20 Nisan 2008 Pazar

Liberalizm-I*

Liberalizm Türkiye’de yeni yeni tanınan duyulan ama genellikle anlaşılamayan bir ideoloji. Özellikle son günlerde çatlayan muhafazakâr-liberal ilişkisi haberleri ve liberal kelimesinin liboş şeklinde godoş, nonoş gibi hoş olmayan kelimelerle birlikte kullanılması da liberalizmin bilinmediğinin bir diğer kanıtı. Birde liberal miberal malı kap götür al diye rahmetli Cem Karaca’nın bir şarkısının içinde vardı.Liberalizm bir kere Türkiye’de Ak parti iktidarının ya da birkaç köşe yazarının 3-5 senede ortaya çıkardığı bir ne varsa satalım herkese her yapmak istediğinde özgürlük diyen bir ideoloji değil.

Liberalizmin kavramının tarihteki ilk kullanımı 19. Yüzyıl başlarına denk geliyor. İlerleyen zamanlarda “laissez faire laissez passer” (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) ilkesiyle özgürlükleri savunan düşünce kavramı olarak literatürde yer alıyor[1]. Yalnız liberalizm kelime manasıyla ya da kullanışıyla baktığımızda her yerde aynı mana anlaşılmıyor. Mesela 19. Yüzyılda İngiltere’de klasik liberalizm ve liberteryanizm (yazıda bunun üzerinde duracağım) anlatılırken, 20. Yüzyıl ABD’sinde etatist ve sol fikirlerle birlikte sosyalizm kelimesi yerine kullanılmaktadır[2].Günümüzde de liberalizm klasik liberalizm ve sosyal liberalizm olarak ikiye ayrılıyor temel olarak. Sosyal liberalizm daha çok sosyal demokrasiye yakın sosyal adaleti gözetir şeklinde düşünebiliriz.Yazının ana konusu olan klasik liberalizme gelirsek. Belki de en önemli kavramlardan biri özel mülkiyet. Özel mülkiyetin önemini anlamak için ve nasıl her şeyi etkilediğini görmek için şu satırlara bakalım;

“Bir ağacın elmaları, tabiat halindeyken, emeğini harcayarak onları toplayan kimsenindir. Çünkü o kişi o nesne için emek harcamış, ona kendinden bir şeyler katmıştır. Diğer taraftan, insan bunu yapmak zorundadır, çünkü yaşaması gereklidir. Bunu yapmak için diğerlerinin rızalarını beklemeye koyulsaydı, muhtemelen, hiçbir zaman ortaya çıkmayacak bir ortak rızayı beklerken hayatını kaybedebilirdi. Hâlbuki insan yaşama hakkına sahiptir. Şu halde, mülkiyet hakkı yaşama hakkından kaynaklanmaktadır.[3] ” Yani özel mülkiyet doğal bir haktır. Bu noktadan devam edersek; eğer bir kişi sizin elmalarınızı almaya kalkarsa bu özel mülkiyete saldırıdır, kabul edilemez. Bu kişi devlette olsa yani vergilerle sizin hakkınızı alıyorsa bu da kabul edilemez klasik liberalizmde.Peki devletin rolü nedir klasik liberalizmde diye soracak olursak eğer piyasanın üretemeyeceği şeyler olarak cevaplayabiliriz. Milli savunma, adalet ve iç güvenlik konusu devletin müdahil olması gereken konulardır. Adalet konusuna özel bir parantez açmak istiyorum. Adaletten kasıt hukuksuzluğu önlemek yani temel amaç kurallar koyup adaleti sağlamaktan ziyade hukuksuzluğu bertaraf etmek. Bu konuya adalet kurumlarının verdiği vicdanları sızlatan kararları örnek olarak verebiliriz. Yani adalet mekanizmasının varlığı hukukun üstünlüğünü bize göstermez. Devletin iç ve dış güvenliği sağlamak ile adaleti sağlamak için aldığı vergiler dışındaki vergilerin hepsi özel mülkiyete müdahaledir. Peki devlet müdahalesi artarsa ne olur;“Her ilave devlet müdahalesi, bütün kötülüklerle mücadele etmenin ve bütün kazançları teminat altına almanın devletin görevi olduğu yolundaki gizli faraziyeyi kuvvetlendirir. Büyüyen bir idari organın artan iktidarı, toplumun geri kalan kısmının, bu organın daha fazla büyümesine ve kontrolüne direnme gücünün azalması ile birlikte yürür. Gelişen bir bürokrasi tarafından yaratılan mesleklerin katlanarak büyümesi, bürokrasi tarafından düzenlenen sınıfların mensuplarını, akrabaları için emin ve saygı gösterilen yerler edinme şansını artırarak, saflarını genişlemeye meyil ettirir. Menfaatlerini büyük ölçüde kamu aracılığıyla bedava kazançlar olarak elde etmeyi bekler hale getirilen insanlar sürekli olarak daha fazla kazanç elde etme uğruna beklentilerini yükseltirler[4] .”

"Birey, “herhangi bir seçme hakkı olmaksızın toplum için çalışmak zorundaysa ve genel hasıladan toplumun onun almasına hükmettiği oranda alırsa, toplumun bir kölesi olur [5] .Peki devlet ne kadar müdahale etmelidir. Bu konuda klasik liberallerin cevabı nettir. Hiç müdahale etmemelidir. Piyasaya tamamen serbest piyasa ekonomisi hâkim olmalıdır. Serbest piyasa ekonomisinin olmazsa olmazı rekabettir. Yukarıda devletin görevleri olarak saydığımız iç-dış güvenliği sağlamak ve adalette rekabet imkânı olmadığı için bu kurumlar devlete bırakılmıştır. Peki devlet herhangi bir sektöre müdahale ederse ne olur;“En tipik misal, yönetim organlarının, evsizliği önlemek gerekçesiyle ev yapım işine girmesidir. Bu yüzden sektörde çalışanların inşa ettiği evlerin değeri düşer, yönetim organları ev arzının daha büyük bir bölümünü kontrol etmeye başlar. İnşaatın türleriyle ilgili emredici düzenlemeler inşaatçının karını azaltır, böylece onu, sermayesini karın daha fazla olduğu alanlarda çalıştırmaya iter. Bu sürecin muhtemel sonuçları ise konut sektöründe kriz doğması ve yönetim organlarının iyice işe batmasıdır [6] .Devletin görevi bu rekabeti korumaktır. Rekabetin bireylerin hakkına tecavüzle ya da hile ile bozulmasını önlemektir.

Bu yazımda Liberalizmin çeşitlerinden bazı kurumlarından bahsettim. Liberalizm bir yazıda anlatılacak kadar küçük bir ideoloji değil. Bu yazıda özellikle tartışma olabilecek konularda bir çerçeve çizdim. Bundan sonra gelecek yorumlarla ve sorularla ilk yazı dizim olacak bu yazı dizisini devam ettirmeyi düşünüyorum.

M.Akif MEMMİ
[1] Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.14
[2] Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.18
[3] Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.42
[4] Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.110
[5] Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.112
[6] Yayla A.,Liberalizm, 2003, s.113
* Bu yazı imecedusuncesi.com'da 14.03.2008'de yayınlanmıştır.

1 comments:

liberal dedi ki...

Liberalizmi sol ve sağ en kötü yanlarını alarak yorumluyor. İnsanı ve insanlık tarihini sadece savaş sahneleriyle yorumlamaya benziyor.