Metin Karabaşoğlu’nun 2004 yılında ilk kez basılmış olan Tehlikeli Denemeler adlı kitabı birbirinden bağımsız makalelerden oluşan bir kitap. Makalelerin konularının birbirinden farklı olması ya da birbirinin devamının olmaması sizi yanıltmasın aslında bütün makaleler Risale-i Nur perspektifinden yazılmış ve onun bakış açısından zihnimizi meşgul eden bazı kavramlara açıklamalar ya da analizler getiriyor.
Kitabı benim açından ilgi çekici yapan ise sürekli olarak meşgul olduğumuz, arkadaşlarımızla tartıştığımız İslam ve bilimin ilişkisi, milliyetçilik ve devletçiliğin Müslümanlar üzerine etkisi ve cihat nedir, Günümüzde nasıl olmalıdır gibi dün tartışılan, bugün tartışılmakta olan ve muhtemelen yarın da tartışılacak olan meselelerle ilgilenmesi. Tabii asıl önemli olan bu konuları gündeme getirmesi değil bu konuları İslam âleminin son yüzyılda yetiştirdiği en büyük âlimlerden biri olan Bediüzzaman Said Nursi’nin yazmış olduğu Risale-i Nur’ları referans alarak analiz etmesi.
Kitabın “bilime nasıl bakmalı?” adlı bölümünde Karabaşoğlu şuana kadar Risale-i Nur’ların pozitivizmin ötesine geçemediği ya da Şerif Mardin’in değerlendirdiği gibi deism-doğal din yaklaşımı atfetmesini bir hata ya da yanlış anlama olduğunu belirtiyor. Daha sonra da Risale-i Nur’lardan yaptığı pek çok alıntılarla Risale-i Nur’un İslam ile bilimi uzlaştırmaya çalışmadığını, bilim ile İslam arasında ancak peder-çocuk ya da köle-efendi ilişkisinin olduğunu gösterdiğini tespit ediyor. Hatta bunu Risale-i Nur’un bakış açısıyla “bilginin yeniden imanileştirilmesi” olarak adlandırıyor.
“Müspet milliyetçilik var mı?” başlıklı bölümde Risale-i Nur’ların nasıl yanlış anlaşıldığının vahim bir örneği aslında. Risale-i Nur’larda geçen milliyet kelimesinin diğer bölümlerde geçen kısımlarla değerlendirildiğinde ve aynı zamanda yazıldığı dönemler göz önüne alındığında (cumhuriyet öncesi) müsbet milliyetin İslam milliyetine atıf yaptığını ve milliyetçiliğin aslında bir iman zaafına işaret ettiğini nefsanî bir zevk, uğursuz bir kuvvet gibi müsbet olmadığını “Yirmialtıncı Mektub”dan alıntı yaparak söylüyor. Diğer bir yandan müsbet milliyetçilik diye bir kavramın Risale-i Nur’larda geçmediğini, milliyetçilik kavramının pek az yerde ve “menfi milliyetçilik” ya da “menfi milliyetçiler” şeklinde geçtiği tespitini yapıyor. En sonunda da “İslamiyet cahiliye asabiyetini kesip atar” hadisini hatırlatarak meseleyi kapatıyor.
Devletin sonradan oluşturulan bir tüzel kişilik olduğunu vurgulayan yazar, “devletçilik: bir zihniyet anatomisi” adlı bölümde tabiatçıların her şeyi tabiattan ya da nedenlerden ibaret gören yaklaşımına benzer biçimde devleti kutsayan zihniyetin de devlet gibi sonradan meydana gelmiş bir sosyal sözleşmeyi sanki ezelden beri var olmuş ve olacak gibi düşünüldüğünü söylemekte. Bu konuda İslam tarihinden ve Osmanlı tecrübesinden de örnekler veren Karabaşoğlu, devleti bireyden üstün tutan anlayışın ve bireyi devlet karşısında üstün tutan anlayışın İslam tarihi boyunca mücadele halinde olduğunu belirtiyor. Bunun yanında Bediüzzaman Said Nursi’nin hem Abdülhamit istibdadına hem M. Kemal’in baskı rejimine hem de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasına destek vermediğini belirterek bu üç anlayışın ortak noktasının devleti önceleyen bireyi geri plana iten anlayışlar olduğunu söylüyor. Aslında bu çarpıcı ve pek yapılmayan benzetme başlı başına bir kitap konusu olabilir.
Cihadı maddi ve manevi olarak ikiye ayıran yazar manevi cihadın hiçbir zaman bitmeyeceğini çünkü nefisle mücadelenin bu cihadı oluşturduğunu, maddi cihadın ise yine İslam tarihinden örneklerle ancak bir ülkenin İslam’ın anlatılmasına engel olduğu zaman savaş açılabileceğini belirtiyor. Bundan sonra ise bu savaşın mutlaka adaletli olması gerektiğini yani tehdit oluşturuyor veyahut da içinde düşman barınabilir diye köylerin boşaltılamayacağını, yaşlı ya da çocuklara zarar verilemeyeceğini, kitle imha silahlarının kullanılamayacağını kısaca topyekûn bir savaşın cihat anlayışına uymayacağını söylüyor.
Sonuç olarak bahsetmediğim bölümleriyle birlikte bu kitaptan herkesin değindiği konularla ilgili İslami bakış açısının nasıl olması ile ilgili yeni pek çok şey duyacağını düşünüyorum. Risale-i Nur okuyan ya da merak edenlerin için ise kesinlikle okunması gereken bir eser. Diğer yandan haddim olmayarak bu kitabın yeni bir isimle, dipnotları düzenlenerek yeniden basılmasının hem satış, hem de imaj açısından daha güzel olacağı kanaatindeyim. Dilerim ki Metin Karabaşoğlu gibi entelektüellerin sayıları artar ve bu tarz akademik, içi dolu kitaplar ile daha çok karşılaşırız.
Mehmet Akif Memmi
0 comments:
Yorum Gönder