16 Mart 2009 Pazartesi

Martin Luther *(1483-1546)

Martin Luther Avrupa’da Protestanlık hareketini başlatan düşünürdür. Ancak o dönem pek çok kişinin kiliseye karşı düşüncelerinin olduğunu, toplumda büyük bir rahatsızlık olduğunu ve Martin Luther’in kilisenin kapısına ilk protesto yazanın olmadığını unutmamalıyız.

Martin Luther’in düşüncelerini anlamak için onun ilk önce hayatına bakmalıyız. Babasının isteği üzerine hukuk okuyan Luther bir üniversite gezisi dönüşü fırtınaya yakalanınca ölüm korkusundan Aziz Anna’dan yardım istedi ve eğer buradan kurtulabilirsem keşiş olacağım dedi. Fırtınadan kurtulduktan sonra babasının itirazlarına rağmen en yakın kilise okuluna kayıt oldu. Fırtınadan dua ederek kurtulması Luther’e ileride Protestanlığın temel kurallarını belirlerken hatırlayacağı aracısız bir şekilde tanrıya ulaşma yani dinsel ritüellere ya da papazlara ihtiyaç duymadan tanrıya ulaşılabilineceği hakkında fikirler verdi.

Kilise eğitimi sırasında belki gençliğin etkisi ile kendisini tanrı tarafından affedilmez bir günahkâr olarak gören Luther bu düşüncelerini bir keşişe açtı. Keşiş ona Paul’un mektuplarını ve Aziz Augustinus’un bölümlerini okumasını tavsiye etti. Okuduklarında ilacını bulan Luther kurtulmak için kurtulmaya inanması gerektiğini öğrendi. Bu tecrübe de ona Katolik Kilise’si ritüelleri yerine imanı ön plana alması gerektiğini söylüyordu.

Luther 16. yüzyılın başlarında rahip olduğunda kilise Hıristiyanları sömürmek için yeni yeni yöntemler geliştiriyordu. Bunlardan en önemlisi herhalde Aziz Peter Kilisesini yeniden inşa etmek için endüljans (cennetten toprak satışı) satışıdır. Bu Hıristiyanlığın günahların sadece tanrı tarafından affedilebileceği ilkesine açıkça karşıydı. 

1517’de Luther endüljansa karşı 95 tezini Wittenberg Kilisesinin kapısına astı. Luther her ne kadar akademik bir tartışma yapmak istese de tartışma kısa sürede bütün Avrupa’ya yayıldı ve endüljans satışları kısa sürede düştü. 86. tezinde Luther neden Papa en zenginimizden bile daha zengin olduğu halde kiliseyi kendisi yaptırmıyor? Mealinde soruyordu.

Papalık avukatlarının endüljansları savunması üzerine Luther daha ateşli bir biçimde günahların sadece tanrı tarafından affedilebileceğini savunmaya başladı. Dahası tanrı ile kul arasına kimsenin girmemesi gerektiğini ve herkesin kendi rahibi olduğunu ekledi.

1520’de Luther Papalık tarafından aforoz edildi. Fakat burjuva ve seküler aristokratlar Luther’i destekledi ve Luther ulusal bir kahraman haline geldi. Saksonya Prensi Luther’i himayesi altına aldı. Burada Luther İncil’i Almancaya çevirdi ve birçok alman milliyetçisinin seveceği sözler söyledi.

Luther’in hiçbir zaman toplumsal devrim fikri olmamasına rağmen kilisenin eşitlikçi olmayan yapısına karşı devrimci düşünceleri olmuştur. 

Köylülerin sadece dini aristokrasiye değil bütün feodal sisteme karşı ayaklanmaları üzerine Luther ilk başta uzlaştırıcı bir tutum sergilemiş daha sonra İncil’in kurallarının hayata geçmesi için kan dökülmesini istemediğini belirtmiş ancak daha sonra köylü ayaklanması tehlikeli bir hal alınca kiliseyi, aristokrasiyi, burjuvayı desteklemiştir köylülere karşı. Şiddetin köylüler tarafından kullanılması halinde tehlikeli bir hal alacağını anlayan Luther, daha pasif bir direnişi savunmuştur. 1517’de devrimci olan Luther 1525’de muhafazakâr olmuştur.

Luther’in en devrimci düşüncesi Hıristiyanlık hakkında insanların tanrıya aracı olmaksızın ulaşabileceğidir. Bu düşünceye göre kilise yapısı ve papazlar önemsiz hale gelecekti ancak köylü isyanı ile bunun tehlikeli olabileceğini görmüş Protestan Kilisesi’ni kurarken sadece bazı Katolik ritüellerini kaldırmıştır. Burada yine görebileceğimiz üzere Luther devrimci olamamıştır.

Protestan Kilisesi ile Katolik Kilisesi arasında en büyük farklılık Luther’in kilise kralın kontrolü altında olmalıdır düşüncesidir. Bu şekilde Luther hem Alman Kilise’sini papalıktan korumuş oluyordu hem de burjuvaya dini aristokrasiyi bitirip ulusal monarşiyi kurma imkânı veriyordu. Luther hatta eğer kral Protestan ise aynı zamanda kilisenin liderliğini de yapmasını istemiştir. 

Bu dünyanın düzenini Tanrı koyduğu için bu sisteme herkesin uymasını savunmuştu Luther. Herkesin yeteneklerine göre bir sınıflandırma yapılmıştı tanrı tarafından ve köleler bu düzene karşı çıkmamalıydılar efendileri dinsiz, adaletsiz veya Türk bile olsa.

Luther ve Türkler

Luther’in Türklere bakış açısı ilginçtir. I. Viyana kuşatmasına kadar Türklere karşı savaşılmaması gerektiğini Türklerin tanrının Roma Kilise’sinin günahlarına karşı göndermiş olduğu bir ceza olduğunu savunurken I. Viyana kuşatmasından sonra ateşli bir biçimde Türklere karşı ortak savaşı savunmuştur (1).

* Bu yazı Alaaddin Şenel’in Siyasal Düşünceler Tarihi adlı kitabının ilgili bölümünün büyük ölçüde özeti şeklindedir.


M. Akif Memmi 


1- Soykut M.,Avrupa’nın Birliği ve Osmanlı Devleti,2007,106

0 comments: