalım maddi sıkıntı içinde bulunan Taraf daha ne kadar dayanabilecek. Ayrıca TRT Şeş’in kurulması yani devletin Kürtçe yayın yapan bir kanalı kurması geçen senenin medya alanında ki önemli olaylarındandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik açıdan problemli bir sene oldu geçtiğimiz sene. İlk yarının ardından ABD’de ortaya çıkan kriz bütün dünyayı etkiliyor. Dünyaca ünlü bankalar, otomobil firmaları devletin yardımına muhtaç kaldılar. İzlanda gibi bir refah ülkesi krizin en önemli sembollerinden biri haline geldi. Henüz Türkiye’yi ciddi manada sarsmasa da ikinci kuvvetli bir dalganın daha geleceğinden söz ediliyor 2009 yılının ilk aylarında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılına maalesef üzüntüyle girdik. Bir yandan İsrail’in saldırıları bir yandan ekonomik sıkıntılar 2009’un problemli geçeceğini gösteriyor. Dahası yerel seçimlerin bu sene olacak olması en az ilk 3 ay seçim tartışmaları içinde geçecek. Sonuçlarının kaldıracağı toza deyinmiyorum bile. Acı olan 2007 senesi olduğu gibi 2008’inde siyasi çekişmeler içinde geçip çok fazla ilerlemeye yol açmaması. Aynı şey 2009 içinde geçerli olacak gibi gözüküyor. Ne diyelim inşallah herkes gönlünce bir yıl geçirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M. Akif&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-4349543140006084596?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/4349543140006084596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=4349543140006084596' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4349543140006084596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4349543140006084596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2009/03/takvimlerimizi-degistirirken-2008.html' title='Takvimlerimizi Değiştirirken -2008-'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-1384612300495263432</id><published>2009-03-16T21:51:00.001+02:00</published><updated>2009-03-16T21:51:46.949+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='martin luther'/><title type='text'>Martin Luther *(1483-1546)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-size: 13px; line-height: 20px; "&gt;Martin Luther Avrupa’da Protestanlık hareketini başlatan düşünürdür. Ancak o dönem pek çok kişinin kiliseye karşı düşüncelerinin olduğunu, toplumda büyük bir rahatsızlık olduğunu ve Martin Luther’in kilisenin kapısına ilk protesto yazanın olmadığını unutmamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Martin Luther’in düşüncelerini anlamak için onun ilk önce hayatına bakmalıyız. Babasının isteği üzerine hukuk okuyan Luther bir üniversite gezisi dönüşü fırtınaya yakalanınca ölüm korkusundan Aziz Anna’dan yardım istedi ve eğer buradan kurtulabilirsem keşiş olacağım dedi. Fırtınadan kurtulduktan sonra babasının itirazlarına rağmen en yakın kilise okuluna kayıt oldu. Fırtınadan dua ederek kurtulması Luther’e ileride Protestanlığın temel kurallarını belirlerken hatırlayacağı aracısız bir şekilde tanrıya ulaşma yani dinsel ritüellere ya da papazlara ihtiyaç duymadan tanrıya ulaşılabilineceği hakkında fikirler verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilise eğitimi sırasında belki gençliğin etkisi ile kendisini tanrı tarafından affedilmez bir günahkâr olarak gören Luther bu düşüncelerini bir keşişe açtı. Keşiş ona Paul’un mektuplarını ve Aziz Augustinus’un bölümlerini okumasını tavsiye etti. Okuduklarında ilacını bulan Luther kurtulmak için kurtulmaya inanması gerektiğini öğrendi. Bu tecrübe de ona Katolik Kilise’si ritüelleri yerine imanı ön plana alması gerektiğini söylüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luther 16. yüzyılın başlarında rahip olduğunda kilise Hıristiyanları sömürmek için yeni yeni yöntemler geliştiriyordu. Bunlardan en önemlisi herhalde Aziz Peter Kilisesini yeniden inşa etmek için endüljans (cennetten toprak satışı) satışıdır. Bu Hıristiyanlığın günahların sadece tanrı tarafından affedilebileceği ilkesine açıkça karşıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1517’de Luther endüljansa karşı 95 tezini Wittenberg Kilisesinin kapısına astı. Luther her ne kadar akademik bir tartışma yapmak istese de tartışma kısa sürede bütün Avrupa’ya yayıldı ve endüljans satışları kısa sürede düştü. 86. tezinde Luther neden Papa en zenginimizden bile daha zengin olduğu halde kiliseyi kendisi yaptırmıyor? Mealinde soruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papalık avukatlarının endüljansları savunması üzerine Luther daha ateşli bir biçimde günahların sadece tanrı tarafından affedilebileceğini savunmaya başladı. Dahası tanrı ile kul arasına kimsenin girmemesi gerektiğini ve herkesin kendi rahibi olduğunu ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1520’de Luther Papalık tarafından aforoz edildi. Fakat burjuva ve seküler aristokratlar Luther’i destekledi ve Luther ulusal bir kahraman haline geldi. Saksonya Prensi Luther’i himayesi altına aldı. Burada Luther İncil’i Almancaya çevirdi ve birçok alman milliyetçisinin seveceği sözler söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luther’in hiçbir zaman toplumsal devrim fikri olmamasına rağmen kilisenin eşitlikçi olmayan yapısına karşı devrimci düşünceleri olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köylülerin sadece dini aristokrasiye değil bütün feodal sisteme karşı ayaklanmaları üzerine Luther ilk başta uzlaştırıcı bir tutum sergilemiş daha sonra İncil’in kurallarının hayata geçmesi için kan dökülmesini istemediğini belirtmiş ancak daha sonra köylü ayaklanması tehlikeli bir hal alınca kiliseyi, aristokrasiyi, burjuvayı desteklemiştir köylülere karşı. Şiddetin köylüler tarafından kullanılması halinde tehlikeli bir hal alacağını anlayan Luther, daha pasif bir direnişi savunmuştur. 1517’de devrimci olan Luther 1525’de muhafazakâr olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luther’in en devrimci düşüncesi Hıristiyanlık hakkında insanların tanrıya aracı olmaksızın ulaşabileceğidir. Bu düşünceye göre kilise yapısı ve papazlar önemsiz hale gelecekti ancak köylü isyanı ile bunun tehlikeli olabileceğini görmüş Protestan Kilisesi’ni kurarken sadece bazı Katolik ritüellerini kaldırmıştır. Burada yine görebileceğimiz üzere Luther devrimci olamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Protestan Kilisesi ile Katolik Kilisesi arasında en büyük farklılık Luther’in kilise kralın kontrolü altında olmalıdır düşüncesidir. Bu şekilde Luther hem Alman Kilise’sini papalıktan korumuş oluyordu hem de burjuvaya dini aristokrasiyi bitirip ulusal monarşiyi kurma imkânı veriyordu. Luther hatta eğer kral Protestan ise aynı zamanda kilisenin liderliğini de yapmasını istemiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dünyanın düzenini Tanrı koyduğu için bu sisteme herkesin uymasını savunmuştu Luther. Herkesin yeteneklerine göre bir sınıflandırma yapılmıştı tanrı tarafından ve köleler bu düzene karşı çıkmamalıydılar efendileri dinsiz, adaletsiz veya Türk bile olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; "&gt;Luther ve Türkler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luther’in Türklere bakış açısı ilginçtir. I. Viyana kuşatmasına kadar Türklere karşı savaşılmaması gerektiğini Türklerin tanrının Roma Kilise’sinin günahlarına karşı göndermiş olduğu bir ceza olduğunu savunurken I. Viyana kuşatmasından sonra ateşli bir biçimde Türklere karşı ortak savaşı savunmuştur (1).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu yazı Alaaddin Şenel’in Siyasal Düşünceler Tarihi adlı kitabının ilgili bölümünün büyük ölçüde özeti şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M. Akif Memmi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Soykut M.,Avrupa’nın Birliği ve Osmanlı Devleti,2007,106&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-1384612300495263432?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/1384612300495263432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=1384612300495263432' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1384612300495263432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1384612300495263432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2009/03/martin-luther-1483-1546.html' title='Martin Luther *(1483-1546)'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-6305198850973280103</id><published>2009-03-16T21:49:00.000+02:00</published><updated>2009-03-16T21:50:54.030+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermeni sorunu'/><title type='text'>Özür diliyor muyuz?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-size: 13px; line-height: 20px; "&gt;Geçtiğimiz hafta iki önemli tartışma ile geçti; birincisi CHP milletvekili Kılıçdaroğlu Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek arasında Uğur Dündar hakemliğinde yapılan tartışma diğeri ise bir grup akademisyen, aydın, yazarın 1915 olayları ile ilgili özür dilemesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben daha çok ikinci konu ile ilgili bazı düşüncelerimi belirtmek istiyorum. İlk önce metne bir bakalım;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="line-height: 1.3em; margin-top: 1em; margin-right: 20px; margin-bottom: 1em; margin-left: 20px; "&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;&lt;br /&gt;“1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özür metnine baktığımızda bir kere soykırım kelimesinin geçmediğini görüyoruz. Yani metni imzalayanların soykırımı kabul ettiği iddiası bence doğru bir yaklaşım değil. Hele insanları hain diye nitelemek acımasızlıktır diye düşünüyorum. Cümle de geçen kendi namıma kelimelerinin de önemli olduğunu düşünüyorum bu demektir ki burada devlet adına ya da başkaları adına özür dilenmiyor yani kimsenin atası, dedesi bu işin içine girmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmza atanlar arasında Halil Berktay gibi bir tarihçi var. Berktay Neşe Düzel ile bir röportajın da o dönemde çok büyük bir kıyımın olduğunu söylüyor Ermenilere karşı ama hiçbir zaman devlet bu soykırımı tanısın demiyor. Yani bu metni imzalayanlar arasında devlet soykırımı tanısın diyenler yok. Bundan dolayı bu metnin soykırımı tanıma metni olduğunu çıkarmak bence yanlış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bizim vatandaşlar hemen ayaklandılar. Bu vatan hainliğidir, bunlar aydınsa biz aydın değiliz tarzı tribünlere oynayan sloganlarla. Hemen bir vatansever de bu özrün geçtiği siteyi hacklemiş (yeni bir dedikodu: Hacklemenin içişleri bakanlığında bir bilgisayar tarafından gerçekleştiği). Helal olsun analar ne evlatlar doğuruyor. Kemal Kerinçsiz’e bir emriniz var mı diyen bir hâkim de suç duyurusunda bulunmuş site kapansın imzalayanlar 301’den yargılansın diye. O da haklı aslında bunların 3’ünü Taksim’de sallandıracaksın bir daha oluyor mu? Dikkat ettim bunların bazıları başörtüsüne özgürlük metnine de imza atmışlardı yani yılanın başı büyümeden kafasını ezmek lazım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-5 kişi bir araya gelmişler bir konuda fikir beyan etmişler kendilerini bağlar demek bu kadar zor mudur? Bir site mi ülkemizin menfaatlerini mahvedecek? Biz burada kendi kendimize ne kadar gelin-güvey olursak olalım dünyanın birçok yerinde insanlar Türkler 1915’de soykırım yaptılar diyorlar, öğreniyorlar. Mesele Tarihçileri ön plana çıkarmak bu konunun Ermeni tarafının anlattığı biçimde olmadığını dünyaya anlatmaktır. Tabi bu sokakta slogan atarak, adam vurarak, küfür ederek olmaz. Çalışmak lazım gelir. Neyse konudan sapmayalım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda en güzel tepkiyi Cumhurbaşkanı Gül verdi. Her türlü görüş tartışılabilmeli diyerek tavrını koydu. Cumhurbaşkanlığı makamına giderek daha fazla yakışmakta Abdullah Gül. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-6305198850973280103?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/6305198850973280103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=6305198850973280103' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6305198850973280103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6305198850973280103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2009/03/ozur-diliyor-muyuz.html' title='Özür diliyor muyuz?'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-2373404092375174432</id><published>2009-03-16T21:44:00.000+02:00</published><updated>2009-03-16T21:49:27.509+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='liberalizm konferansı 2008'/><title type='text'>2008 Liberalizm Konferansının ardından…</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-size: 13px; line-height: 20px; "&gt;Blogumuzdan da duyurusunu yapmış olduğumuz konferans bu hafta sonu İstanbul Taksim’de gerçekleşti. Bende birkaç izlenimimi burada gidememiş olanlarla paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak katılımcı sayısı 150-200 kişi civarıydı. Ben bunu yadırgadım işin gerçeği daha fazla insan bekliyordum ve en az 20-30 kişininde çalışan ya da yorumcu olduğunu unutmamak lazım. Ayrıca bayan nüfusu oldukça azdı başörtülü sayısı hemen hemen hiç yoktu. Gelen birçok konuşmacının gazete ve televizyonlarda boy gösteren insanlar olduğunu düşünürsek bence gelen sayısı azdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmaların hemen hemen hepsi oldukça doluydu çok faydalı oldu istifade etme imkanı buldum ayrıca samimi bir ortam olması daha güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhsan Dağı’nın bölgesel güç tanımlaması, Bahadır Akın’ın istatislikleri, Emre Aköz’ün çıkışları en çok aklımda kalanlar. Son oturumda Ergun Babahan, Yasemin Çongar ve Gülay Göktürk’ün yorumları da başlı başına farklı bir konferans konusuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• -Bir Diyarbakır’lı izleyicinin Taraf Gazetesini beğendiklerini belirtip Diyarbakır’da kahveler de bu Ahmet Altan çok iyi, hoş bir de pekekeli olsa ne güzel olucak demelerini anlatması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• -Ergun Babahan’ın birçok iş adamının elinde Taraf Gazetesi gördüğünü ve beğenerek okuduklarını belirtip ama hiçbir şekilde Taraf’a reklam ver(e)memeleri belirtmesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• -Yasemin Çongar’ın Alkım grubu dışında kesinlikle başka bir para kaynağımız yok ve bir sürü ünlü iş adamlarından destek maili almamıza rağmen iş reklama gelince hiçbir şey olmuyor demesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• -Emre Aköz’ün kemalistlerin hepsi liberallerden nefret eder ama biz gene de Atatürk posteri (belediyenin salonunda sürekli bulunan Atatürk posterini kastederek) altında konferans yapıyoruz boşuna çalışıyoruz demesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• -Yine Emre Aköz’ün bir soru üzerine Türkiye’de liberal gazeteci olmadığını ve evinde kitapları arasında en küçük yerin liberalizmle alakalı kitapların olduğunu hiçbir yazarında liberalizm kitaplarını okumadığını belirtmesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• -Yine Güneydoğu kökenli bir izleyicinin Diyarbakır’da arıcılık üzerine konferans yapılır mevzu döner dolaşır Kürt meselesine bağlanır demesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• -Başka bir izleyicinin sorusunda Cuma namazlarında Türkçe vaaz veriliyor anlamayan bir sürü Türkçe bilmeyen Kürt yaşlılar olduğunu söylemesi, (bunu daha önce hiç düşünmemiştim) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ayrıca liberallerin kendilerini bol bol eleştirmesi dikkatimi çeken olaylardı.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-2373404092375174432?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/2373404092375174432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=2373404092375174432' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2373404092375174432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2373404092375174432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2009/03/2008-liberalizm-konferansnn-ardndan.html' title='2008 Liberalizm Konferansının ardından…'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-3964707138288398193</id><published>2008-10-18T17:51:00.001+03:00</published><updated>2008-10-18T17:57:51.236+03:00</updated><title type='text'>Çok ama çok teşekkürler Sayın İlker Başbuğ/ TARAF</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Önder Aytaç &amp;amp; Emre Uslu&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;- &lt;/em&gt;18.10.2008&lt;span style="font-family:Times New Roman TUR;"&gt;&lt;p&gt;Tam da sivilleri de çağırıp, terörle mücadele konusunda sizden farklı düşünenlerin de görüşlerini almaya başladığınızı gördüğümüz bir sırada, medya “muhtırası” ile karşılaştık. Güler yüz, tolerans, öteki tarafları da dinliyormuş gibi yapmak, meğerse hepsi sadece bir &lt;b&gt;“imaj”&lt;/b&gt; çalışmasıymış. Hem de &lt;i&gt;Taraf’&lt;/i&gt;ın bir manşetiyle düşebilecek kadar yapay ve iğreti duran bir maske şeklinde... &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman TUR;"&gt; &lt;p&gt;Son “konuşmanızdan” sonra biz de defalarca kendimizi sorguladık. Hatta o kadar sorguladık ki; Ahmet Altan’ı telefonla arayarak 16 ekimde size hitaben yazdığı makalesi için tebrik ettik. Hatta o makaleyi alan on binlerce web sitesindeki okuyucu yorumlarındaki yüz binlerce sıradan insanların değerlendirmelerini okuduk. Ve inanın sayın paşam, sessiz bir çığlık şeklinde milyonların ‘Ahmet Altan’ın arkasında olduğunu gördük...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;‘Akan kanda boğulmamak’ için hangi tarafta bulunduğumuzu/ bulunmamız gerektiğini yeniden gözden geçirdik. Hangi tarafta olduğumuzun yeniden farkına vardık: Biz bu ülkede akan kanın ‘artık yeter’ diyerek durmasını isteyenlerin tarafındayız. Çok net olarak bir kere daha açık ve seçik olarak söyleyelim; yanlış yapanın, ‘Ali kıran baş kesen’ numaralarıyla hatalarına sünger çekmeyi arzulamayanların, yaptığı eylem ve fiillerden hesap veren ve şeffaf olanların, demokratik bir hukuk sisteminin yanında olanların tarafındayız. Terör örgütüne açıkça terör örgütü diyen, ama yanlış yapan kurumları da, açıkça hata yapıyorsunuz diye uyaran, ölen gencecik bedenleri; tarafların kini, kafaların anlayışsızlığı, aymazlığı ve düşüncelerin ufuksuzluğu nedeniyle ölmemesi gerektiğini savunan bir taraftayız. Bize yerimizi yeniden kontrol edip nerede olduğumuzu sorgulatıp, doğru tarafta olduğumuzu bir kere daha yeniden değerlendirme olanağı verip, kendimizi sorgulamamızı sağladığınız için &lt;b&gt;çok ama çok teşekkürler&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın İlker Başbuğ...&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bu gazete çıktığı günden bu yana, askerî yönetimlerin ve elbette polis devletlerinin ne kadar kötü bir yönetim sistemi olabileceğini anlatmaya çalışıyor. Beş dakikalık bir basın toplantısında, yüzünüze takındığınız ifadeyle, askerî yönetimlerde neyle karşılaşacağımızı, ete kemiğe büründürüp bize gösterdiğiniz için &lt;b&gt;çok ama çok teşekkürler&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Orgeneral Sayın İlker Başbuğ...&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Savurduğunuz tehditlerle, herkesi tarafını seçmeye çağırıyorsunuz. Doğru tarafta olmayanları, akan kanın sorumlusu olarak lanse ediyorsunuz. Bunu yaparak askerî rejimlerde sizin olduğunuz tarafın mecburi istikamet olarak tek yön olan “doğru taraf”tan başka hiçbir bir tarafın/ yönün olmadığını, veciz bir şekilde bize anlattığınız için &lt;b&gt;çok ama çok teşekkürler&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Sayın İlker Başbuğ... &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Sabah kızıyorsunuz akşama mahkemeler devreye giriyor ve yasaklamalar geliyor. Oysa o savıcıların görevlerinden biri ve belki de en önemlisi de, askerî yetkililerin görevlerini tam yerine getirip getirmediğini incelemek. Askerî rejimlerde bu çarpık sistemin “tak diye emir verip, şak diye uygulandığını” hem de en hızlı bir şekilde nasıl işlediğini, “bağımsız” mahkemelerin ne kadar ‘bağımlı’/ “bağımsız” olduğunu gösterebildiğiniz için &lt;b&gt;çok ama çok teşekkürler&lt;/b&gt; &lt;b&gt;İlker Başbuğ...&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Demokrasi adına yola çıkıp ‘demokrasi getireceğim’ diyenlerin, askerin bağırması karşısında, yanınızda ‘hazır ol’da duran komutanlardan bile daha iyi şekilde esas duruşa geçebildiğini gösterdiğiniz &lt;b&gt;için çok ama çok teşekkürler&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Sn.&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Başbuğ...&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Yapılan bir hata varsa bunun hesabını vermek yerine, askerî rejimlerin “mutlak sorumsuzluk” prensibine dayandığını, bir kez daha görmek istemeyenlere ve hatta körlere bile gösterdiğiniz için &lt;b&gt;çok ama çok teşekkürler Başbuğ...&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;En masum bir söylem olan “hepinize teşekkür ediyorum” sözünün bile, öfkeli bir askerin ağzında nasıl da tehdide dönüştüğünü bizlere gösterdiğiniz için de &lt;b&gt;çok ama çok teşekkürler...&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bağırmanızla siyasetçileri korkutup arkanızda hizaya geçirebildiğinizi &lt;b&gt;nasıl da gösterdiniz. &lt;/b&gt;Bunu yaparken de, bu ülkeye demokrasi gelecekse siyasetçinin &lt;b&gt;hoş zamanlar&lt;/b&gt;da demokrasi nutukları çekerlerken, &lt;b&gt;zor zamanlar&lt;/b&gt;da hazırola geçmesi ile gelmeyeceğini &lt;b&gt;nasıl da&lt;/b&gt; &lt;b&gt;gösterdiniz.&lt;/b&gt; Demokrasinin bir kurum ve kültür gerektirdiğini, sivil toplumum olmadığı bir ülkede en demokrat bireyi de getirseniz, askerin &lt;b&gt;“hizaya geeeeeeellllllllll&lt;/b&gt;” komutuyla sıraya dizildiğini tatlı su demokratlarına &lt;b&gt;nasıl da&lt;/b&gt; &lt;b&gt;gösterdiniz.&lt;/b&gt; Bir teşekkür de umutmuş gibi gözüken ateş böceği siyasetçilerin, bir ‘sakıncalı piyade’ Uğur Mumcu kadar bile olmadığını &lt;b&gt;gösterdiğiniz için&lt;/b&gt;. Neymiş efendim, Adnan Menderes, Turgut Özal ve kendi resmini ‘demokrasi kahramanları’ diyerek &lt;b&gt;‘posterrrr’&lt;/b&gt; şeklinde kullananlara, &lt;b&gt;‘boş verrrrrr’&lt;/b&gt; deme hakkını bize verdiğiniz için, &lt;b&gt;çok ama çok teşekkürler...&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;İlker Başbuğ Bey,&lt;/b&gt; umuyoruz ve arzuluyoruz ki, basın özgürlüğü ve demokrasiye karşı bağırarak son nefeslerinizi de tükettiğinizin farkındasınızdır. Allah korusun, –şeytan kulağına kurşun- eğer Dağlıca ya da Aktütün benzeri bir olay daha bu ülkenin herhangi bir yerinde yaşanırsa; bağırmanın/ çağırmanın/ kuvvet komutanlarını arkaya dizerek basına demeç vermenin de bir işe yaramadığını göreceksiniz. &lt;/p&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;İlker Bey,&lt;/b&gt; eğer Dağlıca ya da Aktütün benzeri bir olay bu ülkenin herhangi bir yerinde yaşanırsa; çok ama çok acı olan ve ‘fevkaladenin fevkinde’ endişeye neden olacak ve sonuçlar doğurabilecek bu olayın ne demiş olduğunu, ‘sessiz çığlıkları’ ile şehit olan oğullarına sarılan eli öpülesi anaların hıçkırıklarında işte o zaman, bir kez daha, çok ama çok çok çok acı bir şekilde, görmüş/ duymuş/ kokmuş/ tatmış/ hissetmiş olacaksınız. İnşallah, Tanrı sizi korusun ve yüceltsin ki, o gün hiç ama hiç gelmesin. Ama eğer gelirse ne yapacaksınız?.. Ya da olumlayarak söyleyelim, gelmemesi için neler yapacaksınız?..&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-3964707138288398193?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/3964707138288398193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=3964707138288398193' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/3964707138288398193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/3964707138288398193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2008/10/ok-ama-ok-teekkrler-sayn-ilker-babu.html' title='Çok ama çok teşekkürler Sayın İlker Başbuğ/ TARAF'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-8076111818214262342</id><published>2008-10-18T16:29:00.001+03:00</published><updated>2008-10-18T16:29:37.553+03:00</updated><title type='text'>Her şeyde bir hayır var mıdır?</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ülkemizde her gün yeni olaylarla karşılaşıyoruz bunların bazıları üzücü bazıları sevindirici. Ama kimi olaylar zahiren kötü olsa da iyi sonuçlar doğurabiliyor. Bunun en bariz örneği en son gerçekleşen Aktütün baskını oldu. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Aktütün baskınının görünüşüne bakarsak eğer 17 tane şehit vermişiz daha fazla gazimiz var. Bu haberlerin hepsi yüreğimizi yaktı, bizleri yasa boğdu. Ama bu baskının nasıl olduğuna ne zaman olduğuna sakin bir kafayla bakabilirsek eğer görebileceklerimiz hayırlara vesile olacak şeyler. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bir kere bu saldırı ile birlikte askeriyenin kendi üstüne düşen görevlerini yeterince yerine getirmediği anlaşıldı. Karakolun konumu, istihbarat konusunda yapılan ihmaller ya da hava kuvvetleri komutanın baskın sırasındaki ve baskından sonraki hali bu konunun bariz örnekleri. Bu konuda medya da neredeyse bir mutabakat var ve bu konu tartışılmakta. Aslında benzer ihmaller Dağlıca baskınında da vardı ama bu kadar öne çıkmamıştı çünkü o ilkti Aktütün ikinci oldu. Yani artık mızrak çuvala sığmaz oldu.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Şimdi olayın olumlu ne gibi sonuçlar doğurabileceğine bakarsak eğer askeriyeyi Türkiye’de tartışmak kolay değildir. Yanlışta anlaşılan bir konu var askeriyenin tartışılması askeriyeyi her zaman yıpratacak diye bir kaide yoktur sürekli olarak aynı meslekte bulunan insanlarda belli bir müddetten sonra mesleki körlük ortaya çıkar yani olaylara farklı açıdan bakma veya farklı çözümler bulma yetisini kaybeder. Askeriye eğer gelen eleştirileri bunlar bizi yıpratmak istiyor yerine sağlıklı bir gözle değerlendirebilirse çok ders çıkaracakları açık. Daha korunaklı karakollar, mesleği asker olan insanların bu tarz görevlerde bulunmaları gibi…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bu üzücü olayın ikinci bir olumlu olabilecek sonucu ise bundan Türkiye’de ordunun konumunun daha kolay eleştirilebilmesidir. Yani artık ordunun yerli yersiz siyasi açıklamaları ya da harcamaları daha kolay gündeme gelecektir. Ordunun Milli Savunma Bakanlığına bağlanmasını ya da harcamalarının sivillerin kontrolü altına alınması tartışması vatan hainliği ya da vatanperverlik noktasından daha sağlıklı bir tartışma alanına girecektir. Hoş ben yine de tartışmaların bundan önce ki benzer noktalarda kalacağını düşünüyorum nasıl Dağlıca unutulduysa Aktütün’de unutulacaktır ama yine de birilerinin hatırlayacağını ve hatırlatacağını düşünüyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Şimdi bir de bu saldırının zamanlamasına bakalım ve Dağlıca baskını ile ilgili benzerliklerini düşünelim. Aktütün saldırısı Balıkesir’de yaşanan üzücü olayların üzerine geldi. Dağlıca’da tam Dtp binalarının taşlandığı bir zamanda olmuştu. Şimdi her şehide 5 Dtp’li diyenler var o zaman da benzer şeyler vardı. İki baskında seçim arifesi olması tesadüf sayılamaz bence. Dağlıca baskınından sonra K.Irak’a girelim diyenlerin yine aynı şeyleri söylemesi trajikomik…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Sonuç olarak ülkemizde Bülent Ersoy gibi “Oğlum olsa askere göndermem” diyenler artıyor, askerliği gereksiz olarak görenler artıyor. Asıl üzerinde düşünülmesi gereken konu bu. Her Türk asker doğardan nasıl bu konuma geldik. Bence normalleşmeye başlıyoruz, sivilleşiyoruz…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Son olarak Ertuğrul Sağlam bildiğiniz üzere istifa etti ve herkes bu istifayı alkışladı. Konumuzla ilgisi bunun ne diyebilirsiniz ama bazen gitmek kalmaktan daha iyidir. Hem kurumunuzu daha fazla yıpratmamak adına hem de kendinize daha fazla sıkıntıya sokmamak adına istifa etmek en doğru adım olabilir eğer şimdi bir kelle verilmezse ileride daha çok başlar verilebilir. Anlayan anladı…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;M. Akif Memmi&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-8076111818214262342?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/8076111818214262342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=8076111818214262342' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/8076111818214262342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/8076111818214262342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2008/10/her-eyde-bir-hayr-var-mdr.html' title='Her şeyde bir hayır var mıdır?'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-2320279588231306193</id><published>2008-07-02T10:32:00.000+03:00</published><updated>2008-07-02T10:33:53.791+03:00</updated><title type='text'>Amerika'dan Mektup</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Gazetelerimiz yine çok önemli bir haberi kaçırdılar bu haber hatta geçen sefer yakaladığım irticai faaliyetlerden bile önemli. Efendim bizim üniversite öğrencilerimiz çoktan beri Amerika’nın emperyalist sömürgeci emelleri çerçevesinde ismi Work and Travel olan ama içeriği zeka küpü geleceğimiz olan gençlerimizi çok ucuz fiyatlara çalıştırmak ve ondan sonra da kazandıkları 3-5 kuruşu yine Amerika içerisinde harcamalarını sağlamak olan bir programa katılmaktalar. Her ne kadar bu program benim midemi bulandırsa da daha da kötüsü meydana gelmiş. Artık Amerika öğrencilerimizi sömürmekle kalmayıp dinlerini de değiştirmeye uğraşıyorlar. Bakınız &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/YMCA"&gt;YMCA&lt;/a&gt; (Youth Men’s Christian Association ) bunlar Türk öğrencileri hem yanlarında çalıştırıyorlar ucuza hem de kiliseye davet edip akıllarını çelmeye çalışıyorlarmış. Bu örgütün amacı da Hıristiyanlık düşüncelerini hayata uyarlamakmış. Durum vahim anlayacağınız…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;***&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Evet, aşağı yukarı 2 haftadır Amerika’da farklı bir tecrübe yaşıyoruz. Bunun ışığında birkaç değerlendirmemi paylaşacağım. Tabi bu değerlendirmelerim daha çok kaldığım yerle ilgili olacağından ve burada ki izlenimlerimden oluşacağından bütün Amerika’ya genellemek doğru olmayabilir.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İlk olarak yurtdışına çıkınca insanın kendi ülkesine bakış açısı nasıl oluyor ve neler değişiyor konusuna değineceğim. Benim gibi günde 10-15 köşe yazısı takip eden 3-5 bloğa bakmadan uyumayan biri için kendi ülkemden çok uzağa gitmek oldukça ilginç oldu. Artık sadece güncel yazılardan ziyade daha geniş perspektifli yazıları okumaya çalışıyorum. Bunun bir sebebi burada sabah olunca Türkiye’de akşam olması da olabilir çünkü buradan önemli diye baktığınız bir haber Türkiye’de çoktan gündemden düşmüş oluyor. Bir de insan daha çok bizim ülkemizin neyi eksik ki buralardan geri kalmış diye düşünüyor insan bunun nedenini daha çok güncel olaylara değil devamlılığı olan olaylara, kurumlara bakarak çıkarılabilineceğini düşünüyorum. Bu sebeplerden dolayı güncelden uzaklaştım ister istemez. Bir de tabi buradan ne alınıp Türkiye’de satılır ya da Türkiye’den ne getirilir düşüncesi var ki o yazımın konusu değil…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Tanıştığım Amerikalılara genelde şu soruları sordum;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Türkiye hakkında ne duydunuz? ne biliyorsunuz?&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Gelecek seçimler de Obama’yı mı? Yoksa Mc Cain’i mi? destekleyecekleri konusu ve Irak, İran hakkında ne düşündükleri.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Genelde Türkiye bilgileri çok zayıf en fazla 2-3 kelime Müslüman, İstanbul gibi… &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İkinci soruma aldığım cevap ise biraz beni şaşırttı. Kaldığım yerde genelde Hıristiyan muhafazakârlar var. Şuana kadar konuştuklarımın biri dışında hepsi Obama’yı destekliyor. Obama’nın Demokrat aday olduğunu ve daha liberal olduğunu hatırlatayım. Muhafazakârların Obama’yı oldukça şiddetli bir şekilde desteklemesi bana garip geldi. Mc Cain’i destekleyen sadece bir kişi ile karşılaştım ama tabi bu amca görmüş geçirmiş 70 yaşında biriydi. Obama’nın siyahları aşırı sevdiğini bunun beyazlar için tehlike olabileceğini, tecrübesiz olduğunu, vergileri artırıp fakirlere para dağıtacağını bunun yüzünden artık para kazanmanın zorlaşacağını hatta bizlerin bile bir daha Amerika’ya gelmeyeceğini söyledi. Ayrıca Bush yönetimini beğendiğini onun teröristlerden Amerika’yı kurtardığını ve tarihin onun hakkını vereceğini söyledi. Hatta&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;eğer Obama seçilirse Amerika’nın büyük bir hastalığa yakalanacağını da ekledi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Obama’yı destekleyenler daha ziyade onun siyah olmasından ve fakirlerle birlikte çalışmasından babasının Bush gibi zengin olmamasından bahsettiler. Ayrıca kürtaj konusunda Obama’nın liberal tutumu da gençleri etkiliyor gibi. Türkiye’de ki başörtüsü tartışması burada ki kürtaj tartışması gibi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Amerika’daki gündem şimdilik böyle şimdi de birazcık Türkiye gündemine bakalım;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İkinci büyük gözaltı furyası dün yaşandı. Birincisinde olduğu gibi yine dokunulmaz denen bazı önemli insanlar gözaltına alındı. Hukuk çok önemli bir köprüden geçiyor. 367, başörtüsü kararı, Ergenekon ve kapatma davası buna tabi F. Gülen Hoca ile ilgili kararı eklemek mümkün. Bütün bunlardan sonra çıkan sonuçlar kimseyi memnun etmeyecek sonuçlar oldu ve muhtemelen olacak.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Acilen hukukun önemini kavramamız lazım hukuk demokrasi herkese lazım olan şeylerdir. Bugün güçsüz olanlar yarın güçlü olup aynı kanunlara göre sana haksızlıklar yapabilirler. Hukuk haksızlıkları önleme kurumudur.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Mahkemelerin her verdiği karar doğru olacak veya hakkı gözetecek diye bir şey yok. Bugün mahkemeler darbe planladıkları için birilerini cezalandırabilir bu doğru bir karar olur ama bu karar başka bir mahkemenin bir partiyi kapatmasını meşrulaştırmaz ya da birilerini hakkı gözeterek beraat ettiren mahkeme başkalarını mahkûm ederse bu doğru olacak diye bir şey yoktur. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu arada Ufuk Uras ve DTP’li milletvekillerini tebrik ediyorum. Sanıyorum bu hafta darbe girişimcilerinin hesabını sormak için meclise önerge verecekler. Bu geçtiğimiz hafta ki darbelere karşı yürüyüşten sonra ikinci bir milat olucak.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Benim şuana kadar anladığım en önemli şey Amerika’ya gelince ne kadar önemsiz şeylerle uğraştığımız oldu ülkemizde. Buradakilere biraz kendi ülkemizin siyasi durumundan bahsedince ağızları açık pek fazla bir şey anlayamadan dinliyorlar. Güzel günler görürüz inşallah…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;M. Akif&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-2320279588231306193?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/2320279588231306193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=2320279588231306193' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2320279588231306193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2320279588231306193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2008/07/amerikadan-mektup.html' title='Amerika&apos;dan Mektup'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-5916567606549921554</id><published>2008-06-05T18:48:00.004+03:00</published><updated>2008-06-05T19:50:26.020+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başörtüsü'/><title type='text'>Anayasa Mahkemesinin Kararı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.hukukcular.org.tr/resimler/haberler/984.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://www.hukukcular.org.tr/resimler/haberler/984.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Anayasa Mahkemesi 367 kararından sonra pekte sürpriz olmayan bir karar daha aldı başörtüsü düzenlemesi hakkında. Kararda anayasanın 2. maddesine gönderme var yani üniversitelere başörtülülerin girmesini değişmesi teklif dahi edilemez laiklik ilkesine aykırı buldu. Yani; &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;''Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır''&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Ve&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;''Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir”&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Bu eklemeleri laiklik ilkesine aykırı buldu Anayasa Mahkemesi. Bu karardan Ak Parti’nin de kapatılacağını çıkartsak yanlış bir çıkarımda bulunmuş olmayız. Anayasa Mahkemesi A. Gül’ün selefinin yaptığı göreve soyunduğunu söyleyebiliriz. Ancak mahkeme gibi bir organın muhalefet görevine soyunması kabul edilemez. Bu insanların yargıya olan güvenini yok eder. Bu karara birkaç açıdan yaklaşırsak eğer;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;ol style="margin-top: 0cm; text-align: justify;" start="1" type="1"&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;Ak      Parti MHP’nin oyununa gelmiştir. Kanunu ilk teklif eden MHP olmasına      rağmen Ak Parti kapatılacaktır. &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;ol style="margin-top: 0cm; text-align: justify;" start="2" type="1"&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;Ak      Partinin bu değişikliği bekletmesinin doğru olduğu ortaya çıkmıştır. Eğer      bu düzenleme Anayasa Mahkemesi üyelerinin değişiminden sonra olsaydı sonuç      daha farklı olacaktı çünkü daha önceki kararlardan alıştığımız bir oy      dağılımı ortaya çıktı: 9 kabul 2 ret.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;ol style="margin-top: 0cm; text-align: justify;" start="3" type="1"&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;Bugün      yargının verdiği kararı alkışlayanlar yarın maalesef alınacak diğer      kararlara demokrasi gerekçesiyle itiraz hakkı kalmamaktadır.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;ol style="margin-top: 0cm; text-align: justify;" start="4" type="1"&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;Şuan      ki sistemimiz &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/J%C3%BCristokrasi"&gt;juristokrasidir&lt;/a&gt;. Kimse Türkiye’de demokrasi var ya da      özgürlükler ülkesidir demesin. Ali Babacan'ın sözleri doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;ol style="margin-top: 0cm; text-align: justify;" start="5" type="1"&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;Mecliste      alınan bir karar herhangi bir şekil hatası olmamasına rağmen kendilerini      ülkenin patronu zannedenler tarafından iptal edilmiştir. &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;ol style="margin-top: 0cm; text-align: justify;" start="6" type="1"&gt;&lt;li class="MsoNormal"&gt;CHP      ve DSP en önemli görevleri olan alınan kararları Anayasa Mahkemesine      götürme görevlerini başarıyla değerlendirmiş. Anayasa Mahkemesi bu güzel      pası ağlara gol yapmakta zorlanmamıştır.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Bu kararı eğer kapatma davası ile birlikte değerlendirirsek Ak Parti geleneği yine mağdur durumda olacaktır ve yine oylarını artırıp geri dönecektir. Ak Parti arkasında ki özgürlükçü kitleyi arttırarak yoluna devam edecektir. İnşallah Ak Parti demokrasinin daha fazla takipçisi olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Ama madalyonun diğer yüzüne bakarsak bu karar Ak Partinin şuana kadar yaptığı hataları kapatacaktır. Özellikle ekonominin gidişatı daha da kötü olacaktır. Bunda Ak Parti’nin hataları büyükken fatura Anayasa Mahkemesine çıkacaktır. Ne demiştik zamanında içimizde &lt;a href="http://www.tarihvebugun.org/2008/03/kapama.html"&gt;gizli Ak Partililer&lt;/a&gt; var. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-5916567606549921554?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/5916567606549921554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=5916567606549921554' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5916567606549921554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5916567606549921554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2008/06/anayasa-mahkemesinin-karar.html' title='Anayasa Mahkemesinin Kararı'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-4025968074739211797</id><published>2008-05-30T00:19:00.004+03:00</published><updated>2008-05-30T01:23:42.625+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='irtica haberleri'/><title type='text'>Hürriyet’in pas geçtiği manşet!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.haberdiyarbakir.com/images/news/6109.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://www.haberdiyarbakir.com/images/news/6109.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 1ex; text-align: justify;"&gt;          &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;İki gündür sabırla beklemekteyim  her sabah erkenden Hürriyet Gazetesini alıp büyük bir umutla önce  manşetine sonra da acaba deyip iç sayfalara bakıyorum ama nafile  demek ki laik demokratik Türkiye’mizin yılmaz savunucusu Hürriyet  ya yeteri kadar iyi çalışmıyor ya da bir satılmışlık söz konusu.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Artık daha fazla bekleyemeyeceğim.  Her Atatürkçü laik Türk vatandaşı olarak asli vazifemi yerine  getirerek bu olayı ben kamuoyuna açıklayacağım. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Efendim Pazar günü bir kamu  kuruluşunun açılışına davetliydim. Pek görüşlerimiz birbirini  tutmasa da bu arkadaşımın davetini kıramadım zaten son yurt dışından  kapatma davası aksine gelen görüşler canımı sıkmış biraz hava  alırım diye düşünmüştüm. Hem zaten ulu önder İstikbal göklerdedir  dememiş miydi? Bu kurumumuz gurur verici teknolojik altyapıya sahip  genç cumhuriyetin çağdaş kurumlarından biriydi. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;İşte ben bu düşüncelerle  kahvaltı ve öğle yemeği şeklinde olacak açılışa giderken olaylar  hiçte tahmin ettiğim gibi gerçekleşmedi. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;İlk girişte zaten belliydi  bir gariplik olduğu etrafta gereğinden fazla kapalı kadın vardı.  İlk gördüğümde herhalde temizlikçilerdir diye düşünmüştüm  ama bunlar ciddi ciddi açık büfede tabaklarını dolduruyorlardı.  O an tam ya burası kamusal alan değil mi diye arkadaşıma soracakken  o da ortalıktan kayboldu. Bir yandan da karnım oldukça açtı mecburi  sıraya girdim. Önümdekiler tabaklarını hamur işleriyle doldurmaktaydılar.  Bunlar zaten fazla et yiyemedikleri için böyleler diye söylemişti  bir arkadaşım demek ki hakikaten öyleymiş.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Neyse biran önce bir şeyler  yiyeyim üzerine hafif bir şeyler içeyim ayrılırım diye düşündüm.  Bir yandan da gözlerim kameramanları arıyordu. Hürriyet, Cumhuriyet  ya da Vatan bu haberi pas geçmezdi herhalde. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Tam karnımı doyurdum içecek  hafif bir şeyler ararken Cumhuriyetimizin en önemli çağdaşlık  göstergesi olan alkollü içeceklerin yer almadığını gördüm masalarda  aslında biran garsonlara sormak geldi aklıma ama biraz da korkmuştum.  Bu kadar dincinin arasında yani düpedüz mahalle baskısına uğramıştım  biran ağlamaklı oldum ama sonra Gazi’nin gençliğe hitabesi aklıma  geldi ve pes etmemeye karar verdim ve olayların nereye varacağını  izlemeye devam ettim. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Biraz telefonumdan 10. yıl  marşını dinledim bu bana biraz moral oldu. Tabi dinlerken kimseye  çaktırmadım telefonla konuşur gibi yapmıştım.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Birden ortamda haremlik selamlık  bir biçimde oturan erkekler hareketlendi. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;İnanamıyordum…&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Yemekten sonra göbeklerini  kaşıya kaşıya çimlerde oturanlar şimdi üzerlerindekileri çıkarıp  top oynamaya başlamışlardı. Kıllı ayı benzetmesinin ne kadar  doğru olduğunu düşündüm biraz biraz keyiflenmiştim. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Ama asıl şok olacağım olay  henüz gerçekleşmemişti. Tesisin açılışı için kesilen kurdele  dualar eşliğinde kesilmişti. Biran kamusal alanda bu kadarı fazla  diye bağıracaktım ki yine o mahalle baskısını yaşadım bana bir  kadeh içki içme özgürlüğü vermeyen zihniyet şimdi de laikliği  zedeleyen uygulamalarına karşı çıkmamı engelliyordu. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Ben artık biran önce gitmeyi  beklerken yeni bir şey keşfetmiştim. Evrak arşiv odası tabelası  olan bir odaya gereğinden fazla giriş çıkış oluyordu meğersem  orayı da lavaboyu kullanmaya gittiğimde fark ettim ki mescit haline  getirmişler. Bu kadarı fazlaydı biran önce bu ortamdan ayrılmalıydım.  Arkadaşımı zor zahmet bulduktan sonra kendimi iyi hissetmediğimi  bahane ederek gitmeye razı ettim.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;A ke penin kapatılmasının  ne kadar önemli olduğunu iyice kavramıştım. Bu parti mi tarikat  mı ne olduğu belirsiz şey bir gün bütün açılışları dualar  ile bütün evrak müdürlüklerini mescide çevirebilirdi. Hiç bu  kadar yakından mahalle baskısı hissetmemiştim. Bunu biran evvel  uzaktan tanıdığım olan anayasa mahkemesi üyesine yetiştirmeliydim.  Kapatma davası için bir sebep daha çıkmıştı hatta tanık olarak  beni dinleyebilirlerdi.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Bu olayların hangi kurumda  olduğunu fotoğrafları ile birlikte hürriyet gazetesine ya da Tuncay  Özkan'ın bizkaçparayız.com pardon bizkaçkişiyiz.com platformuna  söyleyebilirim. Tabi uygun bir fiyat karşılığında Laik çağdaş  Türkiye’yi korumak kolay değil. Yaşadığım mahalle baskısına  mahsuben yanlış anlaşılmasın.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;   &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;M. Akif&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-4025968074739211797?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/4025968074739211797/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=4025968074739211797' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4025968074739211797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4025968074739211797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2008/05/hrriyetin-pas-getii-manet.html' title='Hürriyet’in pas geçtiği manşet!'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-2323299751528401392</id><published>2008-05-03T17:51:00.004+03:00</published><updated>2008-05-03T23:07:25.147+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Liberalizm'/><title type='text'>Liberalizm= Serbest Piyasa</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Liberalizm-I yazımın ardından gelen yorumlar yazının en başında belirttiğim gibi Liberalizm’in bilinmemesinden kaynaklanmakta. Liberalizm ABD’nin resmi ideolojisi değildir aynı bugün ABD’nin Irak’a götürdüğünün demokrasi olmadığı gibi. Ama nedense her sakallıya dede deme alışkanlığımız devam ediyor. Liberalizmle ilgili 2. Yazı olan bu yazı da daha çok piyasa ekonomisi ya da serbest piyasadan bahsedeceğim*. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Öncelikle geçen günlerde gördüğüm bir haberi paylaşayım sizlerle;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;“Turkcell’in düzenlediği İşTcell Liderler Konferansı için Türkiye’ye gelen General Electric’in efsane CEO’su Jack Welch’in iş dünyası temsilcileriyle yaptığı toplantıya, İshak Alaton’la yaptığı Adam Smith-Karl Marx tartışması damgasını vurdu. Welch’in bir saate yakın konuştuğu toplantının sorular bölümünde Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İsak Alaton’un önceden kaydedilmiş sorusu ekranda gösterildi. Alaton, sorusunda petrol fiyatlarının 112 dolarlı rakamlara ulaştığı, petrol üreticisi ülkelere yılda 1.5 trilyon dolar kaynak gittiği ve artan enerji fiyatları nedeniyle gıda fiyatlarının da anormal yükseliş kaydettiğine dikkat çekerek “Bu durum binlerce insanın açlık ve yoksulluk çekmesine ve hatta ölümüne yol açıyor. Serbest piyasa ekonomisi artık işlevini yerine getiremiyor mu? Adam Smith öldü sanırım. Çözüm için insanlığın Karl Marx’ı yeniden keşfetmesi mi gerekiyor. Bunu burada birlikte yapabilir miyiz” sorusunu dile getirdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="verdana12"&gt;&lt;b&gt;BÜYÜK ALKIŞ •&lt;/b&gt; Alaton’un sorusu salonda bulunanlardan yoğun alkış alınca Welch &lt;b style=""&gt;“Sanırım salondakiler sorunun içeriğine değil de akıllıca ve komik olmasına alkış tuttu. Yoksa burada bulunan hiç kimsenin serbest piyasa ekonomisine inançsızlığı olduğunu sanmıyorum&lt;/b&gt;” yanıtını verdi. Welch “Kapitalizm eksikliklerine rağmen, mevcut sorunlara ve ihtiyaçlara yine de en iyi cevap veren sistem. Mükemmel çalışmasa da çağın ihtiyaçlarına en iyi çözüm yolları sunuyor. Mutlaka alternatif enerji kaynakları bulunmalı. Yenilebilir enerji kaynaklarının geliştirilmeli ve nükleer enerji konusunda da adımlar atılmalı. Günümüzde herkesin her konuda farklı fikirleri var. Bu da serbest piyasa ekonomisinin kötü yanı denebilir. Yoksa Karl Marx’ı mevcut sorunlara bir çözüm yolu olarak görmenin saçma olduğunu düşünüyorum” dedi.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;Türkiye’nin sayılı iş adamlarından İshak Alaton’un sorusu ya onun serbest piyasayı hiç bilmediği ya da ahbap-çavuş ilişkisi içerisinde zengin olduğu için şuana kadar serbest piyasa ekonomisinden fayda görmediği olabilir. Aynı şekilde diğer iş adamlarının alkışlaması da olayın vehametini gösteriyor. Welch tabi Türkiye’de dönen numaralardan devletin belli kişileri zengin etmesinden habersiz olduğu için soruyu anlayamamış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;Serbest piyasa ekonomisi arz ve talebin birlikte olduğu, tüketicinin egemen olduğu sistemdir. Serbest piyasanın temelleri;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;— Özel mülkiyet&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;— Tercih ve girişim özgürlüğü&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;—Kişisel çıkarlar “görünmez el”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;—Rekabet&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;—Sınırlı devlet&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;—Serbest ticaret &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;Kısaca değinecek olursak sırayla özel mülkiyet; her şeyin başıdır. Size ait olan bir şeyin tasarrufu size aittir. İstersen satarsınız ister saklarsınız. Tercih ve girişim özgürlüğü; Tüketiciler için tercih özgürlüğü yani birçok seçenekten seçim yapmak. Girişim özgürlüğü ise üreticiler için yatırımlarının önünde engel olmaması. Fiyatları arz ve talep belirler. Eğer böyle olmazsa kara borsa olur. Kişisel çıkarlar; İlk kulağınıza geldiğinde kişisel çıkarlar hoş gelmese de kişisel çıkarlar olmadan olmaz. Kasap kişisel çıkarları olduğu için para kazanması gerektiği için size et satar sizi sevdiği için veya faydalı olduğu için değil. Kasap kişisel çıkarını ne kadar çok düşünürse yani ne kadar çok para kazanmak isterse bizler o kadar daha ucuz et yeriz ya da daha lezzetli et yeriz çünkü kasap ya daha ucuza satıp sürümden kazanacaktır ya da daha kaliteli et getirecektir daha çok satmak için. Aynı şey diğer ticaret erbabı için de geçerli. Rekabet koşulu çok önemlidir. Rekabet olmaksızın piyasa sistemi yaşayamaz. Bu yüzden serbest piyasa ekonomisine serbest rekabet sistemi de denir. Rekabet herkesin en iyi becerdiği işi yapmasını ve her üretim faktörünün en çok gerekli olduğu yerde kullanılmasını, yani en etkin kaynak tahsisini sağlayarak ilerleme ve gelişmenin yolunu açar. Herhangi bir kimse veya işletmenin, belirli bir alanda bütün gücü ele geçirerek diğer insanların özgürlüğünü kısıtlamasını önler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a style="" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=4801224240994173521&amp;amp;postID=2323299751528401392#_edn1" name="_ednref1" title=""&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;[i]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;. Yani Doğan grubu bir tekeldir medya da bunun liberalizmle ya da kapitalizmle alakası yoktur. Sınırlı devlet; Devletin olmayacağı bir sistemi günümüzde düşünmek zor böyle bir örnek yok. Ama bu devletin sınırlarının yetkilerinin sınırlı olmamasını gerektirmez. Devletin görevi bir önceki yazımda da belirttiğim gibi milli savunma, adalet, iç güvenlik gibi piyasanın üretemeyeceği şeyler olmalıdır. Serbest ticaret; ticaretin serbest bir biçimde yani vergilerden muaf gümrük vergilerinin olmadığı bir şekilde devam etmesini ister. Bildiğiniz üzere gümrükler yolsuzluklarla anılmaktadır ve genelde bu tarz yerlerde rüşvet ve rant sürekli olarak devam eder. Serbest ticaret ve Korumacılık birbirinin zıt anlamlısıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;Bugün serbest piyasa koşullarına uyulmaması ve korumacı politikalar izlenilmesi büyük problemlere yol açmaktadır. “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;Tarımda kendini koruyan ve içe kapalı bir politika izleyen AB; artık kimi uzmanlarca dünya tarımındaki bu son krizin nedenlerinden biri olarak da sayılmaktadır&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=4801224240994173521&amp;amp;postID=2323299751528401392#_edn2" name="_ednref2" title=""&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;[ii]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;.” Bu gibi korumacı politikalar kaynakların israf edilmesine yol açmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;Karma ekonomi denen yani bazı üreticilerin kamu elinde bazılarının özel mülkiyette olması piyasa gerçeğini değiştirmez. Bizde en fazla ihmal edilen husus sanki kamu kuruluşlarının para kaynağının vergiler olmadığını düşünmektir. Kamu kuruluşları zarar ederse eğer bunu kapatmak için vergi olarak geri döneceklerdir. Vergilerin kimin üzerinde kalacağını ve üretim ve tüketimi nasıl etkileyeceğini, vergi toplayan hükümet değil, pazarın işleyişi belirleyecektir. Sonuçta, kamu işletmelerinin nasıl çalışacağını da hükümet değil, piyasa belirleyecektir&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=4801224240994173521&amp;amp;postID=2323299751528401392#_edn3" name="_ednref3" title=""&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;[iii]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=""&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;Bu yazıda serbest piyasa ekonomisini inceledik. Bir sonra ki yazıda Türkiye ve serbest piyasa ekonomisi ve liberalizmi incelemeyi düşünüyorum. Bu yazı ve gelecek yazı da özellikle ekonomi ile ilgilenen arkadaşların katkılarıyla daha faydalı hale geleceğini düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span class="verdana12"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-size:100%;" &gt;*Bu yazı da büyük ölçüde LDT’nin düzenlediği Hürriyet Mektebinde alınan notlardan faydalanılmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div  style="font-family:arial;"&gt;&lt;!--[if !supportEndnotes]--&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;hr style="height: 3px;font-size:78%;" align="left"  width="33%"&gt;  &lt;!--[endif]--&gt;  &lt;div style="" id="edn1"&gt;  &lt;p class="MsoEndnoteText"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a style="" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=4801224240994173521&amp;amp;postID=2323299751528401392#_ednref1" name="_edn1" title=""&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;[i]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style=""&gt;Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.198-199&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="edn2"&gt;  &lt;p class="MsoEndnoteText"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a style="" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=4801224240994173521&amp;amp;postID=2323299751528401392#_ednref2" name="_edn2" title=""&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;[ii]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Ağa, http://hurkalem.blogspot.com/2008/04/son-gda-krizi-ve-ab-ekseninde-trkiyenin.html&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="edn3"&gt;  &lt;p class="MsoEndnoteText"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a style="" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=4801224240994173521&amp;amp;postID=2323299751528401392#_ednref3" name="_edn3" title=""&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;[iii]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.196&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-2323299751528401392?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/2323299751528401392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=2323299751528401392' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2323299751528401392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2323299751528401392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2008/05/liberalizm-serbest-piyasa.html' title='Liberalizm= Serbest Piyasa'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-6468013188166099176</id><published>2008-04-20T23:51:00.002+03:00</published><updated>2008-04-20T23:57:08.326+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Liberalizm'/><title type='text'>Liberalizm-I*</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Liberalizm Türkiye’de yeni yeni tanınan duyulan ama genellikle anlaşılamayan bir ideoloji. Özellikle son günlerde çatlayan muhafazakâr-liberal ilişkisi haberleri ve liberal kelimesinin liboş şeklinde godoş, nonoş gibi hoş olmayan kelimelerle birlikte kullanılması da liberalizmin bilinmediğinin bir diğer kanıtı. Birde liberal miberal malı kap götür al diye rahmetli Cem Karaca’nın bir şarkısının içinde vardı.Liberalizm bir kere Türkiye’de Ak parti iktidarının ya da birkaç köşe yazarının 3-5 senede ortaya çıkardığı bir ne varsa satalım herkese her yapmak istediğinde özgürlük diyen bir ideoloji değil. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Liberalizmin kavramının tarihteki ilk kullanımı 19. Yüzyıl başlarına denk geliyor. İlerleyen zamanlarda “laissez faire laissez passer” (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) ilkesiyle özgürlükleri savunan düşünce kavramı olarak literatürde yer alıyor&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;[1]&lt;/a&gt;. Yalnız liberalizm kelime manasıyla ya da kullanışıyla baktığımızda her yerde aynı mana anlaşılmıyor. Mesela 19. Yüzyılda İngiltere’de klasik liberalizm ve liberteryanizm (yazıda bunun üzerinde duracağım) anlatılırken, 20. Yüzyıl ABD’sinde etatist ve sol fikirlerle birlikte sosyalizm kelimesi yerine kullanılmaktadır&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftn2" name="_ftnref2"&gt;[2]&lt;/a&gt;.Günümüzde de liberalizm klasik liberalizm ve sosyal liberalizm olarak ikiye ayrılıyor temel olarak. Sosyal liberalizm daha çok sosyal demokrasiye yakın sosyal adaleti gözetir şeklinde düşünebiliriz.Yazının ana konusu olan klasik liberalizme gelirsek. Belki de en önemli kavramlardan biri özel mülkiyet. Özel mülkiyetin önemini anlamak için ve nasıl her şeyi etkilediğini görmek için şu satırlara bakalım;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;“Bir ağacın elmaları, tabiat halindeyken, emeğini harcayarak onları toplayan kimsenindir. Çünkü o kişi o nesne için emek harcamış, ona kendinden bir şeyler katmıştır. Diğer taraftan, insan bunu yapmak zorundadır, çünkü yaşaması gereklidir. Bunu yapmak için diğerlerinin rızalarını beklemeye koyulsaydı, muhtemelen, hiçbir zaman ortaya çıkmayacak bir ortak rızayı beklerken hayatını kaybedebilirdi. Hâlbuki insan yaşama hakkına sahiptir. Şu halde, mülkiyet hakkı yaşama hakkından kaynaklanmaktadır.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftn3" name="_ftnref3"&gt;[3]&lt;/a&gt; ” Yani özel mülkiyet doğal bir haktır. Bu noktadan devam edersek; eğer bir kişi sizin elmalarınızı almaya kalkarsa bu özel mülkiyete saldırıdır, kabul edilemez. Bu kişi devlette olsa yani vergilerle sizin hakkınızı alıyorsa bu da kabul edilemez klasik liberalizmde.Peki devletin rolü nedir klasik liberalizmde diye soracak olursak eğer piyasanın üretemeyeceği şeyler olarak cevaplayabiliriz. Milli savunma, adalet ve iç güvenlik konusu devletin müdahil olması gereken konulardır. Adalet konusuna özel bir parantez açmak istiyorum. Adaletten kasıt hukuksuzluğu önlemek yani temel amaç kurallar koyup adaleti sağlamaktan ziyade hukuksuzluğu bertaraf etmek. Bu konuya adalet kurumlarının verdiği vicdanları sızlatan kararları örnek olarak verebiliriz. Yani adalet mekanizmasının varlığı hukukun üstünlüğünü bize göstermez. Devletin iç ve dış güvenliği sağlamak ile adaleti sağlamak için aldığı vergiler dışındaki vergilerin hepsi özel mülkiyete müdahaledir. Peki devlet müdahalesi artarsa ne olur;“Her ilave devlet müdahalesi, bütün kötülüklerle mücadele etmenin ve bütün kazançları teminat altına almanın devletin görevi olduğu yolundaki gizli faraziyeyi kuvvetlendirir. Büyüyen bir idari organın artan iktidarı, toplumun geri kalan kısmının, bu organın daha fazla büyümesine ve kontrolüne direnme gücünün azalması ile birlikte yürür. Gelişen bir bürokrasi tarafından yaratılan mesleklerin katlanarak büyümesi, bürokrasi tarafından düzenlenen sınıfların mensuplarını, akrabaları için emin ve saygı gösterilen yerler edinme şansını artırarak, saflarını genişlemeye meyil ettirir. Menfaatlerini büyük ölçüde kamu aracılığıyla bedava kazançlar olarak elde etmeyi bekler hale getirilen insanlar sürekli olarak daha fazla kazanç elde etme uğruna beklentilerini yükseltirler&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftn4" name="_ftnref4"&gt;[4]&lt;/a&gt; .”&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;"Birey, “herhangi bir seçme hakkı olmaksızın toplum için çalışmak zorundaysa ve genel hasıladan toplumun onun almasına hükmettiği oranda alırsa, toplumun bir kölesi olur &lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn5" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftn5" name="_ftnref5"&gt;[5]&lt;/a&gt; .Peki devlet ne kadar müdahale etmelidir. Bu konuda klasik liberallerin cevabı nettir. Hiç müdahale etmemelidir. Piyasaya tamamen serbest piyasa ekonomisi hâkim olmalıdır. Serbest piyasa ekonomisinin olmazsa olmazı rekabettir. Yukarıda devletin görevleri olarak saydığımız iç-dış güvenliği sağlamak ve adalette rekabet imkânı olmadığı için bu kurumlar devlete bırakılmıştır. Peki devlet herhangi bir sektöre müdahale ederse ne olur;“En tipik misal, yönetim organlarının, evsizliği önlemek gerekçesiyle ev yapım işine girmesidir. Bu yüzden sektörde çalışanların inşa ettiği evlerin değeri düşer, yönetim organları ev arzının daha büyük bir bölümünü kontrol etmeye başlar. İnşaatın türleriyle ilgili emredici düzenlemeler inşaatçının karını azaltır, böylece onu, sermayesini karın daha fazla olduğu alanlarda çalıştırmaya iter. Bu sürecin muhtemel sonuçları ise konut sektöründe kriz doğması ve yönetim organlarının iyice işe batmasıdır &lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn6" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftn6" name="_ftnref6"&gt;[6]&lt;/a&gt; .Devletin görevi bu rekabeti korumaktır. Rekabetin bireylerin hakkına tecavüzle ya da hile ile bozulmasını önlemektir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu yazımda Liberalizmin çeşitlerinden bazı kurumlarından bahsettim. Liberalizm bir yazıda anlatılacak kadar küçük bir ideoloji değil. Bu yazıda özellikle tartışma olabilecek konularda bir çerçeve çizdim. Bundan sonra gelecek yorumlarla ve sorularla ilk yazı dizim olacak bu yazı dizisini devam ettirmeyi düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;M.Akif MEMMİ&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;[1]&lt;/a&gt; Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.14&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftnref2" name="_ftn2"&gt;[2]&lt;/a&gt; Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.18&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftnref3" name="_ftn3"&gt;[3]&lt;/a&gt; Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.42&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftnref4" name="_ftn4"&gt;[4]&lt;/a&gt; Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.110&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn5" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftnref5" name="_ftn5"&gt;[5]&lt;/a&gt; Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.112&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn6" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=2556946178610454163&amp;amp;postID=2718295950357220073#_ftnref6" name="_ftn6"&gt;[6]&lt;/a&gt; Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.113&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;* Bu yazı imecedusuncesi.com'da 14.03.2008'de yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-6468013188166099176?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/6468013188166099176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=6468013188166099176' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6468013188166099176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6468013188166099176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2008/04/liberalizm-i.html' title='Liberalizm-I*'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-2838644938499332926</id><published>2008-01-29T00:54:00.000+02:00</published><updated>2008-01-29T00:56:25.446+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Darbe'/><title type='text'>Neden sürekli darbeci çeteler ürüyor?/Oral Çalışlar (Cumhuriyet)</title><content type='html'>&lt;p&gt;Başkaları ülkemiz üzerine bir şey söylediği zaman kızıyoruz. Tepki gösteriyoruz. Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinin hedeflerinden birisi de yerli-yabancı ayırmadan susturmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz bir Batılı olarak Türkiye'yi yakından izleseniz ne düşünürsünüz? Son 50 yılında 3 askeri darbeyle yüz yüze gelmiş, bir postmodern darbe yaşamış ülkemizde, bu gelenek bir türlü sona ermiyor. Darbe öykülerinin ardı arkası kesilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayalım! Nokta dergisi bir askeri darbe belgesi iddiası içeren "günlükler" i yayımladığı için askeri savcılık emriyle basıldı ve susturuldu. Unutmayalım! Bu ülkedeki emekli generallerden birisi "ortalığı karıştırmak amacıyla oraya buraya bombalar attığını" göğsünü gere gere anlatmaktan çekinmedi. Unutmayalım! Şemdinli sanıkları serbest bırakıldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii askeri darbeler bir günde hazırlanmıyor. Onun için toplumun psikolojik olarak hazırlanması, seçilmiş kurumların bu ülkeyi yönetemeyeceği inancının halk içinde kabul edilir hale getirilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşı elverenler 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi günleri bir hatırlasınlar. Sağ ve sol gruplar köşe başlarını tutmuşlar insan avı yapıyorlardı. Önce sağcıların solcuları öldürmesiyle başlayan süreç, solcuların onlara karşılık vermesiyle devam etti ve daha sonra cinayetler ülkenin gazetecisine, sendikacısına, milletvekiline, eski başbakanına yöneldi. "Siviller yönetemiyorlar" fikri toplum içinde yaygınlık kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül darbesinin ertesi günü eylemler kesildi. Darbeciler hedeflerine ulaşmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darbecilerin yöntemleri belli. Kargaşalık yaratmak amacıyla çarpıcı suikastlar düzenlemek, büyük patlamalarla çok sayıda insanı öldürmek, toplum içindeki farklı grupları çatıştırmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez de aynı yolu izledikleri bir gerçek. Ancak bu kez hesaplamadıkları bir darbe aldıklarını söyleyebiliriz. Tabii henüz hesaplaşmanın bittiği söylenemez. Perde arkasında kimlerin olduğunu bilmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle "tehdit" ortadan kalkmış değildir. Burada belki de geçmişten farklı olarak darbecilerin aleyhine bazı olgulardan söz edebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül askeri darbesi, büyük toplumsal grupların devreye sokulmasıyla gerçekleştirildi. Kahramanmaraş'ta Aleviler kitle olarak hedef alındı. Sağ ve sol gruplar ciddi bir çatışma ortamı içine sokuldu. Polis bile bu kamplaşmaya göre bölündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi böyle bir durum söz konusu değil. Sağ sol çatışması yer yer gerçekleşse bile yaygın değil. Alevi-Sünni gerginliği giderek azalıyor. Türkiye'de askeri darbenin uluslararası arenada ciddi bir desteği olduğunu da söyleyemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu verileri üst üste koyduğumuz zaman darbecilerin işi eskisine göre çok zor. Bu nedenle asıl hedeflerine ulaşacak gücü gösteremiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde düşünmemiz gereken nokta, ülkemizdeki darbe ruh halinin bir türlü sona ermemesi. Neden Türkiye sürekli darbeci çete üreten bir ülke özelliğini korumaya devam ediyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, sürekli darbeyle yüz yüze gelen bir Pakistan değil, ama artık darbe sorununu geride bırakabilmiş bir Yunanistan da değil. Türkiye, darbeyle köküne kadar hesaplaşamamış bir ülke.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de darbeciler meşruiyetlerini koruyorlar. 12 Eylül darbecilerini yargılayacak bir hukuk sistemi bile gerçekleştirilemedi. Hâlâ bir darbe anayasasıyla yönetiliyoruz. Hâlâ toplumun bir kesiminde iktidarların demokratik yollarla değiştirilmesine ciddi bir inançsızlık varlığını koruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada bir kurumsal yapı söz konusu olduğu gibi bir de zihniyet sorunu var. Evet, Türkiye Gladio'sunu temizlemedi, temizleyecek bir hesaplaşma yaşamadı. Ama sorun yalnızca bu değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Demokratik meşruiyet", sorunların toplumun iradesine başvurarak çözülmesi konusunda yeterince olgunlaştığımız da söylenemez. "Gelsinler bizi kurtarsınlar" anlayışı azalmış olsa bile kökten yok olmadı. Gücü elinden kaçıran, meşru zemini hemen terk edecek bir anlayış içine giriveriyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırılgan bir demokrasi köprüsünden geçiyoruz. Sallana sallana, korka korka... Bakalım karşı kıyıya sağ selamet ulaşacak mıyız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün dünden daha mümkün görünüyor... &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-2838644938499332926?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/2838644938499332926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=2838644938499332926' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2838644938499332926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2838644938499332926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2008/01/neden-srekli-darbeci-eteler-ryororal.html' title='Neden sürekli darbeci çeteler ürüyor?/Oral Çalışlar (Cumhuriyet)'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-1006905948694190903</id><published>2008-01-21T01:08:00.000+02:00</published><updated>2008-01-21T01:10:00.552+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muhalefet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktidar'/><title type='text'>Farka bakın/Rauf Tamer (Posta)</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;İktidar kanadı şimdiden motivasyon peşinde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;- &lt;b style=""&gt;Diyarbakır’ı isterim, Batman’ı isterim, İzmir’i, Çankaya’yı isterim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yani “Şişli hariç” her yeri istiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Peki ana muhalefet?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yok mu onun istediği bir yer?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Mesela “İstanbul’u isterim, Ankara’yı isterim” falan diyemez mi? İstemek de mi yasak? Yağmasa bile biraz gürler insan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sosyal Demokratlara bakın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tam bir ölü toprağı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Cumhurbaşkanlığı seçiminde sembolik de olsa bir aday gösteremediler. Mesela &lt;b style=""&gt;Kanadoğlu,&lt;/b&gt; anlamlı bir aday olabilirdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Şimdi anayasa tartışmaları var, değil mi? Göstermelik de olsa bir &lt;b style=""&gt;taslak&lt;/b&gt; hazırlayamadılar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Türban meselesi konuşuluyor, değil mi? Hiçbir &lt;b style=""&gt;alternatif&lt;/b&gt; sunamadılar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sadece şikayet ediyorlar. Bir de mahkemeye gitmeyi öğrenmişler. &lt;b style=""&gt;Sosyal Demokratlık&lt;/b&gt; böyle bir meşgale mi? Günlük hayatın neresinde kaldı bunlar? Kaç yıl gerisindeler?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bilimde, teknolojide yoklar. Ekonomide hiç yoklar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Enerji, tarım, sağlık ve eğitimden ne haber?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sanata ve sanatçıya zaten yabancılar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Futbol Federasyonunda kıyametler kopuyor ama bunlar hiçbir fikir söylemiyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Peki, ne iş yaparlar?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Siyaset, sadece &lt;b style=""&gt;konforlu bir hayat biçimi&lt;/b&gt;’nden mi ibarettir? Anlamak mümkün değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Gözüküyor ki bundan sonra seçimler, iktidarı tâyin etmek için değil, ana muhalefeti tespit etmek için yapılacak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Ve anlaşılıyor ki siyasi yelpaze, yeniden dizayn edilecek.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-1006905948694190903?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/1006905948694190903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=1006905948694190903' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1006905948694190903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1006905948694190903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2008/01/farka-baknrauf-tamer-posta.html' title='Farka bakın/Rauf Tamer (Posta)'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-2594140063251568385</id><published>2008-01-01T22:59:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T23:03:06.945+02:00</updated><title type='text'>Daldan Dala Kahve Muhabbeti/Derindusunce</title><content type='html'>(bu yazı derindusunce.org sitesinden sayın Bülent Keskin'in yazısıdır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hocam ya, nedir bu Türkiye’nin hali? Sen gündemle biraz ilgileniyorsun gördüğüm kadarıyla, anlatsana bi, bu gidiş nedir, ne olacak?&lt;br /&gt;- Ne olacağını ben nerden bileyim koçum, takdir neyse o olur.&lt;br /&gt;- Ya tamam eyvallah da, biz de bişeyler görebiliriz herhalde di mi? Allah akıl fikir vermiş.&lt;br /&gt;- E tabi.&lt;br /&gt;- Mesela Cumhuriyet mitingleri falan yapıldı. Bir sürü insan Cumhuriyet ve kazanımlar elden gidiyor diye bağırıyor, bi taraftan Fazıl Say “onlar %70 biz %30, karanlık güçler cumhuriyeti ele geçiriyor, hayallerim yok oldu, bi kızım var onu da alır giderim” diyor. Ne oluyor gerçekten? Cumhuriyet tehlikede mi?&lt;br /&gt;- Yok be aslanım Cumhuriyet’in tehlikede falan olduğu yok. Hatta kurulduğundan beri en iyi zamanını yaşıyor. İşte enflasyon problemi aşıldı, PKK problemi ortadan kalkıyor, insanların gelir seviyesi yükseliyor. Dünyanın dört bir tarafına Türk okulları açılıyor yani Türkiye geleceğe yatırım yapıyor. Böyle giderse kronik hastalıklarımızın hepsinden birer birer kurtulacak gibiyiz.&lt;br /&gt;- E Fazıl Say niye öyle diyor o zaman? Mitinglerdeki milyonların derdi ne? &lt;p&gt;&lt;span id="more-619"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;- O konu karışık biraz. Bu iyiye gidişten rahatsız olanlar da var elbet. Kimileri kendince haklı, yanlış bilginin mağduru, kimileri menfaatlerini korumak için veya çarıklıları sevmediği için iyi göstergelerden kötümser sonuçlar çıkarıyor.&lt;br /&gt;- Cumhuriyet elden gidiyor diye feryat edenler arasında cahilliğinden mütevellit haklı olanlar da var, menfaatleri öyle gerektirdiği için düşmanlık yapanlar da var diyorsun yani.&lt;br /&gt;- Aynen.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Peki haklı olanlar kimler? Neden haklılar?&lt;br /&gt;- Haklı olanlar beyinleri yıkanmış olan kesim. Bunlar küçüklüğünden beri bir şeriat tehlikesiyle korkutulmuş. “Şeriat gelirse özgürlüğünüz elden gidecek, farklılığınıza tahammül edilmeyecek, baskı altında yaşayacaksınız, mesela kızların zorla başı kapatılacak, erkeklere zorla namaz kıldırılacak” falan denmiş. Bunlar da haklı olarak böyle bir şeyi istemiyorlar. Dindar insanların ekonomide ve siyasette güçlenmeleri, halkın büyük bir çoğunluğunun oyunu toplamaları onları korkutuyor. “Sonumuz fena, kollarımızı kesecek bunlar” diye titriyorlar.&lt;br /&gt;- Haha, niye kolları kesilsin ki, hırsız mı bunlar?&lt;br /&gt;- Değil elbet ama kol kesen bir rejime doğru yol aldığımızı düşünüp korku duyuyorlar.&lt;br /&gt;- Var mı peki öyle birşey? Bu gidişin sonu şeriat rejimi mi?&lt;br /&gt;- Elbette değil. Aksine bu gidişin yönü demokrasiye doğru. İşin komik tarafı “şeriat rejimi” diye bir şey de yok. O sadece bir heyüla gibi insanları korkutmak için kullanılıyor.&lt;br /&gt;- Nasıl yani şeriat dediğin şey İslam devletlerinin rejimi değil mi?&lt;br /&gt;- Değil.&lt;br /&gt;- E nerden çıkmış o zaman bu şeriat?&lt;br /&gt;- Şeriat “haklar” veya “hukuk” demek. İlk defa 31 Mart vakasında ordudan atılan subaylar “şeriat isteriz” diye bağıra çağıra yürüyüş yapmışlar. Yani “bizi haksızca ordudan attınız, hakkımızı isteriz” demek istemişler. Zamanın İttihat ve Terakki taraftarları bunu eski düzeni istemek, meşrutiyetten geri dönüş, kısaca gericilik olarak yansıtmış. O günlerde şeriat eski düzeni sembolize eden bir kelime olmuş. Şimdiyse kol bacak kesen, insanlara baskı kuran İslam rejimi anlamında bir kısım medyanın temcit pilavı olmuş.&lt;br /&gt;- Kelimelere takılmayalım. İslam’ın bir rejimi var sonuçta, onu kastediyorlar.&lt;br /&gt;- Yok.&lt;br /&gt;- Nasıl yok?&lt;br /&gt;- Baya yok işte. İslamın bi devlet rejimi falan yok. İslam her konuda ahlaki temelleri vaz etmiş. Bu temellere uyan bütün rejimler İslam’a da uyar.&lt;br /&gt;- E peki padişahlık ne o zaman?&lt;br /&gt;- Padişahlığın İslam’la bir ilgisi yok. Osmanlı rejimi öyleymiş. Ama İslam’ın ilk zamanlarındaki rejim Cumhuriyet’e daha yakınmış. Ama bu “Cumhuriyet İslam’ın rejimidir” anlamına gelmez. Padişahlık da olabilir, cumhuriyet de. Önemli olan İslam’ın temel kurallarına aykırılık olmasın. Örneğin zulüm olmamalı, insanlar özgür olmalılar, vs..&lt;br /&gt;- O zaman bu adamların şeriat korkusu tam bir heyüla desene.&lt;br /&gt;- Evet.&lt;br /&gt;- Gene de şunu anlamadım. Bu insanlar bu korkuyu kendileri üretip, kendileri mi korkuyorlar yani? Kendin pişir kendin ye hesabı. Hiç mi gerçeklik payı yok bu korkunun?&lt;br /&gt;- Güzel soru. Müslümanlar arasında çok azınlık da olsa İslam’ı yanlış anlayan, şeriatı gelmesi gereken bir İslami rejim olarak gören, bu rejimin baş açık dolaşmaya izin vermemesi gerektiğini düşünenler var. İran ve Suudi Arabistan’da bunlar devlettir de. Ama Türkiye farklıdır. Türkiye’de müslümanların hemen hepsi demokrasi taraftarıdır ve öyle yoz bir İslam anlayışları yoktur. Yani Suudi ve İran pratiği İslam’ın doğru birer örnekleri değildir. Osmanlı pratiği daha doğrudur.&lt;br /&gt;- Peki bu kol kesme hikayesi nerden çıkmış?&lt;br /&gt;- O ayetle sabittir. Kuran-ı Kerim “hırsızlık yapanların elini kesin” der. Ama bu rejimle ilgili bir şey değildir. Ayrıca kol kesmenin de bir adabı vardır. Her hırsızlık yapanın kolu kesilecek diye bir şey yok. İşte ihtiyacı kadar çalma, kıtlık zamanında çalma, korunmamış bir şeyin çalınması gibi durumlarda el kesilmiyor. Koskoca Osmanlı dönemi boyunca sadece bir-kaç defa kol kesme cezasının verilmiş olması bu nedenledir.&lt;br /&gt;- Yani o zaman şöyle diyebiliriz: İslam bir rejim önermemiştir ama bazı ceza kanunlarını önermiştir.&lt;br /&gt;- Evet. Öyle diyebiliriz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Peki menfaatlerinden dolayı Türkiye’nin mevcut gidişatından rahatsız olanlar kimler?&lt;br /&gt;- Bunlar birinci gruptan farklı, hatta birinci gruba gaz veren statüko sahipleri. Yani koltuk sahipleri. Bir kısım üst düzey memurin. Bunlar, pek çoğu itibariyle kendileri yetersiz olmalarına rağmen ideolojileri sayesinde koltuk sahibi olmuş insanlardır. Bu gidiş onlara koltuklarını kaybetme riski şeklinde görünüyor. Ne desinler? Koltuğumuzu kaybetmek istemiyoruz diyecek halleri yok, “Cumhuriyet tehlikede” diye bağırıyorlar.&lt;br /&gt;- İdeolojileri nedir ki bunların?&lt;br /&gt;- İdeolojilerinin ne olduğundan ziyade devlette ideolojinin ne aradığını sormak gerekiyor. Aslında devletin bütün dini inançlardan ve ideolojilerden bağımsız laik bir yapı olması gerekiyor. Devletin bir ideolojiye sahip olması, diğer ideolojileri baskı altında tutmaktan, onları kamusal alandan kovma gibi teşebbüslerden başka bir işe yaramaz.&lt;br /&gt;- Türban diyorsun yani.. kamusal alan deyince çağrışım yaptı.&lt;br /&gt;- Sadece türban değil pek çok şey. Kısaca “ifade özgürlüğü” diyebiliriz. &lt;strong&gt;Laik demokratik bir sistemin olmadığı yerde türban da dahil olmak üzere hiçbir ifadenin devlet ideolojisi nezdinde özgürlüğü yoktur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- Hımm kafam karıştı. Türbana karşı olanlar zaten laikler değil miydi?&lt;br /&gt;- Laikçiler ya da laiklikçiler demek daha doğru olur. Bunlar laikliği bir ideoloji olarak benimsemişlerdir. Laiklik onlara göre dini eğitimin, dini sembollerin yasaklanması demektir. Din karşıtı olmaya laiklik derler, yeri gelince biz de müslümanız demekten de geri durmazlar. Kendilerini laik olarak tanımlamaları bile tuhaftır. Oysa devlet laik olur, insanlar ise şu veya bu ideolojiye az veya çok inanırlar.&lt;br /&gt;- Laiklik ideoloji olunca ve devletin hakim ideolojisi bu olunca, devletin laik bir yapısı olduğu söylenemez tabi.&lt;br /&gt;- Elbette. Böyle bir devletin türbanı kamusal alanda yasaklaması da normal karşılanır.&lt;br /&gt;- Hmm.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Peki Türkiye nereye gidiyor? Bütün bu kargaşanın sonu ne olacak?&lt;br /&gt;- Takdir neyse o olur.&lt;br /&gt;- Yahu tamam amenna. Sen ne düşünüyorsun onu soruyorum.&lt;br /&gt;- Sadece Türkiye değil bütün dünya değişiyor. Eski baskıcı ideolojiler birer birer iflas ediyor. Küreselleşme, bilgi çağı devrimi… bütün bunlar bu süreçte itici rol oynuyor. Düşünebiliyor musun, bundan 30-40 sene önce insanlar Türkiye’yle ilgili kritik haberleri ancak BBC radyosundan öğrenebiliyormuş. Devlet radyosu yayınlamıyormuş çünkü. Bilgi-iletişim devriminden sonra halkı bilgisiz bırakmak, bu yolla baskıcı ideolojileri ayakta tutmak mümkün değil artık. İnternet diye birşey var işte. İnsanlar tartışıyor, konuşuyor, istediği bilgiye arama motoru vs. ile anında ulaşıyor. Kim bunun önünde durabilir ki?&lt;br /&gt;- Evet. Bütün planların üstünde Allah’ın da bir planı vardır derler ya. O hesap demek.&lt;br /&gt;- Boşuna takdir demiyoruz ikide bir. Pozitivistler çok bozulur bu kaderci ifadelere. Ama işte “en hakiki mürşit”in ürettiği İnternet nasıl da bizzat ayaklarına dolandı. Şaşırmış durumdalar. Takdir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Bu kader meselesini anlamak çok zor. Yani bilimsel yollarla geleceği önceden kestirmek mümkün değil mi?&lt;br /&gt;- Buna determinizm deniyor. Yani başlangıç koşulları yeterince açık tanımlanmışsa t kadar süre geçtikten sonra ne olacağının hesaplanabildiği olaylara deterministik deniyor. Fizikçiler 19. yüzyılda tabiat olaylarını deterministik zannederlerdi. Elektromanyetik teorinin ardından bir iki bilinmeyen dışında Fiziğin “tamamlanmış” bir bilim dalı olduğuna hükmettiler. Artık bulunacak yeni bir şey kalmamıştı. Fotoelektrik olay gibi bir-iki bilinmeyen konu, ufuktaki bir kaç bulut gibi görünüyordu. Bunlar da çözülürse fiziğin seması bütün bulutlardan arındırılmış berrak bir semaya dönüşecekti. İnsanoğlu ne kadar ukela! Sonra o iki bulut yaklaştı ve bir kasırgaya dönüştü. Bunlar quantum, relativite gibi teorileri ortaya çıkardılar. Heisenberg belirsizliği deterministlere öldürücü darbeyi vurdu. Şu an bilim adamları ittifakla bildiklerinin bilmediklerine oranla deryada katre olduğunu söylüyorlar. İşte sicim teorisi 11 boyutlu alemden bahsediyor. 4üncü boyutun ötesi insanoğlunun sınırlarını aştığı için gerçekten anlamak mümkün olmuyor.&lt;br /&gt;- Fizik biyoloji eminim öyledir de, ekonomi siyaset gibi daha insan ürünü bilimler deterministik olamazlar mı?&lt;br /&gt;- Komünistler de böyle düşünmüş olacak ki ekonomiyi tek merkezden yönetmenin daha verimli, daha adil sonuçlar doğruracağına hükmetmişler. Sonra anlaşıldı ki ekonomi de kendi bilinmeyenleriyle büyük bir bilim dalıdır. Ukelalık kabul etmiyor. Ekonomi bir yönüyle meteorolojiye benzer. Önceden belirlenebilirliği mümkün değildir. Japonya’daki bir kelebeğin kanadını çırpması Amerika’da büyük bir kasırgaya neden olabilir. Bu belirlenemezliğe bilim adamları sonunda kaos demek zorunda kalmışlar.&lt;br /&gt;- En hakiki mürşidin kendine bile faydası yok desene!&lt;br /&gt;- Öyle denebilir. Ama öyle deyince etiket meraklısı insanlar sana bilim düşmanı etiketini yapıştırabilir. Halbuki kimsenin bilime karşı çıktığı falan yok. Karşı çıktığımız şey insanoğlunun küstahlığı. Bilimi Allah’ın mutlak iradesinin karşısına koymaya çalışmaları. Oysa Kuran-ı Kerim’de pek çok yerde Alim-i Mutlak ne güzel ifade eder: “Siz bilmezsiniz, Allah bilir!”&lt;br /&gt;- Amenna ve saddakna.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-2594140063251568385?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/2594140063251568385/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=2594140063251568385' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2594140063251568385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2594140063251568385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2008/01/daldan-dala-kahve-muhabbetiderindusunce.html' title='Daldan Dala Kahve Muhabbeti/Derindusunce'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-7763641977107598648</id><published>2007-10-14T23:24:00.000+03:00</published><updated>2007-10-14T23:29:52.143+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><title type='text'>Ahmet Taşgetiren/...</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: 8pt;font-family:Arial;" &gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Önce aklıma takılan soruları sizlerle paylaşmak istiyorum:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce Amerika güçlü bir devlet mi? Bir süper devlet mi? kendi içinde insicamı bulunan bir yapılanış mı, yoksa sallapati yönetilen bir organizasyon mu? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;-Sizce Amerika, Irak'ta PKK militanlarını kontrol edemeyecek kadar zaaf için de mi?&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce Amerika, Kuzey Irak yönetimini, PKK konusunda devreye sokamayacak kadar zaaf için de mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Size &lt;strong&gt;Abdullah Öcalan&lt;/strong&gt;'ı yakalayıp, paketleyip Türkiye'ye teslim eden Amerika, Kuzey Irak'ta üstlenmiş bulunan PKK lider kadrolarının yerini bilmiyor mu? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce Amerika, dilediği takdirde PKK lider kadrosunu derdest edip Türkiye'ye teslim edecek güçten yoksun mu?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce Amerika, Kuzey Irak'ta üstlenmiş bulunan PKK lider kadrosunu toplayıp &lt;strong&gt;“Bundan böyle Türkiye'ye karşı gerçekleştirilecek en küçük bir eylemde tepenize biteriz”&lt;/strong&gt; diyecek olsa, PKK'lılar &lt;strong&gt;“Hadi canım sen de!”&lt;/strong&gt; tepkisini verebilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce Amerika,Türkiye'nin PKK ile ilgili taleplerini güçsüzlüğü sebebiyle mi yerine getirmiyor, yoksa başka hesaplar yüzünden mi? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce Kuzey Irak yönetimi, Amerika'ya rağmen, bölgedeki tüm devletlerle problemli bir duruşu ortaya koyabilir mi? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce Kuzey Irak yönetimi, PKK'yı güç yetiremediği için mi bünyesinde tutuyor, yoksa başka hesaplarla mı?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce PKK'lıların elindeki Amerikan silahları, kontrol dışı bir şekilde PKK'nın eline geçmiş silahlar mıdır, yoksa kontrol dışı görüntüsü içinde devredilmiş silahlar mıdır? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce PKK'lılar Avrupa ülkelerinde neden himaye görüyorlar?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce Amerika, eş-zamanlı olarak Ermeni tasarısını neden devreye sokuyor?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce &lt;strong&gt;“Ermeni tasarısı”&lt;/strong&gt;na karşı gibi gözüken Amerikan yönetimi ile Ermeni Tasarısını benimsediği anlaşılan Demokrat ağırlıklı Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu arasındaki farklılık, sahici bir farklılık mıdır? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce, Türkiye gibi, Ortadoğu'da Amerika'nın en kadim müttefiki ile arasına dinamit kalıbı koyacak bir tasarının kabulü veya reddi konusunda fikir birliğine varamamak, Amerika gibi bir devlette olabilecek bir şey mi? Herhangi bir devlette olabilecek bir şey mi? Türkiye'yi düşünsek: Böylesine hayati bir konuda iktidar ile muhalefet birbirine yüzde yüz zıtlık taşıyan iki uca savrulur mu? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce Amerika Türkiye'yi Kürtler hesabına sattı mı? Yoksa Türkiye'yi başka bir alana sürüklemek için sürdürülen bir manipülasyon stratejisi ile mi karşı karşıyayız? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce Amerika, Türkiye'nin hem PKK hem Ermeni meselesindeki duyarlılığını anlayamayacak kadar zeka özürlü mü, yoksa, Türkiye'yi önemsemediği için bu tepkileri iplemeyecek bir duyarsızlık halinde mi? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Sizce Amerika neyi oynuyor? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Bence bütün bu soruların içinden Türkiye'nin çıkardığı sonuç &lt;strong&gt;“Amerika bir oyun oynuyor ve Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak istiyor”&lt;/strong&gt; şeklindedir. Amerika tarafından seslendirilen &lt;strong&gt;“Gücümüz yetmiyor”&lt;/strong&gt; ifadeleri hiç de inandırıcı bulunmuyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Eğer Amerika'nın PKK militanlarına gücü yetmiyorsa, o zaman, Kuzey Irak'a girecek Türk birlikleri karşısında aslan kesilmesi de imkansız olmalıdır, öyle değil mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Oysa şimdi biz, Kuzey Irak'a yapılacak bir sınır ötesi harekatta &lt;strong&gt;“Amerikan birlikleri ile karşı karşıya gelme”&lt;/strong&gt; endişesi taşıyoruz. PKK ile Kuzey Irak yönetimi, en küçük bir &lt;strong&gt;“Amerikan baskısı”&lt;/strong&gt; endişesi taşımıyor, nasıl bir iş bu? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Türkiye &lt;strong&gt;“Amerika bir oyun oynuyor”&lt;/strong&gt; öfkesi içinde, bu açık. Onun için Türkiye'de Amerika'nın itibarı ayaklar altında sürünüyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Türkiye, &lt;strong&gt;“Amerikan yönetimi isterse Ermeni tasarısı falan gündemde olmaz”&lt;/strong&gt; inancı içinde. Siz, 1 milyon Ermeni oyu adına Türkiye'yi harcayacaksınız! Biz, Washington'dan bakınca bu kadar &lt;strong&gt;“Ensesine vur ekmeğini al”&lt;/strong&gt; gibi bir ülke halinde mi görünüyoruz? Türkiye'deki Amerikan diplomasisi uyuyor mu? Türkiye'nin nabzını görmüyorlar mı, bunu merkezlerine iletmiyorlar mı? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Canım küser küser barışırız, Türk – amerikan ilişkileri böyle gitmiş hep.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Ama böyle gitmemiş. Bir gün gelmiş, Kıbrıs'a çıkmış Türk askeri...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Amerika'nın içlerinde ünlü &lt;strong&gt;Henri Kissinger&lt;/strong&gt;'ın da bulunduğu 8 eski Dış işleri Bakanı, Ermeni tasarısı konusunda uyarıyor Amerikan yönetimini... Burada tecrübe var. Ya;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Amerikan yönetimi uyuyor, diyeceğiz, ya da &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Türkiye ile oynuyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;O zaman Türkiye otursun, Amerikasız bir Ortadoğu tasarımı yapsın. Bunu mu istiyor Amerika?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Nezaketi falan bir kenara bırakıp, açıkça sorup cevabını almamız gereken şey şudur: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Amerika Türkiye'den ne istiyor?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Ne istiyorsunuz arkadaş! &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Ganrip işler oldu geçen zamanda:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Türkiye Suriye'yi tehdit etti, Öcalan7ı Amerika teslim etti. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Güya Suriye Amerika'nın &lt;strong&gt;“tehdit odağı”&lt;/strong&gt; diye nitelediği ülkelerden biri idi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Suriye – Rusya – Yunanistan – Kenya – CİA - Türkiye...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Nereden nereye? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Aklıma gelen son soru da şu:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Öcalan bizim elimizde. Öcalan teslim olduğunda süt dökmüş kedi idi. Şimdi İmralı'da iken bile PKK'ya liderlik yaptığı farz ediliyor. Nasıl oluyor bu iş? Yoksa biz de mi oyun oynuyoruz? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;-Yoksa Gabar'da can veren çocuklar nerede başlayıp nerede bittiği bilinmez bir anaforun kurbanları mı? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Sayın Cumhurbaşkanı, sayın Başbakan, sayın Genelkurmay Başkanı siz yukardaki soruların cevabını bilmekte misiniz? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-7763641977107598648?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/7763641977107598648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=7763641977107598648' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7763641977107598648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7763641977107598648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/10/ahmet-tagetiren.html' title='Ahmet Taşgetiren/...'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-4038321863721873520</id><published>2007-09-22T16:40:00.000+03:00</published><updated>2007-09-22T16:41:09.536+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ihl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iftar'/><title type='text'>Bir İftar</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Geçen ihl’li arkadaşlarımızla organizatörü olduğum hemen hemen geleneksel hale getirdiğimiz iftarımızı yaptık. Yani tamam bir senedir görmediğimiz arkadaşlarımızı gördük özlem giderdik karnımızı doyurduk hep beraber. Sağ olsun yine Ömer’in mekânına gittik çayımız geldi müesseseden arada kolalarımızı içtik. Ama artık sıkılmaya başladım. O yüzdenzaman zaman acaba bu kadar çok kişi görüşmesek mi diyorum. Hepimiz kalbur üstü üniversitelere girmişiz kimimiz bitirmiş bile ama biz hala 7-8 sene önceki çocukluk hikayelerimizi konuşuyoruz ve her buluştuğumuzdan aynı şeyleri konuşmak baydı artık. Bizlerin biraz okuduklarımızdan olaylardan hatta sistemlerden konuşmamız gerekirken veya iş hayatından konuşmamız gerekirken sonuçta hepimiz yarın öbür gün okulu bitireceğiz gidipte eski kirli çamaşırları tekrar tekrar ortaya çıkarmaya ne gerek var. Ama insan bir yandan da senede bir kez oluyor idare edelim diyor..Neyse bu da ilk yazımdı biraz gecikmelide olsa meramımı ifade etmiş oldum...&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;M.Akif &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-4038321863721873520?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/4038321863721873520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=4038321863721873520' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4038321863721873520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4038321863721873520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/09/bir-iftar.html' title='Bir İftar'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-1186814555475681954</id><published>2007-09-12T10:33:00.000+03:00</published><updated>2007-09-12T00:34:07.692+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenilik'/><title type='text'>Kendi Yazılarım</title><content type='html'>Bundan sonra kendi yazılarımı da yayınlamaya başlıyorum burada. Daha önceleri sadece arşiv niyetine kullanıyordum. Yeri geldiği zaman günlük, yeri geldiği zaman geyik olacak hatta eleştiriler falanda olacak niyetimiz o inşallah. Vire Bismillah...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-1186814555475681954?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/1186814555475681954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=1186814555475681954' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1186814555475681954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1186814555475681954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/09/kendi-yazlarm.html' title='Kendi Yazılarım'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-5800715924182404304</id><published>2007-08-22T01:22:00.000+03:00</published><updated>2007-08-22T01:23:28.975+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cumhurbaşkanlığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bizans'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başörtüsü'/><title type='text'>Su ve Bizans/ Ahmet Altan</title><content type='html'>&lt;span class="verdana11black"&gt;Bu ülkede bir okul okumuş herkes Bizanslı papazların İstanbul kuşatma altındayken “bir toplu iğnenin tepesinde kaç melek vardır” diye tartıştıklarını bilir. &lt;p&gt;Bu hikaye neredeyse ulusal folklorumuzun bir parçası haline gelmiştir. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Konuşmalarda sık sık tekrar edilir. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kendi tarihimizle ilgili birçok önemli olayı bilmediğimiz halde biz bu Bizanslı papazlar meselesini niye bu kadar iyi biliriz, hep merak ederim. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kanuni zamanında ekonominin “duraklama” dönemindeki ekonomiden daha kötü olduğunu, Kurtuluş Savaşı’nın finansmanının nasıl sağlandığını bilmeyiz, merak da etmeyiz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ama Bizanslı papazları biliriz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tarihe karşı çok ilgisiz olan bir toplumun, tarihi bir ayrıntıyı böyle sıkı bir şekilde ezberlemesinin bir nedeni olmalı. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Acaba o papazlarla aramızdaki inanılmaz benzerlik mi bizim ilgimizi bu kadar çok çekiyor? &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yoksa bu, psikolojide “projeksiyon” denilen, kendi zaafını bir başkasına yansıtarak rahatlama mekanizmasının çalışması mı? &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Büyük bir ihtimalle ikisi birden. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bunun böyle olup olmadığını anlayabilmek için “bugün yaşadıklarımızı yüz yıl sonra nasıl anlatacaklar” diye sormalıyız belki de. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;“Başkentleri susuzluktan kırılıyordu, salgın bir hastalık tehlikesi vardı, kuraklıktan toprakları çölleşiyordu, on beş milyon insanın yaşadığı en büyük şehirleri büyük bir depremle yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı, bilimadamları o korkunç depremin çok yakın olduğunu söylüyordu, Anadolu’daki trafik kazalarında insanlar onar onar ölüyordu ama ölüm kapılarında dolaşırken onlar ‘kadınlar başlarını nasıl bağlamalı’ diye kavga ediyorlardı.” &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Böyle bir anlatım abartılı mı olur? &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Eğer bu anlatım abartılı değilse, bizim şehirleri kuşatma altındayken melekleri tartışan Bizanslı papazlardan ne farkımız var? &lt;/p&gt; &lt;p&gt;O papazlar “kutsal” tartışmalarının içine saklanarak şehirlerinin kapısındaki tehlikeyi unutmaya çalışıyorlardı. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Biz de kendi “kutsal” kavgamızın içine gömülerek bizi bekleyen tehlikeleri görmezden gelmeye uğraşıyoruz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tehlikeyi görürsek çare aramak zorunda kalacağız çünkü. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ama çare aramak istemiyoruz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Susuzluğu önlemek için altyapıyı yenilemek, kuraklığa karşı yeni sulama tesisleri oluşturmak, depremin yıkıcılığından kurtulmak için bütün binaları sağlamlaştırmak, trafik kazalarını önlemek için yollarımızı düzenlemek meşakkatli işler. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Düşünmek, planlar yapmak, harekete geçmek gerekiyor. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Halbuki biz sorunlarımızı çözmek için uğraşmayı pek sevmiyoruz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gerçek tehlikeler yerine yapay sorunlar yaratmayı daha çok tercih ediyoruz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kadınların saçlarının nasıl örtülmesi gerekir kavgası, susuzluktan da, depremden de, kuraklıktan da, trafikten de daha çok ilgimizi çekiyor. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Öleceğiz ama aldırmıyoruz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Biz kendimize aldırmadığımız için “tepemizdekiler” bize hiç aldırmıyor. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Cumhurbaşkanının eşinin başı bağlı olursa mahvolur muyuz, onu konuşuyoruz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;İstanbul’da deprem olduğunda yüz binlerce insan ölür, ülke çöker ama bize ne? &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Başkent susuzluktan kırılıyor ama bize ne? &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bizi, kadınların saçları Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına mı yoksa din fetvalarına mı uygun olacak kavgası ilgilendiriyor. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve, Bizanslı papazlarla dalga geçiyoruz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şehir kuşatma altındayken “melekleri” tartışıyorlarmış. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ne kadar da şaşkınlarmış. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Biz Bizanslı papazlara benzemeyiz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Susuzluktan kokup, depremde ölmeye hazırlanırken “iğnenin tepesindeki melekleri” konuşmayız biz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Biz, kadınların saçları nasıl bağlanmalı, onu konuşuruz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu topraklarda hayat çok değişiyor. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Altı yüz yılda, “iğnenin tepesindeki meleklerden” “kadının saçındaki bez parçasına” geldik. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kolay iş mi bu kadar değişip, ilerlemek…&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-5800715924182404304?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/5800715924182404304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=5800715924182404304' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5800715924182404304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5800715924182404304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/08/su-ve-bizans-ahmet-altan.html' title='Su ve Bizans/ Ahmet Altan'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-8420301973415022025</id><published>2007-08-16T18:08:00.000+03:00</published><updated>2007-08-16T18:09:49.015+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seçim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muhtıra'/><title type='text'>Genç Siviller</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/RsRonom5dEI/AAAAAAAAAAY/bT-qkSuZuJU/s1600-h/web_22temmuz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5099315708214998082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/RsRonom5dEI/AAAAAAAAAAY/bT-qkSuZuJU/s400/web_22temmuz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-8420301973415022025?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/8420301973415022025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=8420301973415022025' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/8420301973415022025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/8420301973415022025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/08/gen-siviller.html' title='Genç Siviller'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/RsRonom5dEI/AAAAAAAAAAY/bT-qkSuZuJU/s72-c/web_22temmuz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-1561984285644403483</id><published>2007-08-01T00:41:00.000+03:00</published><updated>2007-08-01T00:42:27.151+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='altı ok'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kemalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chp'/><title type='text'>İçini Dolduralım/Engin Ardıç</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellpadding="4" cellspacing="0" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="bod" colspan="2" align="20" height="15"&gt;    &lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;  &lt;tr&gt;  &lt;td class="bod" colspan="2" align="20" height="15"&gt;   &lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;   &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;Altı ok, altı ilkeyi simgeliyordu... Bunların “cumhuriyetin temel ilkeleri” olduğu söyleniyordu, aynı zamanda “kendini devletle özdeş sayan” Cumhuriyet Halk Partisi’nin de temel ilkeleriydi, bayrağına da girmişti... Nelerdi bunlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, devrimcilik, devletçilik, halkçılık, laiklik... Güzel şeyler. Hiçkimse ağzını açamaz, hiçkimse karşı çıkamaz. Akan suları durduran bir ilkeler ki ilelebet payidar kalacak bir ilkeler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralarında demokrasi, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, sosyal adalet, hukuk devleti falan gibi kavramlar yok. O kadarcık kusur kadı kızında bile bulunur. Nobody is perfect...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım bu güzellikler uygulamada ne sonuç vermiş, nasıl yorumlanıp nasıl hayata geçirilmiş? Şu lafların içini dolduralım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Cumhuriyetçilik: Şekilde kaldı. Değişmez ve putlaştırılan bir cumhurbaşkanı, padişahın yerine geçirildi, o kadar. Tek parti diktası kuruldu. Halka, serbest seçimle yönetici değiştirme hakkı da tanınmadı. Celal Bayar’a kadar hiçbir devlet başkanımız seçim kazanarak gelmemiştir, bu Osman Gazi için de geçerlidir, “İsmet Gazi” için de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Milliyetçilik: Irkçılığa dönüştürüldü. “Güneş-dil teorisi”, “Hitit Türkleri” gibi bilim dışı olmadık saçmalıklar icat edildi. Eğitimde beyin yıkama yolu seçildi. Faşist İtalya ve Almanya’dan, komünist Rusya’dan “yavrukurt örgütü”, “gençlik spor şenlikleri” gibi uygulamalar ithal edildi. Azınlıkların bir kısmı gönderildi, kalanlar da baskı altına alındı. Yasal kılıf içinde de olsa “etnik temizlik” yapıldı. Temizliğin yasal olmayan kısmı daha önce başkaları tarafından yapılmış, asmaya kesmeye artık gerek kalmamıştı. “Kamu görevlerinin dışında tutmak”, “özel vergi salmak” gibi daha ince yöntemler uygulandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Devrimcilik: Asla bir “sosyal devrim” şeklinde algılanmadı. Devrim, bir “yaşama biçimi devrimi” oldu ve serpuş, yazı, takvim, tatil günü vesaire değiştirildi. Ecevit bunlara “üstyapı devrimi” demiştir ama bunun hatırlatılması bugün birçok ulusalcıyı rahatsız edecektir. Türk devrimi Fransız devrimine benzetilmeye çalışıldı ama uzaktan yakından ilgisi yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Devletçilik: Ekonomide serbest piyasa düzeninden güdümlü ve tekelci devlet kapitalizmine dönüldü. Bu yüzden yokluk ve kıtlık çekildi. Yabancı sermaye kovulduğu, yerli sermaye çok yetersiz kaldığı için dişe dokunur hiçbir yatırım yapılamadı, yoksulluk ve geri kalmışlık çemberi kırılamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Halkçılık: Lafta kaldı. Halka hiçbir özgürlük bırakılmadı. Lafta kalan halkçılık kavramı daha sonra “köycülük ve köylücülük” şeklinde yozlaştırıldı, ama köylüyü kalkındırmak değil, onu kontrol altında tutmak amacı güdüldü. Sosyal değişim istenmedi. Köylüyü işçi sınıfına dönüştürmek hiç mi hiç arzu edilmedi, toplumsal hareketlilikten çok korkuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Laiklik: Klasik tanımı olan “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” değil, “dinin devlet tarafından baskı altına alınması” şeklinde yorumlandı. Din adamı devlet memuruna dönüştürüldü, merkezi din otoritesi başbakanlığa bağlandı. “Ruhban sınıfı” tasfiye edildi. (İslam’da ruhban sınıfı yoktur diyenlere inanmayın, vardır. Olmaması sosyoloji bilimine aykırı kaçardı.) Baskı altına alınan din, daha sonra “patlama” şeklinde gündeme geri geldi. Tıpkı, darbe ya da muhtıralarla baskı altına alınan halk iradesinin daha sonra çok daha güçlenmiş olarak geri dönmesi gibi!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altı ok zagonunun hüküm sürdüğü yıllarda ayrıca basın özgürlüğü de yoktu, sendika özgürlüğü de yoktu, grev ve lokavt hakları da yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte gördünüz, halk fırsatını bulur bulmaz onu niçin başından attı ve 1950 yılından beri CHP’ye iktidar vermiyor, anladınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama isterseniz, halkın özgürlük ve refah arayışını “karşıdevrim” olarak niteleyip elli yedi yıl daha nal toplamaya devam ediniz. Mustafa Sarıgül bile “bu şekilde CHP ancak 2059 yılında seçim kazanır” diyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisini düzeltiyorum, 2159 yılında bile kazanamaz! Deniz Baykal, Irmak Kaykal, Dere Çaykal, Mustafa Sarıgül, Mahsun Kırmızıgül, Yılmaz Morgül, hiç farketmez.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-1561984285644403483?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/1561984285644403483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=1561984285644403483' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1561984285644403483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1561984285644403483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/07/iini-dolduralmengin-ard.html' title='İçini Dolduralım/Engin Ardıç'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-1716404234942005751</id><published>2007-07-23T02:24:00.000+03:00</published><updated>2007-07-23T02:26:32.154+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seçim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='demokrasi'/><title type='text'>Seçim/22 Temmuz 07</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/RqPnedD_IJI/AAAAAAAAAAQ/SmBjr3cWNxY/s1600-h/bizimcity_21%5B1%5D%5B1%5D.07.2007.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/RqPnedD_IJI/AAAAAAAAAAQ/SmBjr3cWNxY/s400/bizimcity_21%5B1%5D%5B1%5D.07.2007.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5090166514242232466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-1716404234942005751?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/1716404234942005751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=1716404234942005751' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1716404234942005751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1716404234942005751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/07/seim22-temmuz-07.html' title='Seçim/22 Temmuz 07'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/RqPnedD_IJI/AAAAAAAAAAQ/SmBjr3cWNxY/s72-c/bizimcity_21%5B1%5D%5B1%5D.07.2007.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-1063728279502617626</id><published>2007-07-09T01:15:00.000+03:00</published><updated>2007-07-09T01:18:53.210+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tanım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='demokrasi'/><title type='text'>Demokrasi/ Mahir Kaynak-06,16,07</title><content type='html'>Türkiye’de demokrasi iki yanlış ön kabul üzerine kurulmuştur. Bize göre seçilenler halkın iradesini temsil eder ve son söz onlar tarafından söylenmelidir. Halkın iradesini etkileyen faktörler üzerinde durulmaz hatta bu gibi yönlendirmelerin engellenmemesi düşünce özgürlüğünün bir gereği sayılır. Düşünce özgürlüğünün sınırlandırılması gerektiğini savunmuyorum ama eğer bu yönlendirmeler belli odakların politik stratejilerinin bir ürünü ise karşı tedbirler almak, engellemek ya da bunları etkisiz kılacak düşüncelerin teşviki gerekebilir. Burada kriter ne olmalıdır? Hangi düşünceler serbestçe yayılmalı hangilerine karşı tavır alınmalıdır? Bu zor soruya ilerde bir bütünlük içinde cevap arayacağım. İkinci varsayımımız siyasal partilerin birbirinin rakibi olduğudur. Oysa bir devlette siyasal oluşumlar bir rakip değil işbölümünün bir ürünüdür ya da öyle olmalıdır. Yani devlet tektir ve hedefi her siyasi parti için farklı değildir. Siyasal partiler şartlara göre nöbeti devralırlar Bunlar birbirinin karşıtı değil tamamlayıcısıdır. Gerçek bir devlet dış dünyanın etkilerine açık, kontrolüne kapalı olmalıdır. Yani dünyadaki gelişmeler ve değişmeler halk ve yönetim tarafından izlenmeli, dünyanın bir parçası olunmalıdır ancak bu etkilenme belirli güç odaklarının egemenliğine yol açmamalıdır. Eğer bir ülke düşünce ve ekonomik faaliyetlere açık ise bu, başkalarının da her etkiye açık olması halinde zararsız sayılabilir. Ama biz tam bir serbestlik içindeyken başkaları düşünce ve ekonomiyi kendi politikalarının bir aracı olarak kullanıyorsa, yani serbestlik tek taraflıysa bu demokrasi olmaz sadece kontrol altına alınmayı kabul etmek anlamını taşır. Mesela biz ekonomide devlet müdahalesini yani herhangi bir politika üretip uygulamayı engellerken başkaları ekonomiyi bir politika hatta bir savaş aracı gibi kullanıyorsa devlet olma vasfını kaybederiz. Eğer her konuda tam bir serbestlikten yana isek ve devletin görevi sadece bu serbestliği sağlamak olursa ülkemiz politika üretip uygulayanların konusu haline dönüşür. Devlet canlı bir organizmadır ve zaman içinde hem değişir hem de gelişir. Ayrıca bir canlının hiçbir organı diğerinin rakibi olmamasına benzer bir biçimde devlet içinde birbiriyle çatışan grupların varlığı sağlıksızlık işareti sayılmalıdır. Bu değişim ve gelişim bir çatışma ile değil karşılıkla etkileşimle olmalıdır. Bazılarının demokrasiyi mutlak bir serbestlik olarak algılaması ya da böyle olduğunu iddia etmesi yanlıştır. Bu devletin hiçbir politika üretmemesi demektir. Karşı tarafta olanların her değişime karşı çıkması ve başladığımız yerde durmamızı savunması devleti canlı bir organizma olmaktan uzaklaştırır ve bir eşya haline dönüştürür. Şimdi başlangıçtaki sorumuza cevap verebiliriz. Sadece düşünce ürünü olan ve bir politikanın uygulanması amacı taşımayan her fikre açık olunmalı, demokrasi maskesi takınmış politik projeler ya karşı fikirlerle ya da engeller konularak etkisiz hale getirilmelidir. Eğer devlet tek ise bunu yapmak sanıldığı kadar zor olmaz. Eğer taraflar birbirini hıyanet ve ülkeyi satmakla itham eder hale gelmişse bu durumda yapılacak seçimler yöneticileri belirlemenin ötesine geçer ve devleti ele geçirme yarışına dönüşür. Bunun da barış içinde gerçekleşmesine çok sık rastlanmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-1063728279502617626?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/1063728279502617626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=1063728279502617626' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1063728279502617626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/1063728279502617626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/07/demokrasi-mahir-kaynak-061607.html' title='Demokrasi/ Mahir Kaynak-06,16,07'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-4893535668029175299</id><published>2007-06-18T23:58:00.000+03:00</published><updated>2007-06-19T00:10:06.592+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devlet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Babalar günü'/><title type='text'>Babalar Günü</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.moralhaber.net/haberresimleri/memecan3.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.moralhaber.net/haberresimleri/memecan3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/http--www.moralhaber.net-haberresimleri-memecan3.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 5px; CURSOR: hand; HEIGHT: 3px; TEXT-ALIGN: center" height="457" alt="" src="http://www.blogger.com/http--www.moralhaber.net-haberresimleri-memecan3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-4893535668029175299?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/4893535668029175299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=4893535668029175299' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4893535668029175299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4893535668029175299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/06/babalar-gn.html' title='Babalar Günü'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-6973408487911475725</id><published>2007-06-13T17:45:00.000+03:00</published><updated>2007-06-13T17:48:23.545+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuzey ırak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erdoğan'/><title type='text'>Güzel Bir Yorum</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.moralhaber.net/haberresimleri/memecanerdogan10.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://www.moralhaber.net/haberresimleri/memecanerdogan10.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="file:///C:/DOCUME%7E1/CASPER/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot.jpg" alt="" /&gt;&lt;img src="file:///C:/DOCUME%7E1/CASPER/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot-1.jpg" alt="" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-6973408487911475725?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/6973408487911475725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=6973408487911475725' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6973408487911475725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6973408487911475725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/06/gzel-bir-yorum.html' title='Güzel Bir Yorum'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-5936554759160760434</id><published>2007-06-09T02:08:00.000+03:00</published><updated>2007-06-09T02:09:11.901+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='buğday'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgisayar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='AB'/><title type='text'>Buğday ve Bilgisayar/Mehmet Altan</title><content type='html'>Son 50 yılda bilim ve teknoloji ABD’nin ekonomik büyümesine yüzde 50... Almanya’nınkine yüzde 78... Japonya’nınkine yüzde 55’lik bir katkı sağlamış. Yani bu ülkelerin şu andaki ekonomik güçlerinin bu kadarlık bölümü teknoloji sayesinde olmuş.. ***Türkiye’nin, toplam milli gelirinin yüzde 1’ini bilimsel ve teknolojik araştırma alanlarına ayırması halinde, dört milyar dolarlık kaynağı bu amaç için harcıyor olması gerekiyor... Halbuki... Türkiye 2004’te ancak iki milyar dolar harcadı. ABD ise 300 milyar dolar harcadı. Çin ise bu yıl araştırma geliştirme için 130 milyar dolar ayırıyor... Japonya 120 milyar dolar, Almanya 60 milyar dolar ayırdı. ***Araştırma, araştırmacıyla yapılır ve dünya bunu tam zamanlı çalışan bilim insanı sayısı ile ölçer. 1000 çalışan başına kaç bilim insanın varsa zenginliğin odur. Biz 70 milyon Türkiye’yiz ve toplam tam zamanlı çalışan bilim insanı sayımız 2004’te 24 bindi, şu anda 35 bine geldik. Almanya’da bu rakam 450 bin... ABD’de ise 1.5 milyon... Avrupa Birliği 25 ülke toplamı 1 milyon kişi... ***Bunlar neden önemli? Çünkü... Bilgi zenginliğin kaynağı... Ne demek? Elinizde bir birim bilgi var kabul edersek... O bilgi size... Çimentoda saniyede 5 sent... Demir-çelikte saniyede 50 sent... Alüminyumda saniyede 1.5 dolar... Otomobilde saniyede 10 dolar - 100 dolar... Yolcu uçağında saniyede 100 - 1.000 dolar... Savaş helikopterinde saniyede 2 bin-3 bin dolar... Savaş uçağında saniyede 10 bin dolar... Uyduda saniyede 100 bin dolar... Mikro ve Nano yongada saniyede 4 milyon dolar para kazandırıyor... ***Tarım devrimi... Sanayi devrimi... Bilgi devrimi... Yukardakiler TÜBİTAK Başkanı Nükhet Yetiş’in konuşmasından aldığım bilgiler.. Sizce bunlar seçim yarışında gündeme gelir mi? ***Gene konuşulacağından hiç emin olmadığım bir diğer konu da 7. Çerçeve Programı.. AB’nin en kapsamlı araştırma programına dahil olmamız nedense medyada da kendine pek yer bulamadı. Halbuki bu, gereğinin yerine getirilmesi halinde Türkiye’nin zenginleşme yolu hızlıca aşılacak demek.. Medyada yer bulamayan, siyaset arenasında hiç bulamaz. ***Araştırma ve geliştirme.. Bilim ve teknoloji.. Katma değer ve zenginleşme.. Bunlar yoktu ama açıklanan buğday fiyatları gündemdeydi. Hükümet, dünya fiyatlarının çok üzerinde bir fiyat açıklamıştı. Tarımcılar ‘dünya fiyatlarını’ değil , ‘maliyetleri’ öne sürerek açıklanan fiyatı yeterli bulmuyordu. Üstelik Toprak Mahsulleri Ofisi her getirilen ürünü satın alacaktı. Bilgi toplumunun konusu olan Ar-Ge gündemde değildi ama tarım toplumunun ana menüsü buğday her yerdeydi.. ***Halbuki.. Devlet ile halk arasında Osmanlı’dan arta kalan padişah-teba çelişkisi olmasa... Gündem çok farklı olacaktı. Nasıl daha fazla zenginleşiriz diye soracaktık... Nasıl daha fazla özgürleşiriz diye soracaktık... Araştırma ve geliştirme...Yani bilim ve teknoloji üretme zafiyeti üzerinde yoğunlaşacaktık... Araştırmacı sayısının zafiyetini ameliyat masasına yatıracaktık... Bilgi toplumu olmak için yetersizlikleri tartışacaktık... Buğday yerine bilgisayar konuşacaktık.. Ve buğdaycılar başta çok daha zengin bir ülke olabilecektik. Ama biz bunları değil sadece buğday fiyatlarını konuşuyoruz. Ve, buğdaycılar da dahil olmak üzere hep beraber fakir kalıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-5936554759160760434?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/5936554759160760434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=5936554759160760434' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5936554759160760434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5936554759160760434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/06/buday-ve-bilgisayarmehmet-altan.html' title='Buğday ve Bilgisayar/Mehmet Altan'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-314451194643862006</id><published>2007-05-24T00:04:00.001+03:00</published><updated>2010-02-24T20:43:06.941+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özel durum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Darbe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kritik döneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muhtıra'/><title type='text'>Tehlikenin Farkında mısınız?/ Barış(www.ekonomiturk.blogspot.com)</title><content type='html'>Tehlikenin farkında mısınız?&lt;br /&gt;-Adnan Menderes’in, Deniz Gezmiş’in, Erdal Eren’in –ve bilcümle tüm postal mağdurlarının aziz ruhlarına ithaf-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/2007/05/tehlikenin-farknda-msnz.html"&gt;devamı için...&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-314451194643862006?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/314451194643862006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=314451194643862006' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/314451194643862006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/314451194643862006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/05/tehlikenin-farknda-msnz.html' title='Tehlikenin Farkında mısınız?/ Barış(www.ekonomiturk.blogspot.com)'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-5624621073043767739</id><published>2007-05-14T23:19:00.000+03:00</published><updated>2007-05-14T23:20:39.063+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='teziç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Darbe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cumhurbaşkanlığı'/><title type='text'>Ali, Veli, üç de ondan evveli, anan darbe mi gördü?/Engin Ardıç</title><content type='html'>Galatasaraylı Erdoğan ağabeyim meseleyi özetledi, noktayı da koydu, lafı bitirdi. YÖK başkanı Profesör Erdoğan Teziç canım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün dedi ki, “sadece iktidarı değil, devlet iktidarını ele geçirmek istiyorlar”...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklıdır, çünkü bizde iki iktidar vardır. Bir, bildiğiniz hükümet... İki, bilmediğiniz hükümet, yani devlet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böylece, bu ülkede dışişleri bakanının eşinin başı bağlı olabilir, başbakanın eşinin başı bağlı olabilir, meclis başkanının eşinin başı bağlı olabilir, fakat cumhurbaşkanının eşinin başı bağlı olamaz. Bu tuhaflık Türkiye’ye özgüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki iktidar tek elde toplanırsa, Zülfü Livaneli’nin dediği gibi, antidemokratik bir durum ortaya çıkar... Pardon... Bayar ile Menderes, ya da Gül ile Erdoğan ikilisi cumhurbaşkanlığını ve başbakanlığı paylaşırsa öyle olur da, Atatürk ile İnönü aynı şeyi yaparlarsa bu son derece demokratiktir... Neden öyledir? Çünkü öyledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz hükümet, ekonomi, sağlık, ulaştırma falan gibi çarçur işlere bakar, devlet de laiklik, PKK falan gibi önemli işlere. Bu, yalnızca Türkiye’ye özgü bir modeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir modele Avrupa’da yer yoktur, dolayısıyla Türkiye Avrupa Birliği’ne girmeyecektir, giremeyecektir. Bitti. Punto. Ulusalcıların paniğe kapılmalarına hiç gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat onlar yalnız “ya Avrupa’ya girersek” diye korkmuyorlar, “ya halk iktidara gelirse” diye de korkuyorlar. “İkinci” iktidara yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle her türlü soytarılığı göze aldılar, önce erken seçim istiyorlar sonra kaçmaya bakıyorlar ve cumhurbaşkanını halkın seçmesine asla taraftar değiller. Bunu, adı “halk partisi” olan partinin başkanı da açık açık söylemekten utanmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü demokrasi, halka bırakılamayacak kadar önemli bir meseledir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat “ulema arasında ihtilaf” da burada başlıyor: Acaba halk, cahil ve aptal olduğu için mi hep karşıdevrimcilere oy vermektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Atatürk “Türk milleti çalışkandır, zekidir” demiştir ve bir Atatürkçü buna ters düşerse çarpılır, ağzı bir yana burnu bir yana gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse, aslında çalışkan ve zeki olan bu halk, kandırılmaktadır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim şarttır... Kaçak mısır cipsi üretenlere de, halka da... Halk bir eğitilse uyanacak, oylarını bürokrasiye yağdıracaktır. Kendi temsilcilerine oy verecek kadar şaşkın kalmayacaktır.Köy Enstitüleri, Halkevleri falan hep bu amaçla kurulmuştur ama halk bunların kıymetini bilememiştir... Köyünde kalması istenen enstitü mezunu ilk fırsatta kapağı büyük şehire atmış, Ecevit’in büyük fedakârlıklarla kurduğu örnek Köykent’ten Ecevit’e bir tek oy çıkmamıştır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki mektepler olmasa maarif, seçimler olmasa demokrasi ne güzel idare edilecektir!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesör Erdoğan Teziç, “milli mücadeleden beri gelen sistem cumhurbaşkanının tarafsızlığına dayanır” diyor. “Partili cumhurbaşkanı” olmazmış, olmamalıymış. Gerçekten de, Atatürk olsun, İnönü olsun, Bayar olsun, Özal olsun, Demirel olsun, çok tarafsız kişilerdi. O kadar tarafsız kişilerdi ki, hiçbiri bir partinin genel başkanı falan değildi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı dediğin Gürsel gibi, Sunay gibi, Korutürk gibi, Sezer gibi memur olursa bu iş tadından yenmezdi... Ama halk saçmalıyor, halkın temsilcileri memur olmayan birini cumhurbaşkanı yapmaya kalkıyorlardı, bu ne cüretti? Cumhurbaşkanını ne halk kendisi doğrudan seçebilirdi, ne de onun temsilcileri dolaylı olarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teziç, “başkanı halka seçtiren Latin Amerika ülkelerinin askeri darbelerden başlarını kaldıramadıklarını” da hatırlatıyor. Oysa Türkiye, asla halkın seçmediği devlet başkanlarıyla 1620, 1730, 1807, 1876, 1908, 1913, 1960, 1971, 1980, 1997 ve 2007 yıllarında başını pekâlâ da kaldırmıştır! Biz görmedik, bilmeyiz öyle darbe marbe canım, tevatür bunlar... Burası muz cumhuriyeti mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de onu bunu bilmem ama sevgili Erdoğan ağabey, Ankaralı arkadaşlarına benden selam söyle, elektronik muhtıra verildi adamların oyu yüzde 40’a fırladı... İki müdahale daha gelirse yüzde 60’ı bulacak, hele bir de darbe olursa ondan sonra yapılacak ilk seçimde tulum çıkaracaklar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece “Türkiye’ye şeriatı getiren laikler” olarak siyasi tarihe geçeceksiniz, okullarda sizi ders diye okutacaklar. İbret-i âlem niyetine...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-5624621073043767739?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/5624621073043767739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=5624621073043767739' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5624621073043767739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5624621073043767739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/05/ali-veli-de-ondan-evveli-anan-darbe-mi.html' title='Ali, Veli, üç de ondan evveli, anan darbe mi gördü?/Engin Ardıç'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-2325366672027040626</id><published>2007-05-06T01:07:00.000+03:00</published><updated>2007-05-06T01:08:04.852+03:00</updated><title type='text'>Büyük Şaka/Ertuğrul Özkök</title><content type='html'>İZMİR Limanı inşaatının başladığı yılı çok iyi hatırlıyorum.Çocukluğumda oralara balık tutmaya giderdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ilk kazıklar çakılmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kazıkların arasında dolaşır, su yüzeyine yakın yüzen kefal sürülerini seyrederdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanla liman büyüdü, gelişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun her aşaması, benim hayatımın bir dönemine rastladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki gün limanın ihalesini izlerken geçen bu yılları düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıllar boyunca İzmir ne yazık ki hepimizin arzuladığı gelişmeyi gösteremedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özal’lı yılların ekonomik "boom"undan nasibini alamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama son 10 yıldaki ihracat patlaması, en çok İzmir’in limanına yaradı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liman, Türkiye’nin en önemli ihracat ve ithalat kapılarından biri haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manisa’nın, Denizli’nin göz kamaştıran hamlesi, oradan dışarıya açıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhaleyi izlerken aklıma bambaşka bir soru takıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye bu kadar ağır bir siyasi tartışmayı yaşarken, askerlerin bildirisinin yarattığı alçak basınç ülkenin üzerine bu kadar çökmüşken, aralarında yabancıların da bulunduğu bir konsorsiyum nasıl olur da bu ülkeye 1.3 milyar dolar yatırmayı göze alırdı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı gün Koç’un İtalyan Fiat’la yarattığı yeni otomobil tanıtılıyor, talep toplaması dün sona eren Halk Bankası’na gelen yabancı teklifi 9 katı buluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet nasıl oluyor da yabancılar böyle bir ülkeye güvenip, krizin nasıl sonuçlanacağına bakmadan yatırıma devam ediyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi size aklımdaki hınzır cevabı vereceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba yabancılar, günlerdir tartıştığımız bu siyasi konuları, bizde rejim kábusu yaratan bu kavgaları ciddiye almıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha açıkça yazayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi ciddiye almıyorlar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkler böyledir. Hep kavga ederler, ama ülkeleri sağlamdır. Gelişmeye devam eder" deyip yatırıma mı geliyorlardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba bütün dünyada böyle bir imaj yaratmaya başlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani Türkiye’ye "a big joke" (büyük bir şaka) olarak bakanların sayısı artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi buna ne diyeceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki böyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa, "iyi ki böyle" mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence ikisi de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun cevabı o kadar önemli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan 6 yıl önce Cumhurbaşkanı, Anayasa kitapçığı fırlattığı için dibe vuran ekonomi, şimdi askeri bildiri gölgesinde bile tam gaz yoluna devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomi ne muhtıra, ne erken seçim, ne laik-İslamcı kavgasını takıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da ilginci, CNN International’ın anketinden çıkan sonuç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünebiliyor musunuz, dünyanın en büyük haber kanalı, izleyicilerine soruyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Askerin bildirisi Türk demokrasisine zarar verdi mi?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın her yerinden izleyicilerin yüzde 76 gibi ezici çoğunluğu, "Hayır vermedi" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sonucu nasıl değerlendireceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasimizi de mi ciddiye almıyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa, Türkiye’de laik insanların İslamcı tehlike endişesi, dünyanın birçok insanı tarafından da mı paylaşılıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünebiliyor musunuz, ben dahil Türkiye’de yazarların çoğu askeri bildirinin demokrasi açısından iyi olmadığını düşünürken, CNN izleyicilerinin büyük çoğunluğu buna hiç katılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet ne diyeceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyisi biz de anketi ciddiye almayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksi halde kendimizi hiç iyi hissetmeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı soruya dönüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye gerçekten "büyük bir şaka mı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enis Batur’un kitabı aklıma geliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"New York büyük şaka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kim orada yaşamak ister ki?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim sorunum da bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye büyük bir şaka ve ben başka hiçbir yerde yaşamak istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yalan söyleyeyim, bu şakacı halini de çok seviyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-2325366672027040626?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/2325366672027040626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=2325366672027040626' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2325366672027040626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2325366672027040626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/05/byk-akaerturul-zkk.html' title='Büyük Şaka/Ertuğrul Özkök'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-915565174850047960</id><published>2007-04-29T23:55:00.000+03:00</published><updated>2007-04-29T23:56:36.077+03:00</updated><title type='text'>Zavallı Darbeciler/Ahmet Altan</title><content type='html'>Bir vakitler, devlete yaklaşık 25 milyar dolarlık bir gelir sağlayacak olan Orman Yasası’nı, cumhurbaşkanının, böyle bir gelirle daha da canlanacak ekonominin hükümete siyasi bir prim kazandırmasını istemediği için veto ettiği söylenmişti. &lt;br /&gt;İnanılması zor bir iddia. &lt;br /&gt;Bir cumhurbaşkanının sadece kızdığı hükümet başarılı görünmesin diye büyük bir geliri engellemesi çok rastlanır bir durum değil. &lt;br /&gt;Ama bunun ve bu tür iddiaların bir dayanağı var elbette. &lt;br /&gt;Dünyanın her tarafında ekonomiyi iyi götüren bir hükümeti yıkmak zordur. &lt;br /&gt;Ne darbeyle ne de darbesiz yıkamazsınız. &lt;br /&gt;Eh, AKP de ekonomiyi iyi götürüyor. &lt;br /&gt;Kimse nasıl olduğunu anlamıyor ama cari açığa, işsizliğe, yoksulluğa rağmen Türkiye’nin ekonomik rakamları beş yıl öncesinden çok daha iyi durumda. &lt;br /&gt;İhracat rekorlar kırıyor. &lt;br /&gt;Enflasyon düştü. &lt;br /&gt;Yabancı yatırımlar patladı. &lt;br /&gt;Özelleştirme hızlandı. &lt;br /&gt;Hatta rakamlara göre gelir dağılımındaki adaletsizlikte bile, bir nebze de olsa, bir iyileşme gözüküyor. &lt;br /&gt;Ama “darbe yapalım” diye tutturan zavallı generallerin de, Çankaya savaşlarında ne olursa olsun AKP’nin yolunu kesmek isteyenlerin de, “şeriat gelecek” naralarıyla orduyu göreve davet edenlerin de asıl talihsizliği, “şu parti ya da şu lider ekonomiyi AKP’den daha iyi götürür” diye bir aday ortaya çıkaramamaları. &lt;br /&gt;Deniz Baykal’ın ekonomiyi daha iyi rakamlara taşıyacağına inanan herhangi bir insana, böyle bir iddiayı dile getiren bir yazıya da bugüne dek rastlamadım. &lt;br /&gt;Zaten ekonomi, ülkenin zenginliği, halkın refahı gibi konular konuşulmuyor bile. &lt;br /&gt;Çünkü yaşadığımız gerginliğin asıl nedeni “ülkeyi daha zenginleştirecek ve daha özgürleştirecek” yöntemler arasındaki çekişme değil. &lt;br /&gt;Ankara’daki bir grup üniformalı ve üniformasız bürokratın çok alıştıkları iktidarı kaybetme korkusu yaratıyor bu kavga ortamını.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-915565174850047960?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/915565174850047960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=915565174850047960' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/915565174850047960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/915565174850047960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/04/zavall-darbecilerahmet-altan.html' title='Zavallı Darbeciler/Ahmet Altan'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-108873288759208922</id><published>2007-04-17T01:12:00.000+03:00</published><updated>2007-04-17T01:13:57.238+03:00</updated><title type='text'>Bıldır yediğin hurmalar/Engin Ardıç</title><content type='html'>Sevgili bürokratlar... Başbakanın, cumhurbaşkanı olunca “şeriatçı rektörler” atamasından korkuyorsunuz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki niçin rektörleri her üniversitenin kendi senatosuna seçtirme yoluna gitmediniz? Üniversitelerden “esas olarak solu kazımak” amacıyla düşündüğünüz YÖK kurumunun günün birinde “ötekilerin” eline geçebileceği niçin hiç aklınıza gelmedi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin üniversiteleri eğitim düzeyi açısından birer “yüksek liseye”, disiplin açısından da “yatılı kız mektebine” çevirdiniz, niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin cumhurbaşkanını “halka seçtirmeyi” hiç düşünmediniz, ya da lafta düşünür gibi yaptınız da buna hiç kalkışmadınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkın “Erdoğan gibi birisini” seçeceğinden korkuyordunuz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, halkın seçtiklerinin onu seçmesinden de korkuyorsunuz, ve de demokrat geçiniyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin cumhurbaşkanlığı makamını “sembolik” bir görev olarak bırakmadınız da olağanüstü yetkilerle donattınız? Bugün bu kavga edilmeyecekti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan’ın, Milli Güvenlik Kurulu’nda, bazı kararlara “taş koymasından” çekiniyorsunuz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki niçin MGK gibi “ikinci bir hükümet odağı” yarattınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi iktidar ekonomi falan gibi gündelik işlere bakacaktı, bürokrasi de asıl önemli devlet meselelerine... Hesapça...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki odağın günün birinde “çakışabileceğini”, hiçbir ülkede olmayan bu “ikili hükümet modelinin” iki seksen yatabileceğini niçin hesap etmediniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar az oy almış bir partinin bu kadar çok koltuk ele geçirmesine kızıyorsunuz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin bu kötü seçim kanununu yaptınız ve niçin değiştirmediniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin yüzde on baraj koydunuz? Kürtlerin meclise girmelerini önlemek için, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin bu barajın şimdi “AKP’nin hızını kesecek partilerin de meclise girmelerini önlediğini” ve kendi kalenize gol attığınızı göremiyorsunuz, niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parti başkanı ne emrederse o oluyor, siz de buna kızıyorsunuz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin bu kötü siyasi partiler kanununu yaptınız, niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve şimdi niçin bu kanuna uygun davranan Deniz Baykal’a da bozuluyorsunuz, niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parti başkanlarını diktatör yapıp sonra da diktatörlük ettikleri için suçlamak sizce akıllı işi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanın cumhurbaşkanı olmasını istemiyorsunuz... Niçin ona karşı hem kamuoyunu hem meclisi etkileyecek, hem onu da zor duruma düşürecek, bu isteğine gem vurmasına, adaylığını koymadan önce bir kere değil on kere düşünmesine yol açacak bir “alternatif aday” bulup çıkaramadınız, niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nasıl olsa zararsız bir yüksek bürokrat üzerinde anlaşma sağlanır” formülünün günün birinde yürümeyebileceğini, herkesin bir Ecevit kadar “siyasi zavallı” çıkmayacağını niçin gözönüne almadınız, niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin Amerika Birleşik Devletleri’nin önerileri doğrultusunda, “o günün yoğun çalışma koşulları içinde gözden kaçmış” (yersen) kararlar alarak dinciliğin gelişmesine olanak verdiniz, niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yeşil kuşak” operasyonuna o zaman niçin boyun eğdiniz ve şimdi niçin ağlıyorsunuz, niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin liberal kapitalizmi kösteklediniz, burjuvazinin önünü açmadınız, açanı da aşağıladınız ve köylünün sağlıklı bir işçi sınıfına değil de “bunlara oy veren” lumpenproletaryaya dönüşmesine aldırmadınız, niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tandoğan’da bağırıp çağıracağınıza oturup bunları düşünseydiniz keşke...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-108873288759208922?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/108873288759208922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=108873288759208922' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/108873288759208922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/108873288759208922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/04/bldr-yediin-hurmalarengin-ard.html' title='Bıldır yediğin hurmalar/Engin Ardıç'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-319093208758646361</id><published>2007-04-16T01:37:00.000+03:00</published><updated>2007-04-16T01:38:34.045+03:00</updated><title type='text'>Patron kim? Halk mı, Asker mi?/Mehmet Altan</title><content type='html'>Patron kim? Halk mı, asker mi?&lt;br /&gt;Demokratik bir ülke...  Ne demek? Parlamentonun esas alındığı demek.&lt;br /&gt;Neden? Çünkü parlamentonun tüm üyeleri halk tarafından seçilmekte.&lt;br /&gt;Anayasa’ya bakarsan... Biz de ‘demokratik’ bir ülkeyiz. Ama ‘sözde.’&lt;br /&gt;Asla ‘özde’ değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Dünkü tüm gazeteleri taradım.&lt;br /&gt;Askere endeksli bir gün geçirmekten dolayı hiç bir rahatsızlık yoktu.&lt;br /&gt;Yorumlar da ikiye ayrılmıştı:&lt;br /&gt;Erdoğan’ın adaylığına ‘sıcak’ bakanlar Genelkurmay’ın Başkanı’nı ‘demokrat’ bulurken, neredeyse Başbakan’a kişisel husumet duyanlar ‘sözde ve özde’ cümlesini öne çıkarıyordu.&lt;br /&gt;Savunma bakanının esamesinin okunmadığı...&lt;br /&gt;Askerin tüm siyasal konularda görüş serdettiği...&lt;br /&gt;Askeri bir rejim görüntüsünden...&lt;br /&gt;Canlı yayınlardan...&lt;br /&gt;Ve uzantılardan hiç kimse rahatsız değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Kısacası ‘asker darbe yapmıyorsa demokrasi ve demokrat askerler var.’&lt;br /&gt;Çağdaş demokraside ise durum çok farklı.&lt;br /&gt;Askerin tek sorumluluk alanı savunma.&lt;br /&gt;Ve kesinkes sivil otoriteye tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Genelkurmay Başkanı’nın konuşması...&lt;br /&gt;Dünkü değerlendirmeler...&lt;br /&gt;Askerin hala demokrasi yerine Kemalizm’e abanması...&lt;br /&gt;Ankara’nın...&lt;br /&gt;Özellikle kimi kurumların liberal bir topluma geçişte büyük sıkıntı çektiğini gösteriyor.&lt;br /&gt;Ama o sıkıntılı kurumlarla ‘iş birliği’ içindeki medyada da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;‘Parlamentoyu... Halkı... Seçmeni... Demokrasiyi boş ver... Darbe yapacak mısınız paşam’ diye yırtınan makuleden ne olur ki?&lt;br /&gt;Avrupa’daki liselerin okul gazetesinde bile yer bulamayacak bu mantık buralarda ‘akredite.’&lt;br /&gt;‘Özde’ bir demokrasi anlayışı medyada kökleşmiş olsaydı...&lt;br /&gt;Türkiye’yi Genelkurmay Başkanı’nın ağzına bakar hale getiren ayıplı görüntü ortaya çıkar mıydı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Neden böyle oluyor?&lt;br /&gt;Çünkü Türkiye’jin gerçek patronunun halk olduğu inancı geçerli değil.&lt;br /&gt;Başta önceki günkü basın toplantısına kilitlenenler, buranın esas sahibinin asker olduğuna imanlı.&lt;br /&gt;Zaten zımnen yorumlarda da o var:&lt;br /&gt;‘Tapu sahibi izin verecek gibi...’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Burası yorucu bir ülke.&lt;br /&gt;Bu yaşta...&lt;br /&gt;Hala...&lt;br /&gt;Hem de kaçıncı kez bu satırları yazmaktan utanıyorum.&lt;br /&gt;Hayatımızı boşa geçirmişiz gibi hissediyorum.&lt;br /&gt;Hale bak...&lt;br /&gt;‘Demokrasilerde patron kim ?Halk mı, asker mi?’ sorusunu sorup duruyoruz..&lt;br /&gt;Üstelik de ‘asker’ cevabını almaya devam ederek.&lt;br /&gt;‘Sözde’ demokrasiden...&lt;br /&gt;‘Özde’ demokrasiye bir gün geçeceğiz herhalde...&lt;br /&gt;Ama o güne kadar...&lt;br /&gt;Olan bu ülkeye...&lt;br /&gt;Bu halka oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.04.2007&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-319093208758646361?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/319093208758646361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=319093208758646361' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/319093208758646361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/319093208758646361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/04/patron-kim-halk-m-asker-mimehmet-altan.html' title='Patron kim? Halk mı, Asker mi?/Mehmet Altan'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-7235639221338449254</id><published>2007-04-13T00:58:00.000+03:00</published><updated>2007-04-13T00:59:28.522+03:00</updated><title type='text'>Emirle Olmaz/Engin Ardıç</title><content type='html'>Emirle olmaz!&lt;br /&gt;12/04/2007 - 08:01&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ENGİN ARDIÇ AKŞAM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili dostumuz Zülfü Livaneli genellikle çarçur yazılar yazar ve kendi reklamını yapar... Konserim var, beklerim... Yeni romanım çıktı, aman okuyun... Belediye reisi olacağım, oy verin... Geçen gün Avrupa’ya gittim, şu şu şu kişilerle görüştüm, falan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat arada çok iyi, çok önemli yazılar yazdığı da olur. Bunların kimisinde yanılır, kimisinde haklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanlığı seçiminin patırtısı gürültüsü arasında kaynadı gitti, geçenlerde tarikatları yazdı Livaneli. Bu konuya daha önce de değinmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir memur çocuğu olarak (ben de öyleyim) ilkgençliğinde Türkiye’nin “derinlerinde” neler olup bittiğini, “sahne gerisindeki ilişkileri” kavrayamamış olmaktan yakınıyor. Tarikat dünyasını, bu ilişkilerin siyaseti ve ticareti nasıl belirlediğini görememiş. Çünkü cumhuriyet rejimi, daha doğrusu “devrim kültürü” ona bu dünyayı göstermemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü yoksayılıyordu... Artık ortadan kalkmış olduğu kabul ediliyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livaneli’nin dediği gibi, “toplumun hafızası sıfırlanmak” istenmiş ve bunda başarılı olunduğu da sanılmıştı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü ülkeyi kurtarıp cumhuriyeti kuranlar da bürokratlardı ve sosyoloji bilmiyorlardı. (Ekonomi biliyorlar mıydı? İnönü, anılarında, “enflasyon” kelimesini ilk kez başbakan olduktan sonra duyduğunu itiraf eder.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni kuşaklara, yalnız Osmanlı gerçekleri değil, hemen yakın tarihimiz bile unutturuldu. Herşeyin gökten zembille indiği yanılgısı aşılandı. Cumhuriyet yönetimi tam da bu amaçla ekonomik kalkınmayı arka plana itmiş, eğitimi herşeyin üstünde tutmuş, zavallı köy öğretmenleri bile kendilerini birdenbire hem devrim kahramanı hem de süper entellektüel sanmaya başlamışlardı!... (Altmışlı yıllarda sergiledikleri kasıntılı havaları da, sonra içine düştükleri umarsızlığı da Livaneli çok iyi gözlemiş olmalıdır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar ki, kurtuluş savaşımız bile ancak ve yalnız Atatürk’ün gözünden öğretildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizzat Atatürk büyük nutkunu 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktığı günden başlatmamış, ondan öncesini silip atmamış mıydı? Yeni kuşaklar, onun Samsun kıyılarına azgın dalgalarla boğuşarak ve neredeyse düşman mermileri altında Normandiya çıkartması gibi bir tür çıkartma yaptığını sanıyorlardı!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Dünya Savaşı da öğretildi öğretilmesine ama, yalnızca Çanakkale... Türkiye’de iyi kötü mürekkep yalamış hemen hiçkimsenin ne Süveyş Kanalı seferlerimizden haberi vardı, ne Mezopotamya cephemizden, ne Galiçya cephesinden ne de Baku’ya girmemizden... Kemal Tahir yazmasaydı yanmıştık vallahi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bile, Atatürk’ün ordudan istifa ettiği 1919 yılına kadar bir “Osmanlı subayı” olduğunu hatırlatmak birçok çemiş tarafından neredeyse suç sayılıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livaneli’nin deyimiyle “Ortadoğu bağlantılarımız” da göze görünmüyordu çünkü sırtımızı dönmüş, orayı da yok saymıştık. Şimdi bu konuda da, Ermeni meselesinde de, Kürt meselesinde de apışıp kalmamız bundandır. Durduk yerde nereden çıkıyordu bu sorunlar yahu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Toplum mühendisliği” yapılarak bir tür “tabula rasa” yani boş defter, beyaz sayfa yaratılabileceği sanıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet yönetimi, tekke ve zaviyeleri kapatıp (tekkeyi anladık da, şu “zaviyenin” ne olduğunu bir çırpıda söyleyebilecek Kemalist var mı aranızda?) din işlerini de başbakanlığa bağlı bir yüksek bürokratın emrine verince, toplumun diplerini temizlemiş olacağını sandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu nedenle memurlar, Adnan Menderes de seçimleri kazanınca çok şaşırdılar, Süleyman Demirel de, Turgut Özal da, Recep Tayyip Erdoğan da... Ve bunu “karşıdevrim” olarak algılamakta ısrar ettiler. (Üstüne üstlük, birçok saftırık, bu köylü kitlesiyle sosyalist devrim yapacağını da sanmadı mı? Birçok çocuk bu aymazlık uğruna bok yoluna gitmedi mi?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında halk, kendi gerçeklerini yoksaymış, bastırmış olan bürokrasiye tepki gösteriyordu. Bu bir Osmanlı tepkisiydi. Çünkü halk iliklerine kadar Müslüman ve iliklerine kadar Osmanlı’ydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydınlar da, artık bürokrasinin kanatları altında “fevkalade iltifata mazhar” olamadıkları, olamayacakları için ağlıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün de darbe isteyen bazı Ankara çemişlerinin öfkesinin temelinde bu yatar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-7235639221338449254?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/7235639221338449254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=7235639221338449254' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7235639221338449254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7235639221338449254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/04/emirle-olmazengin-ard.html' title='Emirle Olmaz/Engin Ardıç'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-9096367500751830622</id><published>2007-02-22T21:49:00.000+02:00</published><updated>2007-02-24T01:33:50.972+02:00</updated><title type='text'>Gülibrişimler, delikanlı çınar ve sakız ağaçlarıyla serçeler/Çetin Altan</title><content type='html'>Arka planda yayılıp gitmiş masmavi bir deniz, Marmara. Ön planda ise, can havliyle kollarını göğe doğru kaldırmışa benzeyen, inceli kalınlı karmakarışık kuru dallarıyla gülibrişimler, delikanlı çınar ve sakız ağaçları.Gülibrişimlerin üstünde yer yer, hâlâ daha dökülmemiş 3-5 çürük yaprak ve belli belirsiz yeni tomurcuklanmalar... Sakızların dallarında da nokta nokta bir bahar canlanması...İnceli kalınlı karmakarışık kuru dalların arasından görünen bir deniz maviliği...Sonra da masanın yanındaki demir koltuğun sırtlığı üstüne konmuş minik bir serçe.***Ne dünyanın, ne Türkiye'nin durumuyla ilgili masmavi Marmara da, kuru ağaç dalları da, neredeyse masanın üstüne konmaya hazırlanan minik serçe de...Çünkü doğada ne ülke sınırlarının belirlendiği politik bir coğrafya var, ne de insan yığınlarını yönetme hırs ve tutkusuyla icat edilmiş "politika".***"Bilim" nedir, "politika" nedir?"Bilim", doğada kendiliğinden sürüp giden çeşitli olayların gözlenmesiyle; o olaylardaki "sebep-sonuç" ilişkisini saptayarak, onların bağlı olduğu yasaları insan iradesi altına alma ve bu sayede insan hayatını kolaylaştırmaya uğraşma çabasıdır.Örneğin suyun 100 derece sıcaklıkta buhar olmaya, "0" derecede de buz tutup katılaşmaya başladığını saptamak gibi...Ve bir de buharın, sıkıştırıldığında baş edilmez gücünü keşfedince...Bir zamanlar yelken ve küreklerle giden teknelerin, buhar gücüyle dönmeye başlayan pervaneleri ve artan hızları...***"Politika" ise, yönetilen kitleleri iktidarlara bağlı tutabilmek için kullanılan yöntemlerdir. Bu yöntemler "güzel vaatleri" de içerir, kitlelerin gururunu okşamayı da; ortak bir güvence ortamını bozmaya kalkanlarla, ortak bir koşullanmaya ters düşenleri cezalandırmayı da...***"Bilim" ve "politika"nın ikiz kardeşler gibi, birbirleriyle el ele tutuştuğu diyarlarda; insanların refah ve güvence platformu kanatlandıkça kanatlanır."Politika"nın; "bilimselliğe", yani doğa yasalarıyla, insan beyninin buluşmasına boş verdiği diyarlarda, çağın gerisinde kalınır ve "onlar-biz" ayrımları yapmaya başlanır.***Dünkü birçok gazetenin manşetinde, Zeytinburnu'nda geceyarısı kendiliğinden çöküveren 5 katlı bina haberi vardı.Milliyet'in manşeti de, Serhat Oğuz'un özel haberini şöyle vitrinlemişti:"Çöken binada 2 kişi can verdi - Deniz kabuğu ile bu kadar - Zeytinburnu'nda çöken binanın betonları deniz kabuğu ile dolu. Uzmanlar, 'Hiçbir işlemden geçmemiş deniz kumu kullanmışlar. İnşaat malzemesi çok çok kötü' diyor"Ve doğa, affetmemişti kendi yasalarının çiğnenmiş olmasını.***Politikanın yaygınlaştırdığı ünlü sloganı hepimiz biliyoruz "Türkün Türkten başka dostu yok".Ya Türklerin, Türkler için "çok, çok kötü inşaat malzemesiyle" yapmış olduğu binalar?Bu kadarcık somut bir örnek bile gösteriyor Türkiye'de "politika" ile "bilim"in birbirinden ne kadar uzak olduğunu.***Neden Türkiye'de "politika" ile "bilim"in arası bu kadar zıt ufuklu?Çünkü efendim Türkiye'de "Hazine'den geçinmeli kesim devlet", çıplak hayattan geçinen kitleler "millet ve vatandaş" sayılıyor.Ve devlet, ekonomik yapısı şeffaflaştırılamayacak kadar kutsal bir kavram. Yani efendim, tam bir ortaçağ dogması.***Örneğin son 80 yılda resmi araba alımlarıyla bakımlarına kaç yüz milyar dolar harcanmışlığıyla, aynı sürede itfaiye teşkilatına ne kadar yatırım yapılmış olduğunu kimse açıklayamıyor ve böyle bir soru sürekli görmezlikten geliniyor.***Ayrıca Hazine'den geçinmeli makam sahiplerinin itibarıyla, çıplak hayattan geçinen meslek sahiplerinin itibarı arasında dağlar kadar fark var.Kazara genç bir kızı bir kaymakamla bir şef garson istese; ailenin gönlü kaymakama dönük duruyor hemen. Şef garsonun kazancı, daha da yüksek olsa bile kaymakamınkinden.***Dünkü Vatan gazetesinin sür manşetinde de, Güngör Mengi'nin başyazısına da konu olan, şu yıldırımlı haber vardı:"Avrupa Birliği'nin resmi istatistik kurumu Eurostat açıkladı - Avrupa'da EN çok Türkler doğuruyor. EN az Türkler okuyor. Eğitime EN geç Türkler başlıyor, EN erken Türkler veda ediyor. EN genç yaşta Türkler ölüyor, çocuk ölümlerinin EN çok olduğu yer Türkiye. EN genç evlenen de EN az boşanan da Türkler.Ne mutlu Türküm diyene"***İlkokullarda öğrencilere ezberletilen şiirlere bir göz attığımızda da, şöyle:Türkün güneşleriyle dünya ufku ağardı,Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı.Yahut da şöyle:Süngümü demir gibi ellerimle kavradım,Şanlara zaferlere yürüdüm adım adım.***Sonuç olarak da, bireylerin "yaşam kalitesi" açısından gelinmiş olan yer, Yunanistan'ın 65 basamak altı.***Koltuğun üstündeki minik serçe uçtu.Gülibrişimlerin, delikanlı çınar ve sakız ağaçlarının, inceli kalınlı karmakarışık kuru dallarının arasından görünen masmavi Marmara ise güneşin altında şıkır şıkırdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-9096367500751830622?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/9096367500751830622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=9096367500751830622' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/9096367500751830622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/9096367500751830622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/hrant-dinkin-ardndan.html' title='Gülibrişimler, delikanlı çınar ve sakız ağaçlarıyla serçeler/Çetin Altan'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-5379079824054864816</id><published>2007-02-22T21:42:00.001+02:00</published><updated>2007-02-22T21:44:07.152+02:00</updated><title type='text'>Çifte standardın bedeli/Ekrem Dumanlı</title><content type='html'>Çifte standardın bedeli&lt;br /&gt;Türkiye'de yaşanan olaylara rutin bir yaklaşım biçimi sergileniyor. Oysa hadiselere bir de tersinden yaklaşmak gerekiyor. Mesela bir siyasi lider, özellikle muhafazakâr kesimden bir lider, atayacağı bürokrat hakkında özel bir istihbarat çalışması yaptırmış olsun.&lt;br /&gt;Acemice yapılan bu "özel" gayretle adamlar gidip Kapıcı İdris'ten bilgi almış ve bürokratı fişlemiş olsun. Kıyamet kopar mı kopmaz mı? Kapıcı İdris'in kapısını çalanlar Çankaya sırtlarından gelince herkes suspus oluyor, "devleti yıpratmama" bir anda vazife-i kutsiye (!) olup çıkıyor. Neden?&lt;br /&gt;Emekli bir devlet görevlisi Kur'an, bayrak, silah üçlemesinin cezbesine kapılıp artistik söylemlerle İttihat yemini yaptırıyor. "Ölmek ve öldürmek" için ant içen zevatın tuzu kuru. Bazı televizyon programlarında nazikçe sorulan sorulara "Ne var bunda şaşılacak canım?" türünden cevaplar veriyor ve önüne geleni azarlıyor. Vallahi bravo. Teminat altına alınmış bir cesaret gözleniyor sözlerinde. Düşünün; aynı sahnede emekli bir kuvvacı değil de, dindar birilerinin yemin kaseti olsaydı, neler yazılmazdı, neler söylenmezdi bu ülkede. Kubilay olayını hatırlatanı mı dersin, gerici ayaklanma senaryoları yazanları mı dersin... Neden şimdi herkes suspus oluyor; en mukaddes değerler üzerine yapılan öldürme yeminine sessiz kalınıyor? Oysa uydurma yemin metinleriyle darbe atmosferi oluşturulmuş, Kur'an kursları baskı altında tutulmuştu yıllarca.&lt;br /&gt;Hrant Dink cinayetinde tetikçi ele geçirildi. Azmettiren de, onu teşvik eden de kısa sürede çıktı ortaya. Trabzon mercek altına alındı, Trabzonlular bir hayli hırpalandı. Ne var ki bütün olaylarda ismi geçen emekli ve mümtaz bir şahsa kimse dokunamadı. Sadece Yeni Şafak'ın zikrettiği adamı başka bir gazetemiz sadece ima yoluyla anlattı. Trabzon'daki bir gazetede Dink'le ilgili kışkırtıcı bir yazı yazdığını, davada adı geçenlerle yakın ilişkide olduğunu kıyısından köşesinden dolaşarak yazabildi bazı gazeteler. Niçin?&lt;br /&gt;Onlarca örnek sıralayabilirim. Herkes de yapabilir böyle bir listeyi. Ve görülür ki bu ülkede birilerine hayalen atfedilen cürüm, başka birileri tarafından bizzat ifa edildiğinde herkes saklambaç oynayacak kuytu köşeler arıyor. Bir tarafta fol yok yumurta yokken estirilen suçluluk havası; diğer taraftan suçun daniskası. Ne var ki hiçbir suçu olmadığı halde azarlanan, horlanan, suçlanan insanlara mukabil suçun âlâsını işleyip görünmez bir zırh içinde külhanbeyce dolaşanlara rastlıyoruz bu ülkede. Böyle bir durumda hak, hukuk, adalet, eşitlik aramak mümkün mü?&lt;br /&gt;Mesela son birkaç yıldır tarikatlar, cemaatler denerek kulaktan kulağa fısıltılarla şehir efsaneleri yayılıyor. Memlekette ne yaşansa fatura "cemaatlere, tarikatlara" kesiliyor. Çünkü bu laflar kartopu gibi yuvarlandıkça büyütülen; ancak kastedilen kişiler tam söylenmediği için kimsenin üzerine almadığı bir gizem içinde ifade ediliyor. Bir yerlerde iç çekişmeler yaşanıyor, o itişme-kakışma sırasında karşı tarafı yıpratmak isteyen(ler) hemen tarikat suçlaması yaparak işin içinden sıyrılıyor. Suça bulaşan birileri bu yolla kendi haklarında oluşan fiili ve somut ithamları bertaraf etmiş oluyor; birileri de ilgisi ve bilgisi olmadığı halde sıkıntılı konuların kamuoyu nezdinde zanlısı haline geliyor. Allah'tan ki vatandaş bu tür şaşırtmaları öteden beri biliyor ve doğruyu yanlıştan ayrıştırıyor.&lt;br /&gt;Çifte standart sürdüğü müddetçe hiçbir gerçeğe ulaşılamaz. Hayali suçlamalar, o ithamları desteklemek için uydurulmuş senaryolar yerine somut olaylar üzerine odaklanmak gerekiyor. Mesela çok açık bir gerçek var: Art arda yakalanan ve yargılanan komitacı örgütler gösteriyor ki Türkiye bir çeteleşme süreci yaşamış ve yaşıyor. Bunların üzerine gidip demokrasiyi yaşatmak varken topu taca atacak şekilde hayali senaryoların peşine düşmek meseleyi başka bir mecraya çekmek anlamına gelir. Ve bunun mesuliyeti ağırdır. Çünkü sadece yanlış ve kirli bilginin yayılması değil, aynı zamanda ülke ufkunu karartacak yanlış bir yola girilmesi söz konusudur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-5379079824054864816?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/5379079824054864816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=5379079824054864816' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5379079824054864816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5379079824054864816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/ifte-standardn-bedeliekrem-dumanl.html' title='Çifte standardın bedeli/Ekrem Dumanlı'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-2591474962595224828</id><published>2007-02-21T13:59:00.000+02:00</published><updated>2007-02-21T14:04:29.037+02:00</updated><title type='text'>Mezheplerimiz neden zenginliğimizdir?/Ahmet Şahin</title><content type='html'>Mezheplerimiz neden zenginliğimizdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;07/02/2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezheplerin doğuş sebeplerini bilmeyenlerden bazıları diyorlar ki: "Neden Kur'an bir olduğu halde mezhep birden fazla? Neden Hanefi mezhebinde kadına el dokununca abdest bozulmuyor da, Şafii'de bozuluyor? İkisi de Kur'an'dan almıyor mu hükmü?"&lt;br /&gt;Konuyu akademik derinlikten çıkarıp sohbet üslubu ile inceleyecek olursak şöyle bir misalle açıklık getirmeye çalışabiliriz.&lt;br /&gt;Önce peşinen ifade etmeliyim ki, hak mezhepler hiç zararlı değil hep yararlıdırlar. Hatta mezhepsiz din olmaz, sözü de yanlış değildir. Çünkü, dinin hükümleri Kur'an'da ve hadiste yazılıdır. Yazılı olan bu metinlerin yüzde doksan nispetinde çoğunluğunun manası açıktır, tektir. Ama yüzde on nispetinde az bir kısmı teşkil eden bazı kelimelerin manaları açık ve tek değildir. Birkaç manaya gelebilir. Nitekim Türkçede de böyle birkaç manaya gelen kelimeler vardır. Mesela (meyve) kelimesi çok manalı bir kelimedir. İsterseniz Türkçedeki bu (meyve) kelimesiyle mezheplerin doğuşuna bir bakalım.&lt;br /&gt;Ülkenin her tarafında görevde bulunan çocuklarına yazdığı mektubunda baba:&lt;br /&gt;- Bayramda ziyaretime gelirken bana (meyve) getirin, der. Bayramda gelen çocuklardan biri elma, öteki armut, üçüncüsü portakal getirir. Baba bundan çok memnundur. Ancak mektuptaki inceliği anlamayanlar derler ki:&lt;br /&gt;- Senin çocukların çok anlayışsız ve itaatsiz. Sen sadece meyve istedin, onların her biri farklı şeyler getirdiler. Emrine itaatsizlikte bulundular.&lt;br /&gt;- Hayır, çocuklarım beni çok iyi anlamışlar. Ben istedim ki, herkes bulunduğu yerin meyvesini getirsin. Nitekim Ankara'da oturan armut, Amasya'da olan elma, Mersin'de olan portakal getirmiş. Ben kasten (meyve) dedim ki, herkes bulunduğu yerin mahsulünü getirsin de muhitinde olmayan meyveyi aramak zorunda kalmasın.&lt;br /&gt;İşte bu misalde mektup; bir ama anlayış bir değil dört tane. Neden? Çünkü mektup sahibi mektubunda tek manalı kelimelerin yanında çok manalı kelime de kullanmış (elma) dememiş de (meyve) getirin demiş, dikkatli ve titiz okuyucuları da kullanılan kelimenin şamil olduğu manalara göre tercih yapmışlar. "Dört evladın meyve kelimesinden anladıkları farklı manalar yanlıştır." diyebilir misiniz?&lt;br /&gt;İşte Kur'an'da da böyle çok manalı kelimeler vardır. Mezhepler de bu çok manalı kelime ve metinleri yorumlamaktan meydana gelmektedir. Nitekim kadına (temas) edenin abdesti bozulur manasına gelen ayetteki (temas) kelimesi de böyle çok manaya gelen bir kelimedir.&lt;br /&gt;Bundan dolayı Ebu Hanife Hazretleri: "Ayetteki 'temas'tan kasıt cinsel temastır, elin teması değildir ki, kadına el değince abdest bozulsun." diyor. Bu itibarla erkeğin elinin kadına temasıyla (değmesiyle) Hanefi'de abdest bozulmuyor.&lt;br /&gt;Şafii Hazretleri de diyor ki: "Temastan kasıt elin temasıdır. Bu yüzden abdestli olan erkeğin eli kadına temas ederse abdesti bozulur..."&lt;br /&gt;Görülüyor ki, Hanefi ve Şafii mezhebinin farklı görüşe sahip olmaları, temas kelimesinin her iki manaya da şamil oluşundandır. Biri cinsel teması anlıyor, öteki de elle teması anlıyor. Her iki manaya da şamildir kullanılan (lems) kelimesi. Farklı anlayan mezhebe yanlış demek mümkün değildir. Tercih meselesidir. Ayrıca her birinin başka delilleri de vardır.&lt;br /&gt;Kâbe'yi tavafta elinin bilmeden bir kadına teması halinde abdestinin bozulmasından korkan birçok Şafii cemaat, Hanefi'yi tercih ederek abdesti bozulmadan tavaf etme imkanı bulur. Efendimiz'in, "Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır!" hadisi de bu kolaylığa işaret eder. Yani, mecbur kalınan yerlerde diğer hak mezhebin görüşüne uyularak zorluktan çıkılabilir.&lt;br /&gt;Demek ki, hak mezhepler bir çatışma unsuru değil bir yardımlaşma, kaynaşma ortamıdır. Birinde zorlanılan yerde diğerinde kolaylığa kavuşarak dinî hayatı sıkıntıya düşmeden sürdürme imkânı sağlanabilir. Bu genişliğinden dolayıdır ki İslam, farklı coğrafyalarda, farklı iklimlerde, farklı ihtiyaç ve mizaç sahibi insanların ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayacak zenginliğe sahip olur. Çünkü bir mezhepteki hükmün uygulamasının zorlaştığı yerlerde diğer mezhebin hükmünde bir kolaylık bulmak pek mümkündür. Bu sebeple de Kur'an bir olduğu halde, mana zenginliğimizi temsil eden hak mezheplerimiz birden fazla olur. Akla ve ilme aykırı bir durum söz konusu olmaz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-2591474962595224828?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/2591474962595224828/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=2591474962595224828' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2591474962595224828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/2591474962595224828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/mezheplerimiz-neden-zenginliimizdirahme.html' title='Mezheplerimiz neden zenginliğimizdir?/Ahmet Şahin'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-4635626854243426780</id><published>2007-02-19T01:00:00.000+02:00</published><updated>2007-02-19T01:01:47.332+02:00</updated><title type='text'>Üst düzey komutanın tarihi itirafı/Mehmet Kamış</title><content type='html'>Hürriyet Gazetesi'nden Ertuğrul Özkök, perşembe günü yayınlanan, "Paşa darbe yapar mı?" başlıklı yazıda, üst düzey bir komutanın ağzından şu tarihî ifadeleri aktarıyordu: "Türk ordusunun geçmişte en kötü duruma düştüğü dönem hangisidir? Gerileme dönemi falan değil. 1908 ile 1918 arasıdır.&lt;br /&gt;Yani ordunun İttihat ve Terakki hareketi ile siyasete bulaştığı dönem. Biz bunu harp okullarımızda ders olarak öğretiyoruz."&lt;br /&gt;Paşa'nın üzerinde durduğu dönemi yani 1908 ile 1918 arasını şöyle bir hatırlamakta yarar var. 1908 askerî bir darbeyle Abdülhamit'in padişahlıktan indirilip Selanik'e sürgün edilmesi ve 'Üç Kafadar Paşa'nın devleti hayaller, ütopyalar ve gizli emelleriyle yönetmeye başladıkları tarihtir. Ve bu 10 yıllık süreçte askerî gücü arkalarına alarak yaptıkları şeyler bir yüzyılı ve koskoca bir coğrafyayı derinden etkileyecek ahmaklıklarla doludur. Bütün ülkenin darmadağın olması, Balkanlar'ın, Ortadoğu'nun elimizden uçup gitmesi, Ermeni tehciri, Birinci Dünya Savaşı, Sarıkamış faciası hep bu dönemde gerçekleşmiş, ülke perme perişan, tarumar olmuştu. Yani sadece ordu değil, ülke belki de tarihinin en kötü dönemlerini yaşamıştı.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi askerî dönemlerde ya da askerin politikada etkili olduğu zamanlarda her şey iki dudak arasından yönetilir. Fevriliklerin, hesapsızlıkların, yanlışların bini bir paradır. Tepede duran askerler koskoca ülkeyi yönetirlerken mutlak güç sahibidirler. Güç, insanı pek bir mutlu eder böyle dönemlerde. Bu mutluluğu yaşamak için de pek çok şey gerekçe gösteril(ebil)ir. Türkiye'deki bütün sıkıntıların temelinde askerin çeşitli bahanelerle -kimi zaman komünizm tehlikesi, kimi zaman kardeş kavgası, kimi zaman ise irtica- siyasete karışması yatıyor. Böylesine büyük ve stratejik bir ülkeyi kim ya da kimler iki dudak arasından yönetmek istemez ki? Türkiye'nin tıpkı 1908-1918 yılları arasında olduğu gibi geri dönülmez kayıplar verdiği zamanlar, hep askerî dönemlerdir. Buna bir örnek vermek gerekirse 12 Eylül'den hemen sonra Yunanistan'ın askerî kanada yeniden dönmesini sağlayan Rogers planıdır.&lt;br /&gt;1974 yılında NATO'nun askerî kanadından ayrılan Yunanistan, daha sonraki yıllarda bu kararından pişman olmuş, geri dönmek istemiş; ancak Türkiye bunu veto etmişti. ABD de Yunanistan'ın askerî kanada dönmesini çok istiyordu. Ama Türkiye veto etmekte çok kararlıydı. 12 Eylül darbesinden hemen sonra Kenan Evren başkanlığındaki askerî yönetim, ABD'nin bu ricasını geri çevirmemiş ve hiçbir karşılık almadan bu isteği kabul etmişti. Böylesine bir olay sivil bir hükümet iktidarda iken olabilir miydi? Pek mümkün görünmüyor. İşte askerî yönetimler, ülke için böylesine kolay kayıpların çokça yaşandığı dönemlerdir.&lt;br /&gt;Atatürk bu olayın farkında olduğu için üniformalarıyla ülke idaresine müdahale eden, siyaset yapan komutanları uyarmış, "Eğer siyaset yapacaksanız o üniformaları çıkartın." demişti. Türkiye belki son elli yılın en iyi büyümesini askerin kendi yerine çekilmeye özen gösterdiği bu beş yılda gerçekleştirdi. Bu duruma Özkök Paşa'nın tavır ve davranışlarının katkısı da çok büyük olmuştur.&lt;br /&gt;Askerin yönetime müdahale ettiği, siyasete karıştığı dönemler ülkenin felaha erdiği, sükunete erdiği zamanlar değil, bilakis kayıpların alabildiğine kolaylaştığı dönemlerdir. En büyük kaybı da askerin en etkili olduğu 1908-1918 yıllarında yaşamıştık.&lt;br /&gt;02/12/2006&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-4635626854243426780?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/4635626854243426780/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=4635626854243426780' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4635626854243426780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/4635626854243426780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/st-dzey-komutann-tarihi-itirafmehmet.html' title='Üst düzey komutanın tarihi itirafı/Mehmet Kamış'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-8698360395674324916</id><published>2007-02-11T22:54:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T23:56:38.178+02:00</updated><title type='text'>Demokratik faşizm /Ergun Babahan</title><content type='html'>Demokratik faşizm / Ergun Babahan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kendine özgü bir hukuk sistemi" içinde yaşıyoruz. Güvenlikten yargıya varan bir "İttihatçı" anlayış her fırsatta önümüze çıkıyor. Şimdi Hrant Dink suikastinin azmettiricisi, bir MİT elemanının Yargıtay'daki dosyasını takip sözü verdiğini iddia ediyor.İlk ağızdan "Yalan" diyebilir misiniz? MİT'in üst düzey yetkililerinin dönemin Yargıtay Başkanı nezdinde bir çete reisinin dosyasını takip ettiğini hatırlarsanız, "Hayır." Veya yine dönemin MİT İstanbul Bölge Başkanı'nın televizyondan bir çete reisini yanaklarından öpmesini düşününce, "Olanaksız" der misiniz, yine "Hayır." "Yargı kesinlikle bu işlerin dışındadır" diyebilir misiniz peki? Hrant Dink'in mahkumiyet süreci ile Yasin Hayal'e yapılan "pamuk prenses" muamelesine bakınca yine "Hayır." Peki "Polis teşkilatının bazı üyeleri bu olayın içindedir" denilse şaşırır mısınız, ağzınız açık kalır mı? Bu ile atanan emniyet müdürünün geçmişine bakarsanız, örtbas edilen ihbar yazılarına bakarsanız yine"Hayır." JİTEM'in böyle işlere karışmadığını net ve kesin bir dille söyleyebilir misiniz? Yeşil'leri, Ersever'leri aklınıza getirirseniz bu sorunun da yanıtı "Hayır"dır.Peki siyasi partiler bunun kesinlikle dışında mıdır sizce? Çoluk çocuk altı kişinin yaralandığı, çivilerle özel olarak imal edilmiş bombaya "maytap" diyen bir siyasi parti lideri varsa, bu başkanın koruması, il başkanı bu terör örgütü üyeleriyle içli dışlı çıkıyorsa yine "Hayır." Böyle bir ülkede can güvenliğiniz olduğunu iddia edebilir misin? Emekli subayların silah üzerine yeminler ettikleri, Türk ana, babadan doğmayan herkesi düşman ilan edip binlerce kişilik listeler açıkladıkları bir ülkede kesinlikle "Hayır." Nedir bu? Bu demokratik faşizmdir. Ülkede görünüşte sandık vardır, yargı sistemi, güvenlik güçleri vardır.Ama hepsi tek bir hedefe odaklanmıştır: İç düşmanı imha etmek. Bu iç düşman her devirde değişir. Zaman zaman komünizm, zaman zaman irtica, zaman zaman bölücülük olur.Ama iç düşman kavramı ortadan kalkmaz.Demokratik faşizmin yetersiz kaldığı durumlarda açık faşizmin devreye girdiği ve silahlı gücün yönetime bizzat el koyduğu da olur elbette.Ama genelde farklı sesin, rengin 141'le, 163'le, 301'le cezalandırıldığı, susturulduğu bir düzendir bu.Bakmayın siz lümpen gençler, yükselen milliyetçilik söylemlerine. Gözümüzün önünde oynanan bir tiyatro var.Gençlere düşmanlar gösterip imha ettiren bir anlayışın ipliğinin pazara çıkışını izliyoruz.Yakın tarihin deşifresi aslında seyrettiğimiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-8698360395674324916?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/8698360395674324916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=8698360395674324916' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/8698360395674324916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/8698360395674324916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/demokratik-faizm-ergun-babahan.html' title='Demokratik faşizm /Ergun Babahan'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-5998575563663959017</id><published>2007-02-08T23:54:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T23:54:04.000+02:00</updated><title type='text'>Laiklik ve Ahlak/Ergun Babahan</title><content type='html'>ERGUN BABAHAN&lt;br /&gt; SABAH     &lt;br /&gt;            Türkiye'de bir işbölümü yapılmış. Laikliğe, kadın-erkek eşitliğine aykırı eylem, kitap veya filmleri laik kesim eleştiriyor, ahlaka, kadının aşağılanmasına, çocuğa yönelik girişimleri de muhafazakarlar.Gerçek birebir böyle değil ama böyle bir algılamanın olduğu gerçek.Şimdi Türkiye'de kadın vücudunu bir meta haline getiren, anneliği aşağılayan bir dizi yapılıyor, dizinin oyuncuları çıkıp "Ben de olsam aynı şeyi yapardım" diye beyanlar veriyor ama toplumun kendini laik ve ilerici gören kesimi sessiz kalıyor.Elbette film yasaklansın diye bir teklif getirmiyorum. Ancak kadını ve anneliği bu kadar aşağılayan bir filme karşı laikliklerine sürekli vurgu yapan kadın örgütlerinin sessiz kalmasını anlamıyorum. Tamam kabul ediyorum, laik ve muhafazakar ahlak anlayışı arasında ciddi farklar vardır ama toplumun temel bir ahlak anlayışı da vardır.Bu herkesin sahip çıkması gereken ortak değer, asgari müşterektir.Annelik ve kadının metalaştırılması, annenin fahişeliğinin rol model olarak halka sunulması, herkesin karşı çıkması, tepki koyulması gereken bir durumdur diye düşünüyorum.Ben halka açık yayın yapan bir televizyonda yayınlanan bir diziyi, evde kızımla izlerken şoklarla karşılaşmak istemiyorum. Kızıma, bir annenin çocuğunun tedavisi için vücudunu pazara çıkarmasının övünülecek, yüceltilecek bir olaymış gibi sunulmasını istemiyorum. Evime aldığım gazetede, manken kızların mendil değiştirir gibi sevgili (veya müşteri) değiştirmesini iyi bir şey sunarmış gibi haberler okumak istemiyorum.İsteyenin evinde şifreli kanaldan, dvd'den porno film izlemesine bir şey demiyorum ama halka açık yayın yapan kanalların, bu ülke gençliğine daha doğru düzgün rol modeller sunmasını istiyorum.Muhafazakar mıyım, kesinlikle hayır. Ancak toplumun sosyal sermayesinin yozlaştırılmasını kabul edemiyorum.Eğer gençliğe, kadınların amacı ne olursa olsun, para karşılığı cinsel ilişkiye girmesini normal, hatta yüce bir davranış olarak sunarsak, 10 veya 20 yıl sonra nasıl bir gençlikle karşılaşacağımız konusunda korkuya kapılıyorum. Bu nedenle kadınları ve örgütlerini göreve çağırıyorum. Sesinizi yükseltin. Yükseltin ki, çocuklar her nevi fahişeliğin yüceltici bir eylem olarak kabul edilmediğini görsün.Rüşvete, hırsızlığa karşı çıktığınız gibi, kadınlığı ve anneliği aşağılayan her duruma el koyun.Türkiye'nin geleceği için lütfen sessiz kalmayın.Bu aile içi şiddetten daha az önemli bir konu değil, diyorum. Yoksa yanılıyor muyum!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-5998575563663959017?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/5998575563663959017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=5998575563663959017' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5998575563663959017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5998575563663959017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/laiklik-ve-ahlakergun-babahan.html' title='Laiklik ve Ahlak/Ergun Babahan'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-7603507240046640074</id><published>2007-02-08T23:51:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T23:51:03.001+02:00</updated><title type='text'>Beni de kazığa oturtun/Engin Ardıç</title><content type='html'>Engin Ardıç: 'Beni de kazığa oturtun'     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben Prof. Yayla'nın saçmaladığını düşündüm ama özür diliyorum. Tepkilere bakılırsa Yayla haklı. Ben aynı şeyi 20 senedir söylüyorum, o zaman beni de kazığa oturtunuz!" &lt;br /&gt;29/11/2006   &lt;br /&gt;Engin Ardıç'ın köşe yazısı&lt;br /&gt;Özdemir İnce Yalan Söylüyor&lt;br /&gt;Özdemir İnce hatırlatınca uyandım, son günlerde ortalığı kasıp kavuran 'tartışmalı adam' Profesör Atilla Yayla, meğerse Zaman Gazetesi'nde yazılar da yazarmış. O gazeteyi okumadığım için farkında değildim.&lt;br /&gt;O panelde dile getirdiği o fırtınalar koparan düşüncelerini de gazetesinde daha önce kaleme almışmış meğer...&lt;br /&gt;Bakın, bir hafta önce şöyle yazmış: '1925-1945 dönemini Kemalizm'in egemen olduğu dönem olarak ele alırsak bir ilerlemeden çok bir gerilemeye tekabül ediyor. İfade hürriyeti yok, siyasi hürriyet yok, muhalefete teşkilatlanmaya izin verilmiyor. Bu ve benzeri faktörler bir gerileme göstergesidir.'&lt;br /&gt;Profesörün cümle kurma yeteneği düşük, dili pek parlak değil ama ne dediği açık.&lt;br /&gt;Ben bu profesörün saçmaladığını, ama saçmalama hakkına da sahip olduğunu düşünüyordum.&lt;br /&gt;Kendisinden özür diliyorum. Saçmalamamış, doğruyu söylemiş!&lt;br /&gt;Gerçeğin Zaman Gazetesi'nde dile getirilmesi gerçeği sakatlamaz. Örneğin dışarıda yağmur yağıyorsa ve Necmettin Erbakan 'yağmur yağıyor' derse, sırf Atatürkçü olduğumuz için 'hayır güneş parlıyor' diyemeyiz.&lt;br /&gt;Profesör Yayla haklıdır. O dönemde ifade hürriyeti yoktur, siyasi hürriyet yoktur, muhalefetin örgütlenmesi yasaktır, tek parti diktası vardır, bu da meşrutiyet dönemine ve cumhuriyetin ilk iki yılına göre bir ilerleme değil, demokrasi açısından bir gerilemedir. (Kurulan şeker fabrikaları, çimento fabrikaları falan apayrı bir konudur.)&lt;br /&gt;Bunun için mi bu adamı yoketmeye, yüreğine indirip öldürmeye kalktınız yahu? Ben aynı şeyi yirmi senedir söylüyorum, o zaman beni de kazığa oturtunuz!&lt;br /&gt;Özdemir İnce refikimiz de, profesörün tozunu atmaya niyetlendiği yazısında, 1925-1945 döneminde cumhuriyet 'çağdaş demokrasi için gereken kurumların çoğunu kurmuş ve 1950'de çok partili demokrasinin önünü açmıştır' diyor.&lt;br /&gt;Hayır, öyle olmamıştır. Özdemir İnce yalan söylüyor. Bu iş, Necati Doğru'nun cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul'a amansız yatırımlar yaptırmasına benzedi!...&lt;br /&gt;Bazı Atatürkçü refiklerimiz, şeriatçılara ve liberallere 'giydirme' gayretiyle kantarın topuzunu kaçırıyorlar, ya Necati Doğru gibi küfür ediyorlar, ya da düpedüz kıtır atıyorlar...&lt;br /&gt;1925-1945 döneminde, 'çağdaş demokrasi için gerekli kurumların' çoğu değil, hiçbiri kurulmamıştır. Yoktur böyle bir şey!&lt;br /&gt;Özdemir İnce bana bir tek, ama bir tek örnek göstersin.&lt;br /&gt;Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu gibi kurumların demokrasiyle falan uzaktan yakından ilgileri yoktur, ille de bir bağ kurmak için zorlarsak pek pek 'kültür politikasıyla' ilgileri olduğunu söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;Yoksa Serbest Fırka'nın apar topar kendini feshetmeye zorlanması mı çağdaş demokrasinin önünü açmak oluyor?&lt;br /&gt;Tam tersine, çağdaş demokrasinin önünü kapatmak için girişimler vardır 1936 yılında! Başta Recep Peker olmak üzere CHP'nin faşist kanadı, 'Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin dışında ve üstünde yer alacak bir Yüksek Konsey' kurmak için planlar hazırlamışlar, İsmet İnönü'nün aklını da buna yatırmışlar, hastalığı ilerlemekte olmasına rağmen Atatürk'ten sıkı bir fırça yiyince susup oturmuşlardır!&lt;br /&gt;Yoksa harf devrimi, şapka devrimi, soyadı devrimi falan gibi şeyleri mi kastediyorsunuz çağdaş demokrasinin önüyle arkasıyla? Otuzlu yıllarda Almanya'da gotik alfabesi bırakılmış ve iyiden iyiye düz Latin alfabesine dönülmüştü, Rusya'da herkes, bir de değil, baba adıyla birlikte iki soyadı kullanıyordu, hepsi şapka ve kasket giyiyorlardı, demokrasi mi vardı? (Kurumlardan sözediyoruz, bunlar kurum, yani müessese midir?)&lt;br /&gt;Herhalde Milli Şef döneminin sert ve acımasız diktasını da kastetmiyorsunuz... Çok partili demokrasinin önünü açan Alman yenilgisi olmuştur, nah geçerdi İsmet Paşa demokrasiye, Amerika kazanmasaydı...&lt;br /&gt;Peki öyleyse neyi kastediyorsunuz? Nelerdir bu çağdaş demokrasinin önünü açan 1925-1945 arası kurumları?&lt;br /&gt;Meydan boş değildir arkadaşlar, bol keseden sallamayınız. Yoksa karşınızda, dün bizim Oray Eğin'in anlattığı türden 'gazete ve kitap okumayan çemiş üniversite öğrencisi' mi var sandınız?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-7603507240046640074?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/7603507240046640074/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=7603507240046640074' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7603507240046640074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7603507240046640074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/beni-de-kaza-oturtunengin-ard.html' title='Beni de kazığa oturtun/Engin Ardıç'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-3672367338864565176</id><published>2007-02-08T23:47:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T23:47:01.947+02:00</updated><title type='text'>Darbenizi nasıl istersiniz?/ Ahmet Kekeç</title><content type='html'>Darbenizi nasıl istersiniz?  05/12/2006&lt;br /&gt;  AHMET KEKEÇ - STAR    &lt;br /&gt;  HAYATIMA iki tam, bir yarım darbe girdi. Tamlar (12 Mart ve 12 Eylül) Emre Kongar ve Özdemir İnce gibi değerlerin ‘kötü darbe’ saydıkları emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirilmiş iki güzide darbemizdi.&lt;br /&gt;12 Mart yerine 9 Mart’ta kalkışılsaydı, muhtemelen Kongar ve İnce buna ‘iyi darbe’ diyecekti. ‘Bizim çocuklar’ erken davranamadığı için, boşluktan yararlanan ‘öteki çocuklar’ işi bitirdi ve dolayısıyla bu darbe, hiç tartışmasız kötü bir darbe oldu.&lt;br /&gt;12 Eylül de kötü bir darbedir.&lt;br /&gt;Çünkü ‘bizim çocuklar’ tarafından gerçekleştirilmemiştir. Bilakis, bizim çocuklara eziyet edilmiştir.&lt;br /&gt;Kenan Evren Cumhuriyet’in ikinci sayfa yazarları arasında olsaydı, kalkıştığı işe Madanoğlu ve İlhan Selçuk gibi deneyimli cuntacıları bulaştırmayı akletseydi, 12 Eylül’ü de mutlaka ‘iyi darbeler’ kategorisinde anacaktık.&lt;br /&gt;Nitekim, İlhan Selçuk ve türdeşleri, 12 Eylül’ün ilk aylarında, darbenin iyi mi kötü mü olduğunu kollamış, ‘kötü’ olduğuna hükmettikten sonra muhalefete geçmişlerdir.&lt;br /&gt;27 Mayıs iyi bir darbedir...&lt;br /&gt;Çünkü bizim çocuklar tarafından gerçekleştirilmiştir...&lt;br /&gt;Gerçi ‘sürek avları’ düzenlenmiş, darağaçları kurulmuş, bir Başbakan ve iki Bakan hukukiliği tartışmalı bir mahkeme tarafından idam sehpasına gönderilmiştir ama, o kadar da olacaktır artık.&lt;br /&gt;Ne demiş Danton?&lt;br /&gt;‘Devrimin selameti için gerekirse 100 bin kelle feda edilir.’&lt;br /&gt;Eh, biz de topu topu üç kelle feda ettik, ülkeyi ‘karşıdevrimciler’in elinden kurtardık.&lt;br /&gt;28 Şubat yarımdır ama iyi bir darbedir.&lt;br /&gt;Emre Kongar ve Özdemir İnce ‘iyi’ dediği için iyidir. Onlar ‘iyi’ demese de iyidir çünkü bizim çocuklar tarafından gerçekleştirilmiştir.&lt;br /&gt;Diyeceksiniz ki, ‘Yarım da olsa bu darbeden tam netice istimal edilmiş; birçok parti, dernek, vakıf, okul, yurt kapatılmıştır; o halde bu darbeyi de ‘tamlar’ arasında zikredelim.’&lt;br /&gt;Hadi öyle yapalım...&lt;br /&gt;Bazıları ‘postmodern darbe’ (‘darbe ötesi’ yahut ‘darbemsi’) diyerek işi yumuşatmaya çalışıyor ama, 28 Şubat’ta gerçekleştirilen şey basbayağı darbeydi.&lt;br /&gt;Evet, parlamento iskat edilmedi, ‘beklendiği üzere’ geniş tutuklamalar olmadı, ama, bir darbede yapılması gerekli herşey başarıyla yerine getirildi: Andıç’lar hazırlandı, çürütme kampanyaları düzenlendi, insanların özel hayatlarına girildi, gizli sansür ve yaptırım mekanizmaları devreye sokuldu.&lt;br /&gt;Daha ne olacaktı?&lt;br /&gt;Huzur ve sükun ortamı sağlandıktan sonra da, bildiğiniz gibi, ‘soygunlar’ başladı. ‘Bin yıl’ sürmesi öngörülüyordu ama, darbeye çanak tutan bazı sivillerin banka boşaltırken iş üstünde yakalanması süreci inkıtaya uğrattı.&lt;br /&gt;Kongar ve İnce işte bu ‘vetire’ye iyi diyor.&lt;br /&gt;Demek ki, darbelerin iyiliği ya da kötülüğü nerden bakıldığına bağlı olarak değişebiliyormuş.&lt;br /&gt;Bir de, Ertuğrul Özkök gibi, nerden bakması gerektiğini bilmeyenler, daha doğrusu bulunduğu yeri şaşıranlar var.&lt;br /&gt;Başkaldırıya ‘elveda’ demeden önce kıymetli Özkök’ümüz, 27 Mayıs’ı muhtemelen ‘iyi’ sayıyordu.&lt;br /&gt;Kime, ne zaman, nerde, hangi enstümanlarla başkaldırdığını bilmiyorum ama, şimdilerde entelijansiyanın ‘iyi’ saydığı 27 Mayıs’a ‘kötü’, kötü olduğu neredeyse Allah’ın emri olan 12 Eylül’e ‘iyi darbe’ diyor.&lt;br /&gt;Hiç kimse de çıkıp, ‘Bu ne utanç verici bir tartışmadır yahu! Darbelerin bu şekilde tasnif edildiği nerde görülmüş?’ demiyor. Diyemiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-3672367338864565176?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/3672367338864565176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=3672367338864565176' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/3672367338864565176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/3672367338864565176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/darbenizi-nasl-istersiniz-ahmet-keke.html' title='Darbenizi nasıl istersiniz?/ Ahmet Kekeç'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-6116640114203223777</id><published>2007-02-08T23:45:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T23:45:17.110+02:00</updated><title type='text'>Darbe votaka erir mi?/Engin Ardıç</title><content type='html'>Darbe votkada erir mi? &lt;br /&gt; Engin Ardıç&lt;br /&gt;  Çok az satan ama burnundan da kıl aldırmayan bir gazetemizde 'darbe olur mu olmaz mı' konusu tartışılıyor...&lt;br /&gt;Türkiye uzmanı olduğu söylenen ama Türkiye'de hiç tanınmayan bir Türk hanımın Ankara'da bazı 'iyi sıhhatte olsunlarla' yaptığı görüşmeler sonucunda vardığı 'gayrı bilimsel' bir yargı üzerine kopan gürültüyü hatırlayacaksınız. Amerikan gazete ve dergilerinde de yankı bulan, bizim burada da birçok kişiyi güldüren, birçok kişiyi de telaşa kaptıran bu değerlendirmeye göre, darbe olasılığı 'fifty-fifty' çıkıyormuş, yüzde elli-yüzde elli...&lt;br /&gt;Türkiye'de darbelerin 'özgürce' oluştuğuna inanan ve bunları 'ilerici' bulan zavallılar da vardır. Bunlar bir darbe üzerine 'nihayet Atatürkçü reformlar yapılacak artık' diye sevinen gabilerdir. Genellikle ilk tutuklananlar listesine girip şaşırırlar ve küserler.&lt;br /&gt;Lafı hiç eveleyip gevelemeye gerek yok, 'Türkiye'de darbe olur mu olmaz mı?' sorusunun yanıtı çok kısa ve çok kesindir:&lt;br /&gt;Amerika isterse olur, Amerika istemezse olmaz.&lt;br /&gt;Elbette o günkü Amerikan yönetiminin o yönde tercihini bile 'geniş spektrumlu' ve 'nüanslı' düşünmek gerekir. Bu, 'göz yummaktan' tutun da (1960), 'sıcak bakmaya' (1971), 'ortam yaratmaya' (1980) kadar değişebilir.&lt;br /&gt;Amerikan yönetiminin kararını da Amerika'nın o günkü dış politika çıkarları belirler.&lt;br /&gt;Şu anda Washington'da darbeye yeşil ışık yanmış görünmüyor. Yarın yanmayacağı anlamına da gelmez.&lt;br /&gt;Eğer o günkü Amerikan çıkarları darbe gerektiriyorsa, Türkiye'de demokrasi memokrasi de Amerika'nın hiç mi hiç umurunda olmaz.&lt;br /&gt;Türkiye'de Amerika'ya 'karşı' ya da Amerika'ya 'rağmen' darbe yapılabilemez.&lt;br /&gt;Yapılmaya kalkılırsa, onay alınmazsa, en azından dirsek teması kurulmaz ve 'ilişmemesi' sağlanmazsa, o darbe, Talat Aydemir ile Fethi Gürcan'ın 1962 yılında sergiledikleri, İnönü'nün deyimiyle 'maskaralığa' döner ve sonu da çok acı gelir...&lt;br /&gt;'Yedi düvele kafa tutacak', Türk'ün gücünü dosta düşmana gösterecek, Avrupa Birliği'ne girmekten vazgeçtiğini açıkça bildirecek, dış borçları ödemeyeceğini söyleyecek, yabancı sermayeyi kovalayacak, Kıbrıs'ta ipleri koparacak, Kuzey Irak'a saldırıp Kürt devletini yerle bir edecek, yani Amerika'ya posta koyacak 'ulusalcı' bir darbe hayalini kuran varsa, eşektir. Limonlu votkayı çekip çekip saçmalayan ve kendini solcu sanan bazı arkadaşlarımızı da ciddiye almayınız.&lt;br /&gt;Öte yandan bir darbeden birkaç yıl sonra yeni kurulacak bir dinci parti de bu kez beş yüz milletvekiliyle iktidara 'sağlama' gelecektir, işin bu yönünü fena halde ciddiye alınız!&lt;br /&gt;Türkiye'de darbe ihtimalinin belirebilmesi ya da makul bir süreyle ortadan kalkması için önce Amerika'nın Irak ve İran konusunda ne halt edeceğine kesin bir karar verebilmesi gerekiyor... Üst tarafı, laiklik maiklik, işin folklor kısmıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir açıklama&lt;br /&gt;Geçen gün birçok rektör ve profesörümüzün uluslararası yayın endekslerine geçen bilimsel yayını olmamasından yakınmıştık ya, bazı sosyal bilimci dostlarımız bizi uyardılar...&lt;br /&gt;Dediler ki: 'Sosyal bilimler, hele hukuk, hele hele anayasa hukuku gibi özel ve yerel alanlar bu açıdan çok 'nankör' alanlardır... Bu alanlarda 'uluslararası' çalışma zor, hele yayınlamak daha da zordur... Adamları suçlama...'&lt;br /&gt;Öyle ya, İngilizce'yi bir Shakespeare ustalığıyla kullanıp örneğin 1876 anayasamızda padişaha tanınmış yetkilerin fazlalığını tartışsan keferenin çok umurunda sanki!... Robespierre'in 1793 Fransız Anayasası üzerine bir çalışma yapsan ilgi uyandırma şansın daha yüksek... Herifçioğlu anayasa yapmaya taa 1215 yılında başlamış, sen 661 yıl geriden geliyorsun, (Sened-i İttifak'ı 'Türk Magna Cartası'sı' sayarsan 592 yıl), hangi 'doktrini' geliştireceksin de hangi katkıyı sağlayacaksın? Amerikalılar'a 'kuvvetler ayrılığı' ilkesini mi öğreteceksin, yoksa İsveç'e sosyal devlet anlayışını mı?&lt;br /&gt;Öte yandan bir kimya profesörü bir tüpten ötekine asit döktüğü zaman yazacağı 'paper' çok daha çabuk kabul görmeye hazır... Tarihin bile bilim sayılıp sayılmayacağı tartışma konusu olunca, matematiğe dayalı, yani 'exact' olmayan alanlarda bilime dişe dokunur bir katkı çok güç...&lt;br /&gt;Madalyonun bu yüzünü de size aktarmak boynumun borcudur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-6116640114203223777?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/6116640114203223777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=6116640114203223777' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6116640114203223777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6116640114203223777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/darbe-votaka-erir-miengin-ard.html' title='Darbe votaka erir mi?/Engin Ardıç'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-7077617206191251427</id><published>2007-02-08T23:41:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T00:43:25.269+02:00</updated><title type='text'>Ne yapılabilirdi?/Engin Ardıç</title><content type='html'>Ne yapılabilirdi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Eskiler şöyle rivayet ve bugüne hikayet ederler ki, Atatürk, Fethi Bey'i 'Şeyh Sait ayaklanmasını bildiren şifreli telgraflar gelince poker masasından kalkmadığı için' başbakanlık görevinden almış. Yıl 1925.&lt;br /&gt;Ve de yerine İsmet Paşa'yı atamış, o da diktaya yönelmiş.&lt;br /&gt;Atatürk yaptığı hatayı beş yıl sonra anlayacak, halkın tepkisini ve hoşnutsuzluğunu görünce Fethi Bey'e bir muhalefet partisi kurduracak, fakat bu partinin ömrü birkaç ay olacaktır. İş işten geçmiş, bürokrasi demirden kasnaklarını bütün ülkeye geçirmiştir. Bürokrasi Atatürk'e bile kafa tutmaktadır!&lt;br /&gt;Kapatılması, daha doğrusu kendi kendini kapatmaya zorlanması için Menemen ayaklanması ileri sürülmüştür. Oysa Serbest Fırka'nın bu çok yerel ve çok küçük ayaklanma girişimiyle, üç beş hayvan yobazın işlediği cinayetle ilgisini gösteren kanıt yoktur. Halk 'kitle halinde' yeni liberal partinin peşine düşüyordu, bundan korktular, tırpanladılar.&lt;br /&gt;Atatürk yanlış yapmıştır. Kurduğu devleti bürokrasiye teslim etmeyecekti! Kendini bürokrasiden sıyıracak, bir zümreden yana görünmeyecekti!&lt;br /&gt;Aynı zamanda en yakın arkadaşı da olan Fethi Bey başbakanlıkta kalacak, ekonomiden hiç mi hiç anlamayan İsmet Paşa da dilerse asıl kendisi bir muhalefet partisi oluşturacak, oy alarak iktidara gelebiliyorsa gelecekti (bilindiği gibi CHP tek başına hiçbir serbest seçimi kazanamamıştır, 2007 seçimini de kazanamayacaktır)...&lt;br /&gt;Hükümete 'diktatoryal yetkiler' sağlayan Takrir-i Sükun Kanunu hiç mi hiç çıkarılmayacaktı. Şeyh Sait ayaklanmasını bastırmak için diktaya gerek yoktu, 'yerel sıkıyönetim' yeterliydi; nitekim ordu gücüyle bastırıldı, Komünist Partisi'ni falan kapatarak, basını susturarak, toplumu 'ülke çapında muma çevirerek' değil...&lt;br /&gt;Yani 'şablon' tersine çevirilecek, liberal işadamları iktidarda, bürokratlar ve solcular muhalefette olacaklardı. Çok partili sistem 'laik cumhuriyet ilkeleri çerçevesinde kalmak şartıyla' korunacak, terkedilmeyecekti.&lt;br /&gt;'Kültür değişimi devrimleri' gene yapılacak, Atatürk, devrimlerin 'partilerüstü denetçisi' olacaktı! Tek partinin, CHP'nin aynı zamanda genel başkanlığını üstlenmek gibi bir hataya düşmeyecek, tarafsız olacak, Fethi'ye de İsmet'e de aynı ölçülü uzaklıkta kalacaktı!&lt;br /&gt;Devrimler on yıla yayılmayacak, parça parça, taksit taksit değil bir çırpıda yapılacaktı.&lt;br /&gt;1923 yılında İzmir İktisat Kongresi'nde alınmış olan 'serbest piyasa ekonomisi' kararından 1931 yılında dönülmeyecek, kapitalist yetiştirilecek ama devlet kapitalizmi yapılmayacaktı. Kapitalizm, kapitalistlere bırakılacaktı.&lt;br /&gt;(Krize girmiş Amerikalı işadamları makine parklarını ölü eşek fiyatına satıyorlardı... Şevket Süreyya Aydemir, anılarında, 'paşam gelin şunları ucuz ucuz kapatalım, sanayileşmeye hız verelim' diye nasıl dil döktüğünü ve fakat 'İsmet Paşa'ya nasıl laf dinletemediğini' acı acı anlatır...)&lt;br /&gt;Azınlıklar ezilmeyecek, sermayesi yokedilmeyecekti. Yabancı sermayeden korkulmayacak, 'kapitülasyonlardan' kaynaklanan tepki yüzünden yabancı sermaye kaçırılmayacak, defedilmeyecek, fakat denetim altına alınacaktı.&lt;br /&gt;Ekonomik kalkınma ve sanayileşme ertelenmeyecek, bir işçi sınıfının doğmasından ve gelişmesinden de korkulmayacak, 'kültür devrimi' yapmakla yetinilip köylülüğün tasfiyesi gelecek kuşaklara bırakılmayacaktı (hala edebilmiş değiliz)...&lt;br /&gt;Halk 'otarşi politikası' sonucu yıllarca ve yıllarca kötü Tekel malı kullanmak zorunda bırakılmayacak, böylece ülke çapında büyük bir hoşnutsuzluk yaratılmayacaktı.&lt;br /&gt;Madem Stalin Rusyası'ndan da, Hitler Almanyası'ndan da farklıydık, niçin onların etkisi altında kaldık, niçin onların birtakım tasarruflarına özendik?&lt;br /&gt;Gördüğünüz gibi Atatürk'ü eleştirdim, hadi beni de kürsüden uzaklaştırın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-7077617206191251427?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/7077617206191251427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=7077617206191251427' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7077617206191251427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7077617206191251427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/ne-yaplabilirdiengin-ard.html' title='Ne yapılabilirdi?/Engin Ardıç'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-7535432070357827296</id><published>2007-02-08T00:41:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T00:43:25.330+02:00</updated><title type='text'>Çoğunluğa uyma/ Ümit Şimşek</title><content type='html'>Çoğunluğa uyma!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit Şimşek&lt;br /&gt;Yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyacak olursan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zan peşinden gider ve uydurup dururlar.&lt;br /&gt;En’âm Sûresi, 6:116&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BÜTÜN ÇAĞLARA ışık tutacak bir ilkeyi mü’minlere ders veren bu âyet, insan toplumlarının önemli bir problemine dair bir tespit de yapıyor ve bu konuda bize son derece değerli ölçüler veriyor.&lt;br /&gt;Âyet, herşeyden önce, bize şu gerçeği gösteriyor:&lt;br /&gt;Hakikat ile kalabalık arasında bir ilişki yoktur.&lt;br /&gt;Bu yüzdendir ki, hakikati araştıranlar ve doğru yolu bulmak isteyenler, kalabalıkların peşine takılarak amaçlarına ulaşamazlar. Hattâ, tam tersine, kalabalıkların bu konuda yanlış yönlendirme yapması daha fazla muhtemeldir. Çünkü çoğunluğun âdeti, hakikati araştırmak ve kesin bilgiyle bir sonuca varmak değil, zannın peşine düşmek ve uydurulmuş şeyleri izlemektir.&lt;br /&gt;Âyetteki “yeryüzü” ifadesi, aynı zamanda, ülke, belde, kent anlamına da gelmektedir ki, bu noktayı da dikkate aldığımızda, bu tespitin geniş ölçeklerdeki bütün insan toplulukları için, hattâ toplumun çeşitli katmanları için geçerli olduğu sonucuna varabiliriz.&lt;br /&gt;Bu âyet, bir önceki yazının konusunu teşkil eden “Bilmediğin şeyin peşine takılma” buyruğu ile de bütünlük arz ediyor. Hakikat olduğu bilinmeyen birşeyi, halkın çoğunluğu tarafından benimsendiği için kabullenmek, her iki âyete birden muhalefet anlamına gelir ki, bu durumda, isabetsizlik garantilenmiş demektir. Özellikle zamanımızda kitlelerin peşine düşürüldüğü şeyler meydanda iken, bu âyetin uyarısı daha da hayatî bir önem kazanıyor.&lt;br /&gt;Bugün ister bir şehir, ister bir ülke, isterse dünya ölçeğinde olsun, insanlığın durumuna baktığımızda, âyetin hükmünü fasih bir şekilde doğrulayan manzaralarla karşılaşıyoruz.&lt;br /&gt;Kitleler, adeta uyuşturulmuş bir şekilde, sürü halinde belirli şeyleri yapmak, belirli modaları izlemek, belirli markaları kullanmak, belirli programları seyretmek, belirli müzikleri dinlemek, belirli konuları konuşmak zorundadır. Fakat bu “belirli” şeyler de sabit kalmaz, değişir. Sürekli olarak yeni şeyler uydurulur ve kitleler bu yeni şeylerin peşine düşürülür.&lt;br /&gt;Taklitten en uzakta durması gereken bilim çevreleri bile bu kanunun dışında değildir. Onların arasında da her zamanın bir moda anlayışı hükmeder ve pek çoğunu peşine takar. Daha önce “dünya merkezli kâinat” moda ise, bugün onun yerinde evrim teorileri vardır; herhalde yarın veya öbür gün o da ömrünü dolduracak ve yerini o zamanın modası olan yeni anlayışlara terk edecektir.&lt;br /&gt;Kabul etmek zor da gelse, kolay da gelse, bu durum, içinde yaşadığımız dünyanın bir özelliğidir. Bu dünyadaki insan çoğunluğu zan peşinde gider. Zan peşinden gidenlerin peşine takılmakla da hiçbir zaman doğru yol bulunmaz. Zaten, iman ile Âlemlerin Rabbine bağlanmış olan kimsenin doğruluk ölçüsünü nereden alacağı bellidir. O, dünyada tek başına da kalsa, egemenliği bütün dünyaları kuşatan Âlemlerin Rabbine mensubiyetinden gelen bir manevî güce sahiptir ki, âyet de dikkatleri imanın bu potansiyeline çeviriyor.&lt;br /&gt;Bu âyetin Hüzün Yılında, Peygamber Efendimiz bir avuç Müslümanla, her türlü destekten yoksun bir şekilde, en yaman düşmanlıklarla kuşatılmış halde iken indiğini de unutmamak gerekir. Düşünülebilecek en olumsuz şartlar altında kuluna “Sen yeryüzü halkına uyma” buyruğunu veren Âlemlerin Rabbi, ona, tüm yeryüzünden çok daha büyük bir kuvvetin kaynağı olarak imanını gösteriyor.&lt;br /&gt;Bunda da hem bir imtihan, hem de bir özgüven aşısı vardır. Tahkik ile, bilgi ile imanını elde eden ve güçlendiren insanlar, böyle imtihanlardan yüz akı ile çıkarlar ve bütün dünyanın hücumları karşısında sarsılmayacak bir özgüvenle imanlarına sarılırlar. Âl-i İmrân Sûresinin 173’üncü âyeti, Kur’ân’ın terbiyesi altında öyle bir özgüvene erişmiş insanların halini tasvir ediyor:&lt;br /&gt;Onlar öyle kimselerdir ki, halk onlara ‘İnsanlar size karşı toplandı; onlardan korkun’ dediği zaman, bu onların imanını arttırdı ve dediler ki: “Bize Allah yeter; ne güzel vekildir O.”&lt;br /&gt;Çoğunluğun yoluna bakarak yön ayarlaması yapanların her zaman ardına sığınacakları bahaneler olmuştur. Ancak bu bahaneler, hakikatleri hiçbir zaman değiştirmiyor. Pek çabuk gelip geçen modalar, birinin çağdaşlık dediği şeyi ertesi gün çağdışı bırakabiliyor. Kalabalıklar geliyor ve geçiyor. Birgün el üstünde tutulan şey, başka bir gün alay konusu oluyor. Yer ve Gökler Rabbinin kitabı ise, hiç değişmeyen hakikatlerin adresini bize tarif ederken, bir taraftan da, kalabalıkların hiç fayda vermeyeceği ve bir mazeret de teşkil etmeyeceği bir günden haber veriyor ve diyor ki:&lt;br /&gt;Kıyamet gününde onlar Rahmân’ın huzuruna birer birer gelirler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-7535432070357827296?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/7535432070357827296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=7535432070357827296' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7535432070357827296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/7535432070357827296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/ounlua-uyma-mit-imek.html' title='Çoğunluğa uyma/ Ümit Şimşek'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-3364098657351840207</id><published>2007-02-08T00:38:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T00:39:32.699+02:00</updated><title type='text'>Heykel ve Kral/ Ahmet Altan</title><content type='html'>Ahmet Altan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heykel ve kral....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıldı o efsane?&lt;br /&gt;Giyom Tell, oğluyla pazara giderken, kralın köy meydanına konmuş heykeline selam vermeden geçtiği için yakalanır ve oğlunun başına konan elmayı okla vurması söylenir, bunu reddederse ikisi de öldürülecektir.&lt;br /&gt;Heykele selam vermemenin cezası ölümdür çünkü...&lt;br /&gt;Böyle miydi?&lt;br /&gt;Yok, böyle değildi galiba.&lt;br /&gt;Heykele selam vermek biraz anlamsız.&lt;br /&gt;Hayır, şöyleydi sanırım.&lt;br /&gt;Giyom Tell, oğluyla pazara giderken köy meydanındaki direğe asılmış olan kralın şapkasına selam vermediği için yakalanır.&lt;br /&gt;Evet, heykel değil şapka...&lt;br /&gt;Şapkaya karşı saygısızlıktan cezalandırılmıştı.&lt;br /&gt;Çünkü şapka kralı temsil ediyordu.&lt;br /&gt;Çocukken bize bu efsaneyi okuttuklarında “baskının” kötülüğünü ve ne kadar saçmalaşabileceğini anlatmışlardı.&lt;br /&gt;Bir şapkaya selam vermek.&lt;br /&gt;Eğer, Giyom Tell bir heykele selam vermek zorunda bırakılmış olsaydı herhalde bunu saçma ve baskıcı bulmazdık.&lt;br /&gt;Neden?&lt;br /&gt;Çünkü heykel bir şapka değildir.&lt;br /&gt;Heykele saygı göstermek gerekir ama şapkaya saygı göstermek gerekmez.&lt;br /&gt;Şapkaya selam vermek, heykele selam vermek gibi değildir, öyle değil mi?&lt;br /&gt;Şapkaya saygı göstermek bir “baskının ve terörün” işaretidir ama heykele saygı göstermek öyle değildir.&lt;br /&gt;Yoksa yanılıyor muyum?&lt;br /&gt;Giyom Tell, heykele selam vermediği için cezalandırılsa bunu saçma bulur muyduk? Ama bunu “anlamsız” bulsak, heykelin karşısında çiklet çiğnediği için tutuklanan adamın hikayesini de anlamsız bulurduk.&lt;br /&gt;Ama bulmadık.&lt;br /&gt;Adam, heykele saygısızlıktan tutuklandı.&lt;br /&gt;Üstelik Giyom Tell gibi 13. Yüzyılda değil, daha geçen hafta.&lt;br /&gt;Kralın şapkası, İsviçre halkını baskı altında tutarak yönetmek isteyen kralı temsil ediyordu.&lt;br /&gt;Peki, Atatürk’ün heykeli kimi temsil ediyordu?&lt;br /&gt;Kralın şapkası, yaşayan ve baskıyla yönetmek isteyen birinin simgesi.&lt;br /&gt;Atatürk’ün heykeli artık yaşamayan birine ait.&lt;br /&gt;Baskıyla yönetmek isteyen artık yaşamayan biri olamaz.&lt;br /&gt;Kim öyleyse? Atatürk’ün heykelini kullanarak baskı kurmak ve ülkeyi yönetmek isteyen kim?&lt;br /&gt;Bunlar hep bir yönetimin simgesidir, değil mi?&lt;br /&gt;Şapka, kralın simgesi...&lt;br /&gt;Atatürk’ün heykeli kimin simgesi...&lt;br /&gt;Heykelin karşısında sakız çiğnediği için bir adamı cezalandıran kim?&lt;br /&gt;Neden böyle bir baskı kurmak istiyor?&lt;br /&gt;Şapkaya selam verin...&lt;br /&gt;Heykelin karşısında sakız çiğnemeyin...&lt;br /&gt;Bu emirler birbirine benziyor mu?&lt;br /&gt;Yoksa bu benim yanılgım mı?&lt;br /&gt;Heykel ve şapka farklı mı?&lt;br /&gt;Giyom Tell oğluyla pazara giderken kralın heykelinin karşısında sakız çiğneseydi ona ne ceza verirlerdi?&lt;br /&gt;Ama, o bir heykel değildi...&lt;br /&gt;Bir şapkaydı.&lt;br /&gt;Bu heykel, o şapka...&lt;br /&gt;Arada çok fark var.&lt;br /&gt;Üstelik o hikaye 13.Yüzyılda, bu olay 21. Yüzyılda.&lt;br /&gt;Şapkanın karşısında sakız çiğnemeyin...&lt;br /&gt;Heykele selam verin.&lt;br /&gt;Yok, karıştırdım.&lt;br /&gt;Şapkaya selam verin, heykelin karşısında sakız çiğnemeyin.&lt;br /&gt;Ben karıştırıyorum.&lt;br /&gt;Bu iki olayın birbiriyle benzerliği yok.&lt;br /&gt;Ne benzerliği olacak.&lt;br /&gt;Biri heykel, biri şapka....&lt;br /&gt;Öyle değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-3364098657351840207?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/3364098657351840207/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=3364098657351840207' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/3364098657351840207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/3364098657351840207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/heykel-ve-kral-ahmet-altan.html' title='Heykel ve Kral/ Ahmet Altan'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-8149657214450732670</id><published>2007-02-08T00:34:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T00:38:30.046+02:00</updated><title type='text'>Kitabın orta yerinden/Taha Kıvanç</title><content type='html'>Kitabın orta yerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyonum açık, dehşetten açılmış gözlerle spikerin Danıştay'a saldırı düzenleyen kişinin babasıyla konuşmasını izliyorum. "Türban dâvâlarına girer miydi?" diye soruyor... O kişi avukat ve saldırdığı Danıştay 2. Dairesi de geçen yıl okul dışında başını bağlayan bir öğretmenin müdür yapılması aleyhine karar almıştı ya, sorusu bu bağlamda önem taşıyor... Ancak, hemen ardından, "Hangi liseyi bitirmişti?" sorusu gelince... Artık dayanamıyorum...&lt;br /&gt;Başkalarını bilmem de, -bu son olay dâhil- olup bitenlerden benim şaşırmam söz konusu değil. Kulis okurları da böyle bir gelişmeye hazırlıklılar. Aylardan beri mart ayında başlayacak bir sürece dikkat çekip duruyorum çünkü. Sürecin amacını ilk günden yazdım: Cumhurbaşkanını bu Meclis'e seçtirmemek... Bunun en kestirme yöntemi de ülkeyi erken seçime sürüklemek olarak görülüyor... Meclis'te 360'ın üzerinde milletvekili bulunan bir iktidarı seçim tarihini erkene almaya zorlamak kolay değil; bu sebeple de "En kötüye hazırlanın" deyip duruyorum...&lt;br /&gt;Konuyla ilgili son yzaımı ve 'Doludizgin' başlığını unutmuş olamazsınız; üzerinden sadece üç gün geçti çünkü (15 Mayıs 2006). Bakın nasıl bitirmişim yazıyı: "Geçmişte eylemleri hepimizin midesini bulandırmış kanlı örgütlerin hortlatılması bile söz konusu olacaktır. 'Domuz ipiyle infaz' türü görüntülere bile hazırlayın kendinizi... / İcadım olan 'mart sendromu' deyimini yılın ilk ayından itibaren gündeme taşımamın amacını 'korkutma' değil de 'uyarı' olarak belirttim, değil mi? Ancak, 'uyarı' bir süre sonra öyle bir hal alır ki, 'korkutma' amacına hizmet etmeye başlar. O yolda doludizgin seyrediyoruz şu sıralarda. / Bindik bir alâmete... Hakkımızda hayırlı neyse o olsun... "&lt;br /&gt;Müneccim miyim ben? Hayır, yalnızca 'Ülke istikrarlaştırma el kitabı' adlı bir kitabı kimbilir kaç kez okudum. Mart ayından başlayarak tanık olunan gelişmeler hep o kitaba uygun cereyan ediyor. Kitabın ilgili bölümünde, "İktidarı yalnızlaştırın" yazıyor, hemen Ak Parti'yi geçmişin kapatılmış partileriyle eşdeğer gösterecek gelişmeler karşımıza çıkıyor... Bir bölüm "Ekonominin kırılganlığını gösterin" konusuna ayrılmış; sıra oraya geldiğinde, döviz, borsa ve faiz üçgeninde sarsıntılar yaşanıyor... "Bundan sonra sıra siyasî cinayetlerde" demek için 'müneccim' olmak gerekmiyor...&lt;br /&gt;Sonra, o kitabı okuyan tek kişi ben değilim... Herhalde dikkat etmişsinizdir: Henüz saldırganın motifiyle ilgili ayrıntılı bilgilerden mahrum iken, bazı muhalif politikacılar kameralar karşısına geçip açıklamalar yaptılar. Onları dinlediğim için iddia edebilecek durumdayım: Muhalefet de o kitabı okumuş...&lt;br /&gt;Muhalefetin 'sine-i millet' senaryosunu geçen hafta yazmıştım, biliyorsunuz. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in anayasadaki görev tanımını biraz esnetmeyi amaçlayan alternatif 'erken seçim' senaryosunun en önemli unsuru CHP'nin milletvekillerini istifaya zorlaması demek olan 'sine-i millet'tir. Bu deyimi yıllar sonra ilk burada 'Şifreyi çözüyorum' başlıklı Kulis'te (11 Mayıs 2006) okudunuz.&lt;br /&gt;Bir gazetenin yöneticisi konuyu Deniz Baykal'a sorduğunda, CHP lideri, önce "Sine-i millete dönmemiz söz konusu değil" demiş; ısrar üzerine, "Dönmeyi düşünmüyoruz, ama açıkçası kendimi bugünden bağlayan bir cümle de sarf etmek istemem" demiş... 16 Mayıs günü bir gazetenin manşeti şuydu: "Gerekirse sine-i millete döneriz..."&lt;br /&gt;Görüyorsunuz, şifreyi çözünce her şey kitabına uygun gelişiyor...&lt;br /&gt;Şifre çözüyoruz da ne oluyor? Çözdüğüm her şifre yalnızca beni ve bir de muhtemelen bu sütunun okurlarını dehşete düşürüyor. Yazdıklarımı esas okumasını ve duyurduğum olumsuz gelişmeleri önleme yolunda tedbirler almasını beklediğim kişi ve kesimler ise... Hadi lâfımı yutayım...&lt;br /&gt;Gelişmeler nereye varabilir? Bu sorunun cevabı için de kitaba bakmak gerekiyor. Bir ülkeyi istikrarsızlığa iterek siyasî sonuç almanın 1001 yolu var. Hele iktidarda 'özelliği olan' bir parti bulunuyorsa... O partinin içini karıştırıp birbirine düşürmek başvurulabilecek yöntemlerden biri... Seçilmiş hedeflere dönük nokta eylemler başlatmak bir diğeri... (Deniz Baykal'ın dün yaptığı "Siyasî cinayetler süreci başlamış bulunuyor" açıklaması bu anlamda olağanüstü önem taşıyor).&lt;br /&gt;Süleyman Demirel'in dün ajanslara düşen şu cümlelerini de hiçbir sonuç çıkartmaya çalışmadan okuyun: "Ben hükümet olsam bu sonbaharda ülkeyi seçime götürürdüm. Mart 1960, Temmuz 1980 tarihlerinde erken seçim yapılsaydı, Türkiye'de ihtilal olmazdı." O sözcüğün günlük kullanıma girmesi de kitapta yeri olan bir gelişme işte...&lt;br /&gt;Bu kitap bir tek bende mi var Allah aşkına? Eskiler, boşuna "Varak-ı mihr-i vefayı kim okur, kim dinler?" dememişler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-8149657214450732670?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/8149657214450732670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=8149657214450732670' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/8149657214450732670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/8149657214450732670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/kitabn-orta-yerindentaha-kvan.html' title='Kitabın orta yerinden/Taha Kıvanç'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-5203234044168211532</id><published>2007-02-08T00:31:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T00:33:28.406+02:00</updated><title type='text'>Dön baba dönelim hacılara gidelim/Mehmet Barlas</title><content type='html'>Dön baba dönelim, hacılara gidelim...&lt;br /&gt;Güftesi Şahin Çandır'a ait olan Kürdilihicazkâr şarkıda, "Unutmamak"ın sorumluluğu şarkılara yüklenir:"Öyle dudak büküp hor gözle bakma Bırak küçük dağlar yerinde dursun Çoktan unuturdum ben seni, çoktan Ah bu şarkıların gözü kör olsun" Buna benzer bir şarkı "Bilgi ve iletişim çağı" için yeniden yapılsaydı, herhalde sözleri şöyle olurdu: "Çoktan unuturduk yaşananları Ah bu Google'ın gözü kör olsun" Benim gazeteciliğimin gençlik yılları, arşivlerde ve kitaplıklarda geçti. "Dün"ü ancak oralarda bulabiliyordum. Bugün ise "Google"a, araştırmak istediğim konuyu yazıyorum ve sayfalarca bilgi birkaç saniyede ekrana dökülüyor. Önce buhar makinesi, sonra içten patlamalı motor, nasıl beden gücünü neredeyse sonsuza kadar büyüten kaldıraçlar olduysa, bilgisayar, internet ve arama motorları da beyin gücünün ve belleğin kaldıraçları şimdi. 1967-69 YILLARI Hukuk ve Adalet Şehidi Danıştay Yargıcı Mustafa Yücel Özbilgin'in cenaze töreninde tanık olunan sahnelere ve bazılarının bu trajik olayı siyasi kamplaşmaya dönüştürme çabalarına bakınca, 1967-69 yıllarına geri dönmeyi denedim. O dönemin iktidarı Adalet Partisi, Başbakanı Süleyman Demirel, Yargıtay Başkanı da İmran Öktem'di.Muhalefet Partisi CHP, Ankara bürokrasisi ve "Aydınlar", Başbakan Demirel'i ülkedeki şeriat heveslilerini teşvik etmekle suçlarlardı. Bu arada MİT ve Siyasi Polis, Türkiye'de bir İslami rejim kurmayı amaçlayan ve "Kurtuluş Partisi" adıyla faaliyete geçen Hizb-üt Tahrir diye bir yeraltı örgütünün üyelerini yakalamıştı.Buna ilişkin haberi, o dönemin ünlü sol kanat dergisi Ant şöyle vermişti: - Turizm Tanıtma Bakanı Nihat Kürşat'ın turizmi geliştirmek amacıyla, tekke ve mescitlerin açılacağını müjdelediği (!) günlerden birkaç gün sonra harekete geçen Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet gazetelerin manşetlerde verdiği "İslam Devleti Kurmak için teşkilatlananların hazırladığı anayasa posta ile dağıtılıyor" haberinin ışığı altında bir operasyon hazırlanmıştı. (6 Haziran 1967) Cumhuriyet gazetesinde ise, Hizbüt Tahrir'cilerin Başbakan Demirel'e yazdıkları "Açık Mektup"un haberi vardı: - Muayyen emellerinizi gerçekleştirmek için İslam kisvesine bürünüyorsunuz. Biz biliyoruz ki, siz hiçbir kuvvet sahibi değilsiniz; sadece bir memursunuz, asıl iktidar ordunun elinde olduğu halde, siz halihazırdaki rejimin hizmetinde Müslüman kitleleri aldatmakta büyük rol oynuyorsunuz... Başarınızı türlü vesilelerle İslam kisvesine bürünmenize borçlusunuz. Mesela bazı camilerde sabah namazı kıldınız. Aldatma siyasetine devam ederek İslama bağlı bilinen bazı kişilere devlet dairelerinde vazife verdiniz. Sizin İslamiyete karşı sinsi rolünüzü açıklamayı vazife sayıyoruz ve size oy veren Müslüman kitleler önünde sizin hakiki hüviyetinizi ortaya koymak istiyoruz. (2 Eylül 1967) ÖKTEM VE KONUŞMALARI Yargıtay Başkanı İmran Öktem'in yeni Adli Yıl'ın açılışı töreninde bir yıl önce laikliği yorumlarken Voltaire'in bir sözünü tekrarlayarak "Tanrı'yı da insan yaratmıştır" demesi belirli çevrelerin tepkisine ve diğerlerinin de desteğine konu olmuştu. Öktem 1967'deki konuşmasında da şöyle konuşmuştu: - Türkiye'de İslam Devleti ve hilafet rejimi kurmak, Türk milletini dini esaslara dayanan bir hukuk düzenine sokmak isteyen ve bunun için gizli ve açık çalışan mistik bir avuç meczub, ruh hastası veya dini kazanç metaı haline getirmiş kimseler, saf ve cahil yurttaşın varlığını, imanını geçim vasıtası yapmış olan bezirgânlar daima hüsrana uğrayacaklardır. (7 Eylül 1967) Bütün bu gelişmelerde Başbakan Demirel'in konumu ise Forum dergisinde şöyle yorumlanmıştı: - AP iktidarının ilk ayları, Sayın Başbakan'ın Hacıbayram Camisi'nde Cuma namazları kıldığı, evine din adamlarını davet ettiği haberleriyle geçmiştir. Bir dini bayram vesilesiyle, yine Başbakan'ın Bayram Gazetesi'nde yazmış olduğu başyazı henüz hatırlardadır. Bu ve buna benzer açılış törenlerindeki beyanları, din sömürücülüğü yapmayı bir hayat tarzı edinmiş olanlara sadece cesaret ve kuvvet kazandırmıştır. (15 Eylül 1967) ÖKTEM'İN CENAZESİ İmran Öktem 1 Mayıs 1969'da Ankara'da vefat etti... 3 Mayıs'ta Ankara Maltepe Camisi'nde yapılan cenaze töreninde, çoğunluğunu çember sakallı kişilerin oluşturduğu bir kalabalık cenaze namazının kılınmasını engellemeye çalıştı ve cami görevlileri görevlerini yerine getirmekten kaçındı. Olaylar sırasında camide bulunan ve saldırganlar arasında kalan İsmet İnönü'yü korumak amacıyla Nabi Alpartun adlı bir tuğgeneral tabancasını çekti. İnönü olaylar hakkında, "Her manasıyla kesin ölçüde bir 31 Mart Vakası'dır" derken, Başbakan Süleyman Demirel de "Hadise gayet üzücüdür" biçiminde konuştu. 7 Mayıs'ta, töreni engellemek isteyen kişileri ve onların koruyucularını potesto etmek için Ankara'da, geniş aydın çevrelerinin katıldığı ve Anıtkabir'de sona eren bir yürüyüş yapıldı.Evet... Ah bu Google'ın gözü kör olsun. Aynı filmi farklı aktörlerle tekrar tekrar seyrettiğimizi hatırlattı bize yine. O zaman Adalet Partisi ve Demirel şeriat teşvikçisi diye suçlanıyordu, şimdi de AK Parti ve Erdoğan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-5203234044168211532?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/5203234044168211532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=5203234044168211532' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5203234044168211532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5203234044168211532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/dn-baba-dnelim-haclara-gidelimmehmet.html' title='Dön baba dönelim hacılara gidelim/Mehmet Barlas'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-5128849469177965586</id><published>2007-02-08T00:29:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T00:31:00.625+02:00</updated><title type='text'>Burası bir ülke mi?/Ahmet Altan</title><content type='html'>Burası bir ülke mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulunduğumuz durumu sonsuza kadar sürecek sanmak yanılgısına hepimiz sahibiz.&lt;br /&gt;O anda durum neyse onun ilanihaye süreceğini sanıyoruz.&lt;br /&gt;Bütün düşünce sistemimizi, hayattaki duruşumuzu, bu “sonsuzluk” anlayışı üzerine bina ediyoruz.&lt;br /&gt;Yüz yıl önce, dünya haritasını basan matbaaların kullandıkları klişelerin arasında “Türkiye Cumhuriyeti” kalıbı bulunmuyordu.&lt;br /&gt;Öyle bir ülke yoktu.&lt;br /&gt;Yüz yıl sonra olacak mı peki?&lt;br /&gt;Doğrusu bundan çok emin değilim.&lt;br /&gt;Biz Türkiye Cumhuriyetini “dünya durdukça duracak” bir gerçeklik gibi algılıyoruz ama doğru mu algılıyoruz?&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti varlığını sürdürebilecek mi?&lt;br /&gt;Yoksa “cumhuriyet, Osmanlı’nın yıkılışının son bölümüdür” diyen tez doğru mu?&lt;br /&gt;2006 yılında ülkemize baktığımızda “yanlış giden” bir şeyler olduğunu görüyoruz.&lt;br /&gt;Bir “ülke” görüntüsünden gittikçe uzaklaşıyoruz.&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı felaketini yaşamış, yakılıp yıkılmış, tarumar olmuş Avrupa ülkeleri çoktan başlarını alıp gittiler.&lt;br /&gt;Aramızdaki fark gittikçe açılıyor.&lt;br /&gt;Daha on yıl önce, bizim en çok korktuğumuz “faciayı” yaşayıp parçalanmış olan Rusya kısa zamanda toparlanıp yeniden dünyanın en önemli ülkelerinden biri oldu.&lt;br /&gt;Rejimleri yıkılan Doğu Bloku ülkeleri yeni rejimlerini oturtup birer birer AB’ye giriyorlar.&lt;br /&gt;Biz ise dengemizi bir türlü bulamıyoruz.&lt;br /&gt;Yeni bir çağın başında hala en büyük sorunumuz, “üniversiteye giden kızlar başını örtsün mü örtmesin mi” tartışması.&lt;br /&gt;Bu, bize doğal gözükebilir.&lt;br /&gt;Ama bir adım geri çekilip tabloya öyle bakın.&lt;br /&gt;Genç kızların “saçlarını” rejim meselesi yapmanın bir ülkenin yapısı hakkında pek iyimser ipuçları vermediğini göreceksiniz.&lt;br /&gt;Ülkenin her yanından “çeteler” çıkıyor.&lt;br /&gt;Bu kadar çok “çetesi” olan herhangi bir ülke biliyor musunuz?&lt;br /&gt;Bu çeteleri hangi yapı doğuruyor?&lt;br /&gt;Ve, bence en korkuncu, liselerimizin birer cinayet mahalline dönmesi, “liseli katil” sayısının patlaması.&lt;br /&gt;Böylesine korkunç bir gelişmeyi gerçekten sadece “Kurtlar Vadisi” dizisiyle açıklayabileceğinize inanıyor musunuz?&lt;br /&gt;Hiç aklınıza “eğitim sisteminde bir hata mı var” sorusu gelmiyor mu?&lt;br /&gt;“Din” ve “ırk” üzerinden hastalıklı bir böbürlenmeyle doldurulan çocukların, o eğitimle sahte biçimde şişirilmiş egolarının hayatın gerçekleriyle karşılaştıklarında delik deşik olmasının nasıl sonuçlar vermesini bekliyorsunuz?&lt;br /&gt;Amerika’daki, İngiltere’deki, Almanya’daki yaşıtlarıyla rekabet edecek olan çocukları, bu rekabete hazırlayabiliyor muyuz?&lt;br /&gt;Yoksa o ülkelerin gençlerinin bizim gençlerimizden daha iyi yetişmesini bir “doğa yasası” gibi kabul etmekten yana mıyız?&lt;br /&gt;Toplumun, belki de en önemli sorunu karşısındaki sessizliği sizi bu ülkenin geleceği için ümitlendiriyor mu?&lt;br /&gt;Cumhuriyeti kurarken “devleti” gerektiği biçimde oluşturamadık.&lt;br /&gt;Atatürk’ü, bir devleti kuran bir lider konumunda tutmayı beceremeyip onu “kutsal bir tabu” haline getirmemiz elbette ülkemizin entelektüel derinliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.&lt;br /&gt;Ama daha önemlisi, kurduğu devletin mayasına “demokrasiyi” katmayı başaramayan bir lideri kutsallaştırdığınızda “demokrasi dışı” bir yapıyı da kutsallaştırmış oluyorsunuz.&lt;br /&gt;Ardarda kuşakları “demokrasi” bilincinden yoksun yetiştiriyorsunuz.&lt;br /&gt;Demokrasiyi kendi “kutsalları” arasında görmeyen insanlar yetiştiren bir ülke demokrasiyi özümseyebilir mi?&lt;br /&gt;Peki, siz hiç geleceği parlak “demokrasisiz” bir ülke gördünüz mü?&lt;br /&gt;Gelişmiş bütün ülkelerin demokrasisi olması pek de aldırmamamız gereken bir tesadüf mü?&lt;br /&gt;Yaşadığımız iç savaşta, faili meçhul cinayetlerde, her yandan fışkıran çetelerde, o çetelerin içinden her seferinde askerlerle polislerin çıkmasında, liseli gençlerin birbirlerini vurmasında, yetmiş milyonluk bir toplumun 2006 yılında en büyük sorununun “genç kızların saçı” olmasında siz “demokrasi” eksikliğinin hiçbir izini görmüyor musunuz?&lt;br /&gt;Sakatlanmış bir imparatorluktan “sağlam” bir cumhuriyet yaratma mucizesini ne yazık ki gerçekleştiremedik.&lt;br /&gt;Bu mucizeyi bundan sonra gerçekleştirebilir miyiz?&lt;br /&gt;Televizyon programlarında bir tek özgün cümle söylemeden yalnızca ezberlenmiş cümleleri tekrarlayan, hamasetten ihtiyarlamış üniversite gençlerine, her yanından silah fışkıran liselere baktığınızda bu mucizenin işaretlerini görebiliyor musunuz?&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti iyi bir yere gidiyor gibi gözükmüyor.&lt;br /&gt;Ne olacağını bilemem ama kesinlikle söyleyebileceğim tek şey, yola böyle devam etmemizin mümkün olmayacağı.&lt;br /&gt;Toplum ve devlet kendini değiştirmek için gerekli iradeyi gösteremezse bizi hayat değiştirecek.&lt;br /&gt;Geleceği kişisel olarak pek de umursamayacak bir yaştayım artık.&lt;br /&gt;Ama gönlüm genç çocukların gelişmiş ülkelerdeki çocuklar gibi huzurlu ve zengin yaşamasını istiyor.&lt;br /&gt;Ama bugünkü tabloya baktığımda aklım gönlüme acıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-5128849469177965586?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/5128849469177965586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=5128849469177965586' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5128849469177965586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/5128849469177965586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/buras-bir-lke-miahmet-altan.html' title='Burası bir ülke mi?/Ahmet Altan'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-45918792095085874</id><published>2007-02-08T00:25:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T00:27:55.137+02:00</updated><title type='text'>İnsan Öldürme/ Ahmet Şahin</title><content type='html'>AHMED ŞAHİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam’da insan hayatının dokunulmazlığı vardır!..&lt;br /&gt;Büyük günahların sıralandığı (Heytemi’nin) Zevacir’ini incelemekteyim. Kitabın ikinci cildindeki insan öldürmenin dehşetini anlatan hadisler doğrusu iman sahibi her insanı titretecek dehşettedir. Bugün sizlere bu hadislerden mealler sıralamak istiyorum.&lt;br /&gt;İslam’daki bu hükümleri bilen bir insanın şu ya da bu bahane ile adam öldürmeye cür’et etmesi sanki imkansız gibi görünmektedir. Hadisler insan hayatının dokunulmazlığını şöyle nazara vermekteler:&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;1-“Dünya bir yana, bir insanın haksız yere öldürülmesi bir yana!”&lt;br /&gt;Demek ki, bir adamın hayatı dünyadan da mühimdir. Dünya feda edilir; ama masum bir adamın hayatı haksız yere feda edilemez. Çünkü suçsuz insanın hayatı Allah’ın koruması altındadır. Kimse onu yok etmeye kalkışamaz.&lt;br /&gt;2- “Bir suçsuz insanın öldürülmesine yer gök sakinleri hep birlikte ortak olsalar, Allah onların çokluğuna bakmaksızın (tek masum adamın hakkı için) hepsini de burnu üzerine cehenneme sürer...”&lt;br /&gt;3-Bir insanı öldürmek şöyle dursun, öldürülmesine bir kelime ile yardım etmek dahi yeter o kimsenin mahşerde alnı üzerine “Bu adam Allah’ın rahmetinden uzak biridir” diye yazılması için...&lt;br /&gt;Anlaşılan: Öldürmeye teşvik edenin dahi mahşerde alnı üzerine “Bu adam Allah’ın rahmetinden mahrum biridir; çünkü bir masum adamın öldürülmesine bir kelime ile de olsa teşvikçilik etmiştir!” ilanı asılacak, tüm mahşer halkı içinde ibret için dolaştırılacaktır.&lt;br /&gt;4- “Allah hakkı olarak mahşerde ilk soru namaz sorusu olacak, kul hakkı olarak da ilk soru kan döken adamın sorusu olacaktır.”&lt;br /&gt;5-“Bir mümini öldüren katil, bundan vicdan azabı duymayıp da sevinç hissetmeye devam ederse artık onun ne fidyesi kabul olur, ne de herhangi bir iyilik ve hayrı onu kurtarır...”&lt;br /&gt;6-“İki Müslüman birbirine karşı silahlarını çeker de vuruşmaya başlarlarsa ölen de öldüren de cehennemde yerini hazırlamış olur.” Dediler ki:&lt;br /&gt;-Öldüren katilin cehennemde olmasını anlıyoruz; ama ölen neden cehennemde olacak? Buyurdu ki:&lt;br /&gt;-Ölen de öldürmek niyetiyle vuruşmaya girişmişse öyledir.&lt;br /&gt;7-“Sizden biri, kardeşine karşı silahını (işaret için de olsa) yöneltmesin. Çünkü melekler kardeşine karşı silah yöneltenlere lanet ederler.”&lt;br /&gt;8- “Mümin bir adam, ülkesindeki itaat eden bir zimmiyi, (gayrimüslimi) haksız yere öldürürse bilsin ki o katil, cennete girmek şöyle dursun, cennetin beş yüz senelik uzaklardan duyulan kokusunu dahi duyamaz!..”&lt;br /&gt;Yani cennetin beş yüz senelik yakınına dahi yaklaştırılmaz katil adam haksız yere öldürdüğü zimmi sebebiyle...&lt;br /&gt;9- “Mümin, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği kimsedir!..”&lt;br /&gt;Bütün bunlardan sonra denebilir ki, İslam’da insan hayatının dokunulmazlığı vardır.&lt;br /&gt;Her insanın hayatı Allah’ın verdiği dokunulmazlık teminatı altındadır. Kimse kimsenin hayatına kastedemez. Allah’ın verdiği dokunulmazlık teminatını kimse bozamaz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-45918792095085874?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/45918792095085874/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=45918792095085874' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/45918792095085874'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/45918792095085874'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/insan-ldrme-ahmet-ahin.html' title='İnsan Öldürme/ Ahmet Şahin'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-6781024799282421961</id><published>2007-02-08T00:21:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T00:25:21.026+02:00</updated><title type='text'>Kemikleri sızlayan hacının öyküsü/ Baha Övünç</title><content type='html'>Baha Övünç&lt;br /&gt;Kemikleri sızlayan hacının öyküsü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İBRETLİK YAŞAM HİKAYESİ Yaşantımın her döneminde, yokluk içinde olmalarına rağmen evlatlarını okutabilmek için çırpınan, kendilerini paralayan ana-babalara tanık oldum. Bunların içinde öyle biri var ki, onu anmadan geçmem mümkün değil! Hacı Yahya idi ismi. Köylü uzatmaz, kestirmeden “Hacı” derdi ona. Karısı Ümmügül köyün en güzel hamurunu açar, nerede düğün dernek olsa tandıra ilk koşan olurdu. Yağmur dualarında kazan kazan dökülen pilavların, etli ekmeklerin üzerinde hep onun emeği, alın teri vardı. Kurban edilen keçileri, koyunları kekik dolu otlaklarda güden, köyün çobanlığını yapan küçük oğlunu da unutmamak gerek. Köyün çocukları koşup oynarken o çobanlık yapar, bir yandan da okula gitmeye çabalardı. Zeki çocuktu. Köylerinde bulunan ilkokulda, okumayı sınıfında ilk söken öğrenci olmuştu. Öğretmeni, ilk kez bu kadar çabuk okuyabilen bir öğrenciye sahip olmanın heyecanıyla babası Hacı Yahya’yı okula çağırmış, “ne yaparsan yap bu çocuğu okut” diye tembih etmişti. Yokluk içinde boğuşan Hacı Yahya, öğretmenin söyledikleriyle gururlanmış diğer taraftan da büyük bir tasanın içine düşmüştü. Elinde avucunda yokken nasıl okuturdu oğlunu? Onun okuma gayretini görüyordu ama elinden gelen bir şey yoktu. “Hele bir ortaokula gelsin düşünürüz” dedi, konuyu kapattı. Zaman çabuk geçti. Küçük çoban ilkokulu bitirdi, sıra ortaokula geldi. Köylerinde ortaokul yoktu. Babasının onu şehre gönderip okutması da imkansızdı. “Galiba kaderimde çobanlık var” diye düşünüyordu. O böyle umutsuzluk içindeyken bir akşam üstü Hacı Yahya Ümmühan Hanım’a seslendi; “oğlanın eşyalarını hazır et, birazda azık hazırla, yarın onu şehre götürüp okula bırakıp geleceğim.” Küçük çoban yaşamının ilk uykusuz gecesini geçirdi. Sabaha kadar dualar edip, Allah’a şükretti. İsteği olmuştu. Okumaya devam edecekti. Babasının yüzünü kara çıkarmamaya ant içti. Evine tekrar döndüğünde “büyük adam” olacaktı. Ertesi sabah Hacı Yahya komşusunun merkebini alıp, kendi merkebini de oğluna verip şehre doğru yola koyuldu. Okula gelince müdürden kayıt için gerekli evrakları öğrendiler. 6 adet vesikalık fotoğraf, 15 kuruşluk damga pulu, iyi hal ve kafa kağıdı gerekliydi. Onlarda bunların hiçbirisi yoktu. Hepsini çıkartmanın masrafı ise 55 kuruş ediyordu. O güne kadar Hacı Yahya’nın cebinde hiç 55 kuruş olmamıştı. Yola çıkarken eşten dosttan aldığı borçla oğlunu orta okula yazdırıp köyüne geri döndü. Okulda A, B ve C adında üç ayrı şube vardı. A şubesinde memur çocukları, B şubesinde esnaf ve orta halli ailelerin çocukları, C şubesinde ise köylü ve yoksul ailelerin çocukları toplanmıştı. Hacı Yahya’nın oğlunu C şubesine verdiler. Yüzleri yanmış, ayaklarında ayaklarından büyük ayakkabılar, üstü başı dökülen, üzerlerinde analarının diktiği önlüklerin bulunduğu çocuklarla doluydu sınıf. Hacı Yahya’nın oğlu bu sınıfta olmaktan hiç gocunmamıştı ama öğrencilerin maddi durumlarına, üstlerine başlarına göre sınıflandırılmaları ve bu kriterlere göre okutulmaları zoruna gitmişti. Ona göre “herkes eşit şartlarda eğitim görmeliydi!” 13 yaşında okumak için gurbete çıkan delikanlı, parasız yatılı okulun ardından lise için bir başka şehre gitmek zorunda kaldı. Burada da derslerindeki başarısıyla dikkatleri üzerine çekti. Biri hariç tüm dersleri 10’du. Bir tek beden eğitimi 7 idi. Atletik olmayan vücut yapısı, bu kadarına izin veriyordu çünkü. Ve gün geldi, liseyi de bitirdi. Üniversiteyi kazanarak İstanbul’a yerleşti. Onun bu başarısı Hacı Yahya’yı gururlandırmıştı. “Ne iyi ettim de okuttum oğlumu” diyordu. Oysa mühendis çıkan oğlu, babasının göğsünü kabartmaya daha yeni başlamıştı! İlk olarak Elektrik İşleri Etüd İdaresi’nde işe başladı. Eğitim için gönderildiği Amerika’dan döndükten sonra Barajlar Dairesi Başkanı ardından DSİ Genel Müdürü oldu. Başarı grafiği yükseldikçe yıldızı parlamaya, yıldızı parladıkça yükselmeye devam etti. İşte böyle. Hacı Yahya’nın azimle okuttuğu oğlu gördünüz mü nasıl büyük adam oldu! Bu yazdıklarımı çevresindekilerle paylaşmak isteyenler olabilir. Onlardan bir ricam var. Belki Hacı Yahya’yı tanıyanlar çıkar diye söylüyorum.&lt;br /&gt;Bu yaşanmış hikayeyi anlatın ama ne olur o küçük çobanın cumhurbaşkanlığına kadar yükseldiğini ve bir gün, inancının gereği olarak başını kapatan kızlarımıza “okumak istiyorsanız Suudi Arabistan’a gidin” dediğini kimseye söylemeyin.&lt;br /&gt;Söylemeyin de rahmetli Hacı Yahya’nın kemikleri daha fazla sızlamasın ne olur!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-6781024799282421961?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/6781024799282421961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=6781024799282421961' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6781024799282421961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6781024799282421961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/kemikleri-szlayan-hacnn-yks-baha-vn.html' title='Kemikleri sızlayan hacının öyküsü/ Baha Övünç'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4801224240994173521.post-6826758218325441664</id><published>2007-02-08T00:18:00.000+02:00</published><updated>2007-02-08T00:20:29.011+02:00</updated><title type='text'>İlelebet payidar kalacak mıdır?/ Engin Ardıç</title><content type='html'>Engin Ardıç&lt;br /&gt;İlelebet payidar kalacak mıdır?&lt;br /&gt;&lt;a style="TEXT-DECORATION: none" href="mailto:"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://adserver.adsimsar.net/servlet/click/zone?zid=8&amp;pid=54&amp;amp;lookup=true&amp;position=1" target="_top"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz sürekli suç işliyoruz: Yürürlükte bulunan devrim yasalarına göre şapka giymemek de yasaktır, paşaya paşa demek de!...Emekli orgeneral Kemal Yavuz geçen gün “bu gidişle Türkiye Cumhuriyeti yirmi sene dayanmaz” demiş. (Az kalsın “Yavuz Paşa” diyecektim de oradan aklıma geldi.)Kendi fikridir. Biz televizyonda “Amerikan ordusu Bağdat’a giremez çünkü arazi bataklık” diyen, karacı değil havacı paşalar da görmüştük. Amerika batağa saplandı saplanmasına da, o anlamda değil. Eh bu da bir emekli paşa görüşüdür...Deyip geçemeyiz, çünkü Kemal Yavuz haklı görünüyor.Ünlü ve yaşlı bir İsveç kültür adamı da (Gunnar Myrdal’ın oğlu Jan Myrdal mıydı yahu, Zülfü Livaneli daha iyi bilecektir) Amerika Irak’a saldırdığı zaman “ölmeden Türkiye’nin bölündüğünü ve Kürdistan Devleti’nin kurulduğunu göreceğim” demişti. Hemen küfür etmeyiniz, üzülerek söylemişti bunu.Yanılıp da bir Amerikan-İran savaşına girerse Türkiye Cumhuriyeti biter.Yanılıp da Kuzey Irak’a girerse de, bitmez ama, Amerika bunun bedelini bize öyle bir ödetir ki, 12 Eylül öncesinden beter oluruz ve devlet de gene “biteyazar”... Kıbrıs’a “girince” başımıza neler geldi, otuz üç yıldır yaşadık ve gördük. Zarar yok, devlet kurmak bizim “hobimiz”, on yedincisini kurarız. Yeni bir devlet kurup da altmış yıl içinde dört kere anayasa değiştirmiş, üstelik sonuncusunu da sağından solundan kurcalayıp tırtıklamış bir ülke olarak, bizde çare tükenmez! Her halk devletsiz de yaşar, biz yaşayamayız. Devleti yoksa Türk de yoktur. Yunan halkı Osmanlı yönetiminde dört yüz yıl dilini de, dinini de korudu, biz bağımsız devletimizde bile korumakta zorlanıyoruz... Fakat kurarız bir yenisini, derme çatma da olsa.Sonuçta, devletin batması demek, kayıp kıta Atlantis gibi sulara gömülmesi demek değildir ya... Dedem doğduğunda İkinci Abdülhamid’in, amcam doğduğunda Mehmet Reşat’ın, babam doğduğunda Vahdettin’in tebasıydı; Osmanlı devletiyle birlikte ölmediler, nüfus kâğıtları değişti!Fakat yeni kuracağımız devlet daha “derli toplu” ve daha “küçük” olabilir ha...Artık buna kim kaçıncı cumhuriyet derse der, halayık becerildikten sonra kapıya kol demiri vurmanın da, cumhuriyetlere numara vermenin de yararı yoktur.Böylece Avrupa Birliği’nin, dilinin altından daha on yedi yıl önce çıkardığı ve fakat bu fakirden ve emekli başsavcı Vural Savaş’tan başka kimseciklerin farkına varmadığı bakla, ünlü “Antalya önerisi” de gündeme gelir: “Geri kalmış olan doğu bölgelerinizi bırakın, daha gelişmiş olan batınızı, yani Marmara ve Ege’yi birliğe alalım!”Sevres Antlaşması gereğince Orta Anadolu’ya “hapsedilmiş” bir Türkiye yerine, “batısı kabul edilmiş” yeni ve yarım bir Türkiye... (Kusura bakmayın, şunları “Sevr” ve “Lozan” şeklinde yazarsam kendimi Refii Cevat Ulunay gibi hissediyorum.)Kürt’e toprak, Ermeni’ye de milyarlarca dolar tazminat vermiş “alil” bir Türkiye... Devekuşu gibi kafayı kuma gömmeyi sevmiş, kendi gerçekleriyle yüzleşmeyi sürekli ertelemiş, buna ancak çok zorlanınca ucun ucun yanaşmış bir Türkiye’nin amansız faturası! Osmanlı İmparatorluğu’nu 1923 yılında Lausanne’da tasfiye ettiğini sanmış, fakat şimdi kendisine “son pürüzler” de temizletilmiş bir Türkiye...Yutacak mıyız bu zokayı?Yutmayacağız. Peki ne yapacağız, gargara mı?Hepimizin naçiz vücudu bir gün elbet toprak olacak da, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak mı? Yerlerde sürünen bir ekonomi, okkalı bir dış borç, yetersiz sermaye birikimi, olmayan bir soluyla, berbat eğitim ve sağlık hizmetleriyle, ne doğulu ne batılı saçmasapan yaşama biçimiyle, yıkılmış ve yerine yenisi konulamamış ahlak düzeni, daha doğrusu düzensizliğiyle, herbiri “birer Ogün Samast” olmaya gönüllü milyonlarca işsiz, bilgisiz, becerisiz, kafasız, vahşi ve barbar lumpenproleteriyle nereye kadar gidecek bu ülke? Ne kadar gidecek?Emekli orgeneral Kemal Yavuz “yirmi yıl” diyor. Bu iyimser bir tahmin mi, kötümser bir tahmin mi?Haa, aranızda, “ben vapura biner Samsun’a giderim, apoletleri de söker sağa sola telgraf çekerim” diyen varsa görelim bakalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4801224240994173521-6826758218325441664?l=makifden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://makifden.blogspot.com/feeds/6826758218325441664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4801224240994173521&amp;postID=6826758218325441664' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6826758218325441664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4801224240994173521/posts/default/6826758218325441664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://makifden.blogspot.com/2007/02/ilelebet-payidar-kalacak-mdr-engin-ard.html' title='İlelebet payidar kalacak mıdır?/ Engin Ardıç'/><author><name>M. Akif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09086758587331389245</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
