3 Mayıs 2008 Cumartesi

Liberalizm= Serbest Piyasa


Liberalizm-I yazımın ardından gelen yorumlar yazının en başında belirttiğim gibi Liberalizm’in bilinmemesinden kaynaklanmakta. Liberalizm ABD’nin resmi ideolojisi değildir aynı bugün ABD’nin Irak’a götürdüğünün demokrasi olmadığı gibi. Ama nedense her sakallıya dede deme alışkanlığımız devam ediyor. Liberalizmle ilgili 2. Yazı olan bu yazı da daha çok piyasa ekonomisi ya da serbest piyasadan bahsedeceğim*.

Öncelikle geçen günlerde gördüğüm bir haberi paylaşayım sizlerle;

“Turkcell’in düzenlediği İşTcell Liderler Konferansı için Türkiye’ye gelen General Electric’in efsane CEO’su Jack Welch’in iş dünyası temsilcileriyle yaptığı toplantıya, İshak Alaton’la yaptığı Adam Smith-Karl Marx tartışması damgasını vurdu. Welch’in bir saate yakın konuştuğu toplantının sorular bölümünde Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İsak Alaton’un önceden kaydedilmiş sorusu ekranda gösterildi. Alaton, sorusunda petrol fiyatlarının 112 dolarlı rakamlara ulaştığı, petrol üreticisi ülkelere yılda 1.5 trilyon dolar kaynak gittiği ve artan enerji fiyatları nedeniyle gıda fiyatlarının da anormal yükseliş kaydettiğine dikkat çekerek “Bu durum binlerce insanın açlık ve yoksulluk çekmesine ve hatta ölümüne yol açıyor. Serbest piyasa ekonomisi artık işlevini yerine getiremiyor mu? Adam Smith öldü sanırım. Çözüm için insanlığın Karl Marx’ı yeniden keşfetmesi mi gerekiyor. Bunu burada birlikte yapabilir miyiz” sorusunu dile getirdi.
BÜYÜK ALKIŞ • Alaton’un sorusu salonda bulunanlardan yoğun alkış alınca Welch “Sanırım salondakiler sorunun içeriğine değil de akıllıca ve komik olmasına alkış tuttu. Yoksa burada bulunan hiç kimsenin serbest piyasa ekonomisine inançsızlığı olduğunu sanmıyorum” yanıtını verdi. Welch “Kapitalizm eksikliklerine rağmen, mevcut sorunlara ve ihtiyaçlara yine de en iyi cevap veren sistem. Mükemmel çalışmasa da çağın ihtiyaçlarına en iyi çözüm yolları sunuyor. Mutlaka alternatif enerji kaynakları bulunmalı. Yenilebilir enerji kaynaklarının geliştirilmeli ve nükleer enerji konusunda da adımlar atılmalı. Günümüzde herkesin her konuda farklı fikirleri var. Bu da serbest piyasa ekonomisinin kötü yanı denebilir. Yoksa Karl Marx’ı mevcut sorunlara bir çözüm yolu olarak görmenin saçma olduğunu düşünüyorum” dedi.”

Türkiye’nin sayılı iş adamlarından İshak Alaton’un sorusu ya onun serbest piyasayı hiç bilmediği ya da ahbap-çavuş ilişkisi içerisinde zengin olduğu için şuana kadar serbest piyasa ekonomisinden fayda görmediği olabilir. Aynı şekilde diğer iş adamlarının alkışlaması da olayın vehametini gösteriyor. Welch tabi Türkiye’de dönen numaralardan devletin belli kişileri zengin etmesinden habersiz olduğu için soruyu anlayamamış.

Serbest piyasa ekonomisi arz ve talebin birlikte olduğu, tüketicinin egemen olduğu sistemdir. Serbest piyasanın temelleri;

— Özel mülkiyet

— Tercih ve girişim özgürlüğü

—Kişisel çıkarlar “görünmez el”

—Rekabet

—Sınırlı devlet

—Serbest ticaret

Kısaca değinecek olursak sırayla özel mülkiyet; her şeyin başıdır. Size ait olan bir şeyin tasarrufu size aittir. İstersen satarsınız ister saklarsınız. Tercih ve girişim özgürlüğü; Tüketiciler için tercih özgürlüğü yani birçok seçenekten seçim yapmak. Girişim özgürlüğü ise üreticiler için yatırımlarının önünde engel olmaması. Fiyatları arz ve talep belirler. Eğer böyle olmazsa kara borsa olur. Kişisel çıkarlar; İlk kulağınıza geldiğinde kişisel çıkarlar hoş gelmese de kişisel çıkarlar olmadan olmaz. Kasap kişisel çıkarları olduğu için para kazanması gerektiği için size et satar sizi sevdiği için veya faydalı olduğu için değil. Kasap kişisel çıkarını ne kadar çok düşünürse yani ne kadar çok para kazanmak isterse bizler o kadar daha ucuz et yeriz ya da daha lezzetli et yeriz çünkü kasap ya daha ucuza satıp sürümden kazanacaktır ya da daha kaliteli et getirecektir daha çok satmak için. Aynı şey diğer ticaret erbabı için de geçerli. Rekabet koşulu çok önemlidir. Rekabet olmaksızın piyasa sistemi yaşayamaz. Bu yüzden serbest piyasa ekonomisine serbest rekabet sistemi de denir. Rekabet herkesin en iyi becerdiği işi yapmasını ve her üretim faktörünün en çok gerekli olduğu yerde kullanılmasını, yani en etkin kaynak tahsisini sağlayarak ilerleme ve gelişmenin yolunu açar. Herhangi bir kimse veya işletmenin, belirli bir alanda bütün gücü ele geçirerek diğer insanların özgürlüğünü kısıtlamasını önler[i]. Yani Doğan grubu bir tekeldir medya da bunun liberalizmle ya da kapitalizmle alakası yoktur. Sınırlı devlet; Devletin olmayacağı bir sistemi günümüzde düşünmek zor böyle bir örnek yok. Ama bu devletin sınırlarının yetkilerinin sınırlı olmamasını gerektirmez. Devletin görevi bir önceki yazımda da belirttiğim gibi milli savunma, adalet, iç güvenlik gibi piyasanın üretemeyeceği şeyler olmalıdır. Serbest ticaret; ticaretin serbest bir biçimde yani vergilerden muaf gümrük vergilerinin olmadığı bir şekilde devam etmesini ister. Bildiğiniz üzere gümrükler yolsuzluklarla anılmaktadır ve genelde bu tarz yerlerde rüşvet ve rant sürekli olarak devam eder. Serbest ticaret ve Korumacılık birbirinin zıt anlamlısıdır.

Bugün serbest piyasa koşullarına uyulmaması ve korumacı politikalar izlenilmesi büyük problemlere yol açmaktadır. “Tarımda kendini koruyan ve içe kapalı bir politika izleyen AB; artık kimi uzmanlarca dünya tarımındaki bu son krizin nedenlerinden biri olarak da sayılmaktadır[ii].” Bu gibi korumacı politikalar kaynakların israf edilmesine yol açmaktadır.

Karma ekonomi denen yani bazı üreticilerin kamu elinde bazılarının özel mülkiyette olması piyasa gerçeğini değiştirmez. Bizde en fazla ihmal edilen husus sanki kamu kuruluşlarının para kaynağının vergiler olmadığını düşünmektir. Kamu kuruluşları zarar ederse eğer bunu kapatmak için vergi olarak geri döneceklerdir. Vergilerin kimin üzerinde kalacağını ve üretim ve tüketimi nasıl etkileyeceğini, vergi toplayan hükümet değil, pazarın işleyişi belirleyecektir. Sonuçta, kamu işletmelerinin nasıl çalışacağını da hükümet değil, piyasa belirleyecektir[iii].

Bu yazıda serbest piyasa ekonomisini inceledik. Bir sonra ki yazıda Türkiye ve serbest piyasa ekonomisi ve liberalizmi incelemeyi düşünüyorum. Bu yazı ve gelecek yazı da özellikle ekonomi ile ilgilenen arkadaşların katkılarıyla daha faydalı hale geleceğini düşünüyorum.

*Bu yazı da büyük ölçüde LDT’nin düzenlediği Hürriyet Mektebinde alınan notlardan faydalanılmıştır.



[i] Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.198-199

[ii] Ağa, http://hurkalem.blogspot.com/2008/04/son-gda-krizi-ve-ab-ekseninde-trkiyenin.html

[iii] Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.196

2 comments:

atakhan mikhael dedi ki...

akif liberalizm yazılarına devam ediyor. bu şekilde hem kendini geliştiriyore hem de bizleri bu konuda aydınlatıyor. akif'ten beklediğim liberalizmin ekonomik yönlerinden öte sosyal vaadleri. inşallah bunlarla ilgili yazılarda gelecektir.

yazı genel bir tanım olduğu ve benim de aynı konferansta bulunduğum için ekleyeceğim pek bir şey yok ancak bir cümle dikkatimi çekti.

"Bu gibi korumacı politikalar kaynakların israf edilmesine yol açmaktadır" kaynakların israf edilmesi liberal politkalarında artık içine girdi. ancak özel mülkiyet özgürlüğü içinde bu israf nasıl engelenecektir.

özellikle su konusuna değinmek istiyorum. golf sahaları çimlerinin güzel olması için tatlı-içme suyu ile sulanmaktadır. arıtılmış su kullanılmaz. bu kadar tatlı suyun kullanılması geri dönüşümü çok zor olan suyun azalmasına sebep olmaktadır. liberal düşünüş içinde insanların bu suyu kullanmalarını yasaklayamazsınız çünkü kendi sınırları içinde istediğini kullanma hakkına sahip. yüksek ücretler alarak engelleme olasılığı da oyk çünkü bu adamlar kalbur üstü insanlar ve ücreti çekinmeden ödeyecektir. ancak su azalacaktır. yazıdaki kavramların gerçek hayattaki yansımalarını düşününce aklıma bu örnek geldi.

eline sağlık akif...

M.Akif dedi ki...

"Bu gibi korumacı politikalar kaynakların israf edilmesine yol açmaktadır"

Bu cümle anlam olarak daha çok korumacı dış ticaret için kullanılıyor yani dünyanın herhangi bir yerinde daha ucuza bir ürün üretilirken siz bunu kendi ülkenizde istihdam ve benzeri sebeplerden dolayı üretmeye devam ediyorsunuz. Bu kaynakların israfına yok açıyor çünkü daha ucuza bu malı alma imkanınız var.

Atakhan'ın verdiği örneğe gelince;

Tatlı-içme suyunun bir fiyatı vardır. Eğer içme suyu çok azalırsa fiyatı artacaktır ve belli bir süreden sonra siz ne kadar zengin olursanız olun bunu karşılama sorunu ile karşılacasınız. Eğer hala bu sorunu çekmiyorsa golf sahasını içme suyuyla sulayan kişi ondan alınan ücretle yeni içme suyu tesisi yatırımları yapılabilir mesela deniz suyunu içilebilecek duruma getirebilmek gibi.

Arz-talep dengesi ve piyasa kanunları siz ne kadar müdahale ederseniz edin yine uygulanacaktır kominist ülke de olsanız bile. Örnek olarak daha önce kominist ülke de doktor olan ya da lisans mezunu olanların gidip başka ülkeler de fahişelik yapması gibi.